Ekonomik Olarak Kim Gitsin Peki?

Aşağıdaki ankete oy kullandınız veya kullanacaksınız. Ben de biraz boşluk bulup bu sene futbol takımımızın oyuncuları ne kadar para kazanmış, kaç maç oynamış, bu sezon maç başına ortalama ne kadar kazanmışları tek bir tabloda toplamak istedim. Tabloda oynadıkları maç sayısını ilk 11 veya yedekten gelerek diye ayırmadan toplam verdim. Tabloyu aşağıda görebilirsiniz. Ama önce bazı önemli hususlar;

-Bu sene en çok forma giyen oyuncumuz 50/54 ile Egemen Korkmaz. Onu 45/54 ile Veli izliyor.
-40 maçın üzerinde oynamış olan futbolcular arasında en çok kazanan Simao olmuş. Bunda garanti para almasının payı büyük.
-Kırmızı renkle işaretlenmiş oyuncular “BENİM” Beşiktaşımda görmek istmediğim oyuncular. Bu oyuncular tüm takımın yıllık maaliyetin %51′i aynı zamanda.
-Bu maaliyetlere oyuncuların ev kirası, uçak bileti, araç kirası gibi giderleri dahil değil.
-Takımın en çok kazananı Quaresma. Onu Simao ve Hugo Almeida izliyor. Egemen, Fabian Ernst ve Fernandes’in aldığı parada gözümüz yok dersek 4. sırada HOLOSKO var.
-Yıllık kazancını oynadığı maç sayısına bölerek bulduğum maç başı kazançta ise ilk sırayı Ersan Gülüm alıyor. Sonra yine Bebe, Quaresma, Sidnei, Hugo Almeida, Burak Kaplan, Aurelio, Simao ve Holosko var.
-Nedense herkesin küfrettiği ÖZ, HAKİKİ, BEŞİKTAŞIN ÇOCUĞU Necip 25 bin Tl kazanmış. Onu yine çok küfür yiyenlerden Cenk 27 bin Tl ile, İsmail yaklaşık 40 bin Tl ile takip ediyor. Nedense en çok küfrettiğimiz adamlar, en fazla maçı oynayıp buna rağmen en az parayı kazananlar olmuş.
-SİVOK’un yerine kendimizi koyduğumuzda ne hale gelebileceğimizi yine tablo ortaya koyuyor. Sivok bu sene 40 maç oynayıp Ekrem’den bile daha az maaş almış. Eğer Tayfur Havutçu, kankası Toraman’ı oynatmak için onu kesmeseydi ortalama daha da düşecekti.

Peki ne yapmalı?
1) Beşiktaş şu durumda sahada formasını sonuna kadar ıslatanın parasını da kazandığı bir kulüp olmalı. Oynamayan oyuncuya bol keseden para ödenmesinin bir yolu garanti paraları düşürüp maç oynadıkça para kazanabilecekleri bir kontrat sistemine geçilmesi. Bunun uygulanabilmesi için oyunculara sözleşme değişikliği önerilmesi ve kabul etmeyenle yolların ayrılması. (Çünkü bu yarışmaya gir(e)meyen oyuncudan şampiyonluk yarışına girmesini beklemem)
2)Birinci maddenin uygulanabilmesi için gerçekten o formayı hakedene verecek TEKNİK DİREKTÖR ile anlaşılmalı.
3)Forma şansı verilmediğinden dolayısıyle para kazanamamaktan şikayetçi olup ortalığı karıştıracak oyunculara taviz verilmemeli. (Benim aklıma bu tanıma uygun sadece 2 oyuncu geliyor takımda ama) Oyuncu daha fazla kazanmak için daha fazla çalışmak zorunda olduğunu bilmeli. (bunun için 2. madde yine önem kazanıyor)
4) Oyuncunun uzun veya ciddi sakatlık durumlarında mağdur edilmeyeceğine inanması (güvenilir TD ve Yönetim??)

Neyse, tablo aşağıda (üzerine tıklayınca büyür). Bu sözleşmelerin çoğunun 2012-2013 sezonunda değişiklik göstereceğini, büyük kısmının artışa uğrayacağını da son söz olarak ekleyeyim.
Madem FEDA diyoruz, bu takım için son parasını bilete veren taraftarın FEDA dediği kadar futbolcuların da FEDA demesi şart.

Birazcık Onurunuz Varsa

Zurnada peşrev olmazmış o yüzden girizgahı ve lafı kısa tutup hemen diyeceğimi diyeyim.

Biraz onurunuz varsa İnönü’deki ilk maçımızda (şanssızlığa bakın ki o maç 19 Şubat’ta) Dişi Kartallar kadar delikanlı olup “Yıldırım Demirören Yeter” ve “Yönetim İstifa” dersiniz.

Bütan gazı kafa yapar!

29 Ocak günü Akşam gazetesinde bir röportaj yayımlandı. Yıldırım Demirören “Kulüpler Birliği Başkanı” sıfatıyla İsmail Küçükkaya’ya bazı açıklamalarda bulundu.

Okuduğum andaki mide bulantım geçer mi, hazmeder miyim diye bekledim ama üzerinden 48 saatten fazla geçti, benim iğrenmem geçmedi.

O röportajdan neden herkesin “YILDIRIM DEMİRÖREN YETER” demesi gerektiğini açıkça gösteren bir pasajı aktarıyorum. Tüm röportajı buradan okuyabilirsiniz.

- Gelinen noktada, doğru olan nedir, tam yetkili olsanız ne yapardınız?
En doğrusu, mahkeme sürecini beklemektir. İdeal olan bu. Mahkeme karar versin, boynumuz kıldan ince.
- Yapılabilir mi? 5-6 yıllık bir takvimden bahsediyoruz. Futbolda kanaatle karar verme uygulaması var…
Önce Türk futbolunu kurtaralım. Gerekirse 1-2 yıl fedakarlık yapalım.
- Nasıl yani… UEFA hiçbir Türk takımını Avrupa’ya almayabilir…
Mücadele yöntemini belirleriz. Genel kurulda karar alırız. Gerekirse hiçbirimiz Avrupa’ya gitmeyiz.

3 Temmuzdan bu güne sürekli “Ligimizin marka değeri” teranesi ağızlarda sakız. Başta Yıldırım Demirören olmak üzere şu an ip üzerinde cambazlık yapan tüm isimler bize kişisel çıkarların, küçük olsun bizim olsun mentalitesinin en güzel örneğini sunuyor.

Sırf kendi paçalarını (küçük imparatorluklarını da diyebiliriz) kurtarmak için başta Beşiktaş olmak üzere bunca futbol kulübünün prestijlerini ayaklar altına almayı göze alabilen, ne var gitmeyiverelim Avrupa’ya, UEFA ile ilişkilerimizi askıya alıveririz diyebilecek kadar şuurunu yitirmişlere bir önerim var. Gidin kendinize bir lig kurun. Kendi takımlarınıza isim seçin (Beşiktaş olmasın içinde, tavsiyem marka değerinizi artırmak için “MİLANGAZSPOR” güzel isim) ve kendi kendinize takılın. Ama bu pisliğe BEŞİKTAŞ’ı bulaştırmayın.

İkinci talebim de Beşiktaş taraftarına. Şimdi yetmiyorsa ne zaman yetecek?

“YETER YILDIRIM DEMİRÖREN YETER”

Not: Bu arada bu hokkabazlığın ana sebebinin UEFA ile ilişkileri askıya alıp yürürlüğe girecek UEFA kriterleriniden kaçmak olduğu gibi bir şüphem var açıkçası. Kulübü kendine borçlandırarak UEFA krakeri haline getiren Yıldırım Demirören’in de daha dahiyane bir çözüm bulmasını beklemiyordum.

Yiğit Özgür‘ün bir karikatürünü de paylaşayım arada.