Hemen hemen her yazıda belirttiğim, artık kronikleşmiş bir hastalık haline gelen savunma problemimiz, her geçen gün biraz daha canımızı yakıyor. Ergin Ataman döneminde kazandığımız maçların tamamına yakınını, belirli bölümlerde gösterdiğimiz savunma direncine borçlu olsak da, maçın bütününe yayılan bir savunma konsantrasyonumuzun olmayışından dolayı istikrarlı bir takım olamıyoruz. Yaşadığımız bu problemler, rakibin iyi yüzdeyle şut kullandığı, ya da bizim olağanüstü yüzdeyle şut kullanamadığımız günlerde hiç de istemediğimiz sonuçları ortaya çıkarıyor.
Temel problemimiz, hücumda bize çok farklı opsiyonlar yaratan Chatman ve Ogilvy ikilisinin, savunmada oldukça yumuşak kalıyor olması. Hücumda kesinlikle olağanüstü bir oyuncu olan Mire Chatman’in savunmada rakibinin karşısında duramayışı, her maçta rakibin oyun kurucusuna, hücumdaki en verimli günlerinden birini yaşatıyor. Bununla birlikte, hızlı ayaklarıyla hücumda hemen hemen her oyuncuya eşleşme problemi yaşatan Ogilvy, içeri penetre eden kısaları savunmak konusunda da, rakibin uzununu durdurmak konusunda da oldukça yetersiz kalıyor. Takım savunmasının en kritik 2 pozisyonundan beklediği katkıları alamayan her takımda olduğu gibi, bizde istediklerimizi sahaya yansıtamıyoruz. Her ne kadar sakatlıktan döndükten sonra form tutmakta güçlük çekse de,Likholitov sadece pozisyon bilgisiyle bile savunmamızı bir kademe yukarı çıkartıyor. Onun ilerleyen maçlarda ritim kazanmasıyla, içeride yaşadığımız savunma problemi bir nebze de olsa çözülebilir gibi.
Savunmamızın belirli bir istikrara kavuşamamasının bir başka sebebide ribaundlarda yaşadığımız problemler. Maç içerisinde zaman zaman rakibi çok iyi durdurduğumuz anlarda, savunma ribaundlarını alamamız, takımı psikolojik açıdan oldukça yıpratıyor. Pınar Karşıyaka maçında Furkan(8) özelinde rakibe verilen 15 hücum ribaundu, maçın kaybedilmesindeki ana sebepti belki de. Ribaund problemini yalnızca oyuncuların yeteneklerine bakıp çözmek de oldukça güç. Ogilvy’nin oyunda olduğu bölümde, rakibin hücum ribaundlarında çok daha etkili olması tesadüf değil. Özellikle bu bölümde Cevher Özer’in ribaundlarda çok daha aktif olması gerekiyor. Hiç bir takım rakibe bu kadar fazla ikici top şansı vererek maç kazanamaz.
Takımda çözülmesi gereken bir başka problemde Kemp’in organizasyondan uzak oyunu. Kesinlikle öldürücü bir skorer olsa da, doğru şutu kullanmak konusunda başarılı olmadığını düşünenlerdenim. İnsiyatif almaktan hiç çekinmemesini takdir etsem de, belirli bölümlerde arkadaşlarını oyundan soğutuyor olması, hücumdaki akışkanlığı ortadan kaldırıyor. Pınar Karşıyaka maçında 16 sayı geriden gelmemizdeki en büyük pay sahiplerinden biri olan Kemp’in, son topu çok daha akıllıca oynaması, bütün herkesin dileği. İlerleyen maçlarda, umarım bu tarz son topları çok daha mantıklı kullanır.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen takımın olumlu yönleride yok değil. Takımın kazanmak konusundaki kendine güveni oldukça takdir edilesi. Ne kadar geriye düşersek düşelim maçtan kopmuyoruz. Çok kısa bir süre içerisinde maçı kendi lehimize döndürebileceğimize, hem oyuncular, hem de seyirciler inanıyor. Bu özelliğimiz ilerisi için oldukça umut verici. Bununla birlikte Serkan Erdoğan tam bir lider gibi oynuyor. Takımın ihtiyacına göre hem skor bulan hem de arkadaşlarını oynatan Serkan Erdoğan, özellikle Chatman’in oyundan koptuğu anlarda takımı çok iyi idare ediyor. Onun bu tarz performanslarına, play-off’larda sıkça ihtiyaç duyacağız.
Sonuç olarak, hızlı yükselişimiz ne yazık ki savunma kaynaklı problemler sebebiyle son buldu. Olumlu anlamda geliştirdiğimiz yönlerimiz olsa da, çözmemiz gereken daha bir çok sorun var. Bu sorunları çözme konusunda, Ergin Ataman kesinlikle doğru insan. Kısa zamanda, daha iyi basketbol oynamamız dileğiyle..


















