Önceden belirteyim, böyle bir konuda yazıya görsel koymakla bile uğraşmak istemedim, o yüzden bir blog yazısından çok makale gibi gözükebilir, artık mazur görün beni.
Bu yazıda konunun teknik detayına hiç girmeyeceğim, bugüne kadar Üzülmez’in teknik yetersizlikleri ve özellikle sol bekte kesinlikle oynamamasi, hatta bu mevkiye alternatif olarak kadroda bile bulunmaması gerektiği ile ilgili sayısız yazım vardır herhalde. O yüzden bu yazıda konuya sadece Toraman olayındaki tavırları ve karakteri açısından değineceğim.
Öncelikle 2008′de yaşanan tartışmayla ilgili hafızaları biraz tazelemek gerek, zamanında bu konuyla ilgili şöyle bir şeyler yazmışım:
“Bu vesileyle sunu da belirteyim; dun Uzulmez”in Maraton”daki roportajini okumus ve soylediklerinin uzerinde durmadan sadece ilk firsatta konusmasina takilmistim. Simdi Uzulmez”in video goruntulerinde bizzat neler soyledigini de gordum ve tuylerim resmen diken diken oldu. Adamin futbolunu begenmiyorum, vizyonunu eksik buluyorum falan da, boyle hassas bir konuda bu kadar denyoca konusabilecegini ben bile tahmin etmemistim. Zaten daha konuya zevzek bir gulmeyle girisinden kelli irite olmusken, bir de sonrasindaki jest ve mimikleri, kullandigi ifadeleri, yaptigi vurgulari ve yine olsun yine yaparim tavirlarini gorunce artik soyleyecek bir sey kalmadi. Olayin terlik ve/veya kamptaki disiplin sorunu olmadigi Uzulmez”in her halinden belli. Oyle bile olsa, takim kaptanligi minimum seviyede de olsa bir yonetim becerisi gerektirir ve boyle bir olayin bu hale gelmesi de her iki kaptanin da herhangi bir yonetim becerisine sahip olmadigini kanitliyor. Uzulmez hem yas, hem de kaptanliktaki kidem acisindan Toraman”dan daha onde olduguna gore bu yonetim beceriksizliginin buyuk kismi da ondan kaynaklaniyor demektir…
Sonucta ikisinden de kaynaklanan beceriksizliklerden dolayi bu olay yasanmis ve bitmis olabilir, ama eger bu olaydan sonra Uzulmez gururla cikip o videodaki goruntuleri veriyorsa ve Toraman cok uzgun oldugu icin konusmamayi tercih ettigini soyluyorsa, bana gore her sey apacik ortadadir. Zaten takimda kalmasi icin ayilip bayilmiyordum, ama bu olaydan sonra Uzulmez”in derhal takimla ilisigi kesilmelidir. Toraman bu olayda olaylarin icyuzunu bilmeyen bana kurunun yaninda yanan yas gibi gozukuyor. O yuzden saglam bir para cezasi ile takimda kalmali gibi gozukuyor, ki kaptanliginin elinden alinmasi bence para cezasindan cok daha etkili olmustur bile. Ama daha once dedigim gibi, belli ki bu iste bizim bilmedigimiz ama futbolcularin, en azindan bir kisminin, mutlaka bildigi baska faktorler de var ve takim ici adalet dengesinin saglanmasi acisindan futbolcularin da gorusunun alinmasi taraftariyim. Su an itibariyle oyle gozukmuyor, ama eger Toraman”in da olaylarin bu kadar buyumesinde payi varsa, futbolculardan gelen tepkilere gore, her ne kadar teknik olarak bizi zorlayacak da olsa, Toraman”in da ilisiginin kesilmesi gerekebilir. Teknik olarak bir veya birkac mevkide zorlanmak takimdaki iliskilerin bozulmasindan cok daha onemsiz bir ayrinti benim gozumde…
Bugun gazetede okudugum senaryolar arasinda dogrulugu benim mantigima en yatkin senaryolarin basinda, gecen sezon Uzulmez”in tum fiyasko performanslarina ragmen formayi israrla giymesinin yarattigi rahatsizlik geliyordu. Butun bir sezon boyunca bu adaletsizligin yaratacagi sorunlardan bahsedip durduk buralarda, eger bunun olaylarin bu hale gelmesinde en ufak bir payi varsa, ilisigi kesilmesi gerekenler arasina bu isin sorumlusu teknik direktorumuz de girmeli, ama onun pek umrunda olmadigina eminim…”
Üzülmez’in söz konusu röportajı ve Toraman’ın İstanbul’a geliş haberinin linkleri aşağıda:
Toraman’ın İstanbul’a geliş haberi
Şimdi bu konuda önce biri diğerine küfretmiştir, diğeri ilk yumruğu atmıştır gibi pozisyon analizine girmeyeceğim, ama söz konusu iki futbolcunun o olaydan sonraki tavırlarından bazı çıkarımlarda bulunacağım.
Toraman’ın durumu daha kısa bir şekilde özetlenebilir olduğu için ondan başlayayım. Konuyla ilgili konuşmak istememesi ve bunu gerçekten uygulaması gerçekten olgun ve yaş ile kaptanlık kıdemlerini göz önünde bulundurunca aslında Üzülmez’den beklenmesi gereken bir hareket. Buna ek olarak, Üzülmez ısrarla üzgün değilim vurgusu yaparken Toraman’ın “tabii ki üzgünüm” yaklaşımı da üzerinde dikkatle durulması gereken bir nokta.
Şimdi gelelim Üzülmez’in röportajı esnasında bana göre verdiği alt mesajlara.
Bir kere böyle bir olay yaşamış ve kadro dışı kalmış biri olarak röportaja girişteki jest ve mimikleri tam bir fiyasko, ya gerçekten dünya umrunda değil ya da çok başarısız bir tiyatro oynuyor. İki durum da birbirinden kötü, verdiği demeçleri hiçbir zaman beğenmedim zaten, ama buradaki tavrı sanırım sahada ortasına vuramayan arkadaşlarına bağırmalarından sonra beni en çok irite eden ikinci görüntü.
İkincisi, böyle bir konuda “Aslında çok konuşulacak bir konu değil” diye lafa başladıktan sonra 6 dakika kesintisiz, üstelik de aynı şeyleri tekrar ederek konuşan biri varsa, o kişi için çok da konuşulmayacak bir konu değilmiş demektir. Kaldı ki mal bulmuş Mağribi gibi daha ilk fırsatta kameraya konuşan birinin konuya “Aslında çok konuşulacak bir konu değil” diye girmesi başlı başına bir fiyasko ve bu konu üzerine hiç kafa yormadığının somut bir göstergesi.
Yalnız bunca eleştirime rağmen Üzülmez’in takdir ettiğim bir hareketini de belirteyim. Olay öncesinde aralarında geçen konuşmaları, artık kendini koruma amacıyla mı yoksa takım arkadaşıyla arasında geçen muhtemelen küfürlü diyalogu saklama amacıyla mı bilmem ama, son derece yumuşatarak anlatması, bir nebze de olsa ona olan tepkimde hafifletici neden sayılabilir. Benim tahminim, bunu kendi başlattığı konuşma tarzını saklamak için yaptığı yönünde, ama bana göre düşük de olsa farklı bir ihtimal olduğu için Üzülmez’in bu hareketine bir paye vermem gerekiyor.
“Gene aynı şey olsa gene aynı şeyi yaparım, hiç pişmanlık da duymuyorum yani”: Terlik konusu gerçekten önemli bir disiplin konusu olabilir, Toraman’ın ayağındaki yara ve/veya terlikten olay bu kadar büyür mü gibi argümanların şu aşamada çok önemi yok, ama terlik veya konu hiç önemli değil, çok daha önemli bir disiplin konusunda arkadaşıyla yine kavga edeceğini ve bundan hiç pişman olmadığını söyleyen bir kaptan için ben şahsen söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Anlık bir sinirle olabilecek kavgaları gayet iyi anlıyorum (buraya birazdan bağlayacağım zaten), sonuçta halı sahada maç yaparken benim bile 25 senelik arkadaşımla gırtlak gırtlağa geldiğim oluyor, ama olay bittikten sonra pişman olmadığını söyleyen ve aynı şey olsa yeniden yapacağını iddia eden biri takım sporu yapmasın arkadaş, gitsin dağda eşkiyalık yapsın. Biraz ağır farkındayım, ama bu kadar net.
“Ne olursa olsun, işin sonu nereye giderse gitsin yaparım çünkü ben bu takımın kaptanıyım (aslında “Ne olursa olsun, işin sonu nereye giderse gitsin yaparım çünkü…” kısmı yeterli, çünküden sonrasına gerek bile yok, ama bir de bunu kaptanlığa bağlaması kaptanlık denen şeyi hiç anlayamadığının net göstergesi)”: 2.5 sene önce yaptığı bu açıklamayla bugünkü akıbetini kariyer olarak hak etmese de, karakter olarak sonuna kadar hak ettiğini göstermiş ne yazik ki. Ne olursa olsun, işin sonu nereye giderse gitsin yaparımın bu durumdaki karşılığı 11 senedir forma giydiğim takımdan jübile bile yapamadan kovularak ayrılmak zorunda kalacaksam da yaparımdır ve ne yazık ki öyle de olacak gibi gözükmektedir.
Şimdi geliyoruz zurnanın zırt dediği yere, Atakan Kurt’un “Geçmişten gelen bir husumet var mı Toraman’la aranızda?” sorusuna önce olur mu öyle şeyler minvalinde konuşup sonra durup dururken, kimse bu konuyla ilgili bir imada bulunmamışken kendi kendine “Ben hiçbir zaman da kimseyi kaptanım da ezeyim gibi bir düşüncem yok, hayatta da olmamıştır yani. Ama karşı taraf da kendini birinci kaptan olarak görüyor da başka bir düşüncesi varsa onu bilemem.” ifadesiyle ağzındaki asıl baklayı çıkartınca benim için olay gayet netleşiyor. Nitekim bunun hemen sonrasında “Benim de kulağıma gelen şeyler var yani, onu da bilemem.” demesi Üzülmez’in asıl niyetinin kampta disiplin sağlamak falan olmadığı, kendi kaptanlık otoritesini göstermek olduğu ve bu uğurda takım arkadaşına saldırmayı bile göze aldığı tezimi destekliyor.
İşin komik tarafı, bunlardan hemen sonra “Benim ne husumetim olabilir ya, o benim takım arkadaşım ya, böyle bir şey olabilir mi?” diyen birine o zaman sormazlar mı? Madem senin takım arkadaşın, kulağına gelen söylentileri televizyon kameralarıyla paylaşmak yerine niye gidip adam gibi takım arkadaşına sormadın ve bir açıklama istemedin. İşe gelince dedikoducu mahalle karısı zihniyeti, işe gelmeyince takımdaşlıktan dem vurma… Bu durumda da bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye sormamak elde değil.
“Yooak, gerçekten üzgün değilim. Yaşanılması gereken bir olay yaşandı yani, aynı şey gene olsa gene yaşarım.”: Beden dili ve ısrarla tekrar ettiği şey yoruma dahi gerek bırakmıyor.
Ve zirve noktası, Atakan Kurt’un “Ertugrul Saglam veya Sinan Engin’le konustun mu?” sorusunun cevabinin sonunu Üzülmez yine gene olsa aynı şeyi yaparım şeklinde, üstelik bu sefer bizzat kavga ederim yüklemiyle bitirerek son noktayı koyuyor. Bütün bu konuşma arasında Toraman’dan zırt pırt “karşı taraf” olarak bahsetmesi de konuşmada bahsettiği takım arkadaşlığından ne kadar uzak olduğunun da somut bir göstergesi.
Daha önce yazdığım gibi bu olayda Toraman’ın katkısı (ilk olayda onun da katkısı olduğu aşikar, ancak en azından olay sonrasındaki tavırlarıyla o olaydan ders almış olabileceğini bana hissettirdi) varsa Toraman’la da yolların derhal ayrılması gerektiğini savunuyorum, bu konuda yerli başka stoperin olmaması bile umrumda değil. Ancak Üzülmez 2.5 sene önce böyle bir şekilde takımdan ayrılabileceğini hissettirmişti ve bunu da gerçekleştirdi. Yazık oldu 11 senelik emeğine ve kariyerine, ancak ne yazık ki kendi düşen ağlamaz. Kaptanlık otoritesinin peşinde takım arkadaşına saldırabiliyorsan kariyerinin bu şekilde bitmesini göze alabiliyorsun demektir.
Bu arada şu haber de Üzülmez’in bu mantalitesinin bir belgesi niteliğinde. Normalde böyle haberlerin görüntülerini görmeden bu haberlere rağbet göstermem, ancak Üzülmez’in bunun muadili birçok demecine bizzat rast geldiğim için (yukarıdaki röportaj da buna bir örnek sayılabilir) bu haberin doğru olduğunu düşünüyorum.
Tamam arkadas, bu takımın kaptanı sendin de bu kaptanlık titrini böyle cansiparane bir şekilde savunmana gerek yok, illa kaptan olduğunu göstermek istiyorduysan saha dışında konuşmak yerine saha içinde Simao’nun IBB ve Karabük maçlarında oyunu kesen hakemlere koyduğu haklı tepkileri koyarak gösterseydin keşke. Bu iş böyle takımın kaptanı benim diyerek olmuyor ne yazık ki. Kaldı ki formayı giydiğin için daha önce hiç değinmedim ama, 2 sene önce şampiyonluk maçında takım 2-0 galip ve şampiyonluğa giderken sana jest olarak geri verilen pazı bantını takarkenki afra tafralarını da ben şahsen unutmamıştım. O yüzden de benim için hiçbir zaman bu takımın kaptanı statüsünde değildin zaten. 10.5 sene boyunca formayı giydiğin ve emek verdiğin için teşekkürler. Futbolunu hiç beğenmesem ve bu takimdan çok daha önce ayrılman gerektiğini savunsam da yine de bu şekilde ayrılmanı istemezdim, ancak kendin yaptın kendin buldun. Umarım şu anda sana biçilen mağdur rolünün cazibesine çok kapılmaz ve kendini de sorgularsın. Yolun açık olsun Üzülmez.
Yönetim ve teknik kadroya da takdirlerimi iletiyorum. Üzülmez’e jübile yapılmasına karşı değilim ve yapılmasını destekliyorum, ancak kadro dışı veya türevi bir çözümle Üzülmez’i kadroda tutmak yerine doğrudan ilişiğinin kesilmesi bana göre son derece doğru bir karardır. Üzülmez o şekilde kadroda kalsaydı medya tarafından sürekli kaşınan bir konu olacaktı ve Üzülmez’in medyada mantıksızca bulduğu desteği de göz önünde bulundurunca bu Besiktas’a ciddi zarar verebilirdi. Şimdi böyle kısa vadede biraz daha sancılı olacak belki ama, orta ve uzun vadede Beşiktaş için çok daha hayırlı olacak. Ve son sözüm de sana İsmail. Artık bu olay senin için de bir sınav olacak, bu rahatlıkla çalışmayı bırakma ve potansiyelini sahaya yansıtarak sana güvenenlerin yüzünü kara çıkarma.

















