Mami ve fon hakkında Twitter’da konuşmak bir zulüm, konuyu her açıdan ele alabilmek için kaç tane 140 karakter gerekeceğini saymak bile zor. O yüzden konu resmileşmemiş bile olsa konu hakkındaki düşüncelerimi yazıya dökeyim dedim.
Öncelikle Muhammed’in haklarının %55′inin fona devredilmesini şu aşamada çok gereksiz bulduğumu peşinen vurgulayayım da daha sonra söyleyeceklerim yüzünden ana fikrim karambole gitmesin.
Muhammed’i ilk farkedişim meşhur olmasından önce BJK TV’de tesadüfen denk geldiğim bir minik takım maçında olmuştu, velet o kadar dikkat çekiciydi ki o zaman oynadığı kategori olan minik takımın ilk maçına gitmeye karar verdim. Cumartesi sabah 11′deki maç benim gibi alkolsever bir adam için oldukça iddialı bir programdı, ancak ondan önceki cuma günü Konyaspor’a Toraman’in efsane kendi kalesine golüyle yenilince altyapıyı tutunacak son dal olarak gördüğüm için cuma alkolümü az tutup cumartesi erkenden maça gittim. İyi ki de gitmişim, Muhammed’i meşhur eden televizyon görüntülerinin ilki benim gidip canlı izleme şansına sahip olduğum maç olan Beylerbeyi maçında çekilmiş meğer. İlginç bir tesadüftür ki benim hiç izleyemediğim, ama büyüklerim tarafından bana Sergen’den bile büyük yetenek olarak anlatılan Yusuf’un isminin verildiği statta 8 numaralı formayı giyen veledin topla yaptıkları ister istemez Yusuf Tunaoğlu çağrışımı yapmıştı, ancak beni etkileyen asıl özelliği o yaşta yapabildiği top cambazlıkları değil, o yaştaki bir çocuk için inanılmaz olan saha görüşüydü. Sonuç itibarıyla o gün Beylerbeyi’ne 9 tane attık, Muhammed inanılmaz bir futbol oynadı ve o maçtaki görüntüleri önce BJK TV’de montajlanarak sürekli yayınlandı, burada farkedilince de Telegol’e kadar yol aldı ve Muhammed Türkiye’nin gündemine oturdu. Hatta iş öyle bir boyuta geldi ki o sezon oynadığımız Sivas maçı 23 Nisan’a da denk gelince Muhammed’in de yer aldığı minik takım o maçın öncesinde İnönü’de oynanan PAF takımı maçının devre arasında İnönü’ye çıktı ve ben yine Muhammed’i canlı izleme şansına sahip oldum. Bütün bunları şu nedenle anlatıyorum, Muhammed benim için altyapıda hep konuşulan yeteneği şehir efsanesi haline gelen futbolculardan biri değil, 2008′de askere gidene kadar düzenli olmasa da maçlarını canlı takip ettiğim için yeteneğine kefil olabileceğim gerçek bir değer.
Fiziğindeki ve futbolundaki gelişimi bir yana onu asıl değerli kılan özelliği ise, bütün bu Muhammed hengamesi içinde düzgün karakterini muhafaza edebilmesi oldu. Hele Muhammed’den daha az yetenekli olmayan ve fiziksel üstünlüğü nedeniyle Muhammed’den daha fazla potansiyele sahip Batuhan’ın karakter sorunları nedeniyle çöküşünü izlerken Muhammed’in karakter artıları daha da büyük anlam kazandı. Bütün bunlar nedeniyle de Muhammed benim bu formayı giymesini istediğim özkaynak ürünlerinin başında gelir. Lakin öyle bir futbol düzenimiz var ki Muhammed’in meşhur olmasından sonra oynanan bir maçta rakibine sert girdiği bir pozisyon montajlanarak yoksa Muhammed şımarmaya mı başladı diye medyamızda yer buldu, oysa ki o pozisyonu canlı izlemiş birisi olarak ben şahidim ki Muhammed rakibine gerçekten sakat girdiği o pozisyondan sonra rakibinden hemen özür diledi. Lakin televizyonlarda sunulan görüntülerde o özür dileme anı yayınlanmadı. O zaman 11 yaşında olan bir çocuğa bile bunların yapılabildiğini gördüğüm için de Muhammed için hep çelişkili duygularım oldu. Duygusal Beşiktaşlı tarafım bu çocuğun Beşiktaş formasını giymesini isterken mantıklı futbolsever tarafım bu çocuğun huzur içinde gerçek performansını gösterebilmesi için yurt dışına gitmesinin daha mantıklı olacağını düşündü hep. Neyse sonuç olarak gelişim döneminde yurt dışına gitmedi ve Türkiye’de iyi korunarak bugünlere kadar geldi ve bu sene olmasa bile önümüzdeki seneden itibaren Beşiktaş’ın sezon planlamasının içinde aktif olarak rol almaya başlayacaktır diye düşünüyorum. Bu yetenekli veledi bunca zamandır bekleyen birisi olarak da Beşiktaş forması giymeden Avrupa’ya pazarlanmasını hiçbir şekilde istemiyorum. Bu yüzden de bu fon hamlesinin daha ligde bir dakika bile forma giymemiş Muhammed için gayet gereksiz olduğunu düşünüyorum. Bu olayın bir boyutu.
Gelelim olayın diğer boyutuna. Sponsorluk, bilet, forma ve yayın hakkı gelirlerinde (üstelik sadece yerel ligin yayın hakkı gelirlerinde değil, UEFA organizasyonlarında medya payından gelen tutar da yurtiçindeki yayıncı kuruluşun havuza yaptığı katkı oranında ülkeden ülkeye değişiyor) Türkiye’nin sosyal ve ekonomik şartlarıyla sınırlı Türk kuluplerinin Avrupa’yla rekabet edebilmeleri için bir futbolcuya fazla bağlanıp ekonomik olarak doğru zamanda satma şansını kaçırma lüksleri yok, yani Avrupa standartlarında gelir elde edebileceğimiz yegane alan olan futbolcu satış gelirlerini maksimize etmek zorundayız. Bunun için de yeri ve zamanı geldiğinde her futbolcunun satılabilir olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz gerek. Dolayısıyla yarın öbür gün Muhammed de satılabilir. Bunu cepte tuttuktan sonra gelelim fon hikayesine. Ülkemizin futbol gerçekleri ortada, Türkiye’nin futbol ortamından çıkan hiç kimse Avrupa piyasasında muadili oyuncuların ulaştığı değerlere ulaşamadı bugüne kadar. Geçtim Beşiktaş’ı, daha ülke olarak 10 milyon Euro üzerinde bir yerli oyuncu satışımız yok yurt dışına, para akışında oldukça mimlenmiş Rusların aldığı Fatih ve Gökdeniz dışında 5 milyon Euro üzerine çıktığımız bile sayılı. Piyasası en fazla Türk oyuncu olan Hakan Şükür’ün bile en cafcaflı döneminde ne kadar para kazandırdığı ortada, dolayısıyla bu ülkeden çıkan futbolcuları gerçek değerlerine ulaştırmak veya en azından yakınlaştırmak için biraz daha başarılı bir pazarlama performansına ihtiyacımız var. İşte bu fon denen dalga da tam bu noktada devreye giriyor. Fon kelimesi sadece finansal çağrışımlar yapıyor, ancak Mendes bağlantısı bunu basit bir finansman yönteminden çıkartıp aynı zamanda bir pazarlama yöntemi haline getiriyor. Dolayısıyla fonun ortak olduğu bir Muhammed’in ulaşabileceği maksimum piyasa değeri ile sadece bizim pazarladığımız Muhammed’in ulaşabileceği maksimum piyasa değeri arasında bana göre ciddi fark olacaktır. Yani bir futbolcunun haklarının bir kısmını fona devretmek o futbolcunun gelecekteki değerinden kredi kullanmaktan çok futbolcunun gelecekteki değerini artırmaya yönelik bir projede kar ortaklığına gitmektir. Türkiye’nin finans kuruluşlarında bu zaten pek mümkün değil, ancak Mami’yi bir değer olarak görecek bir finans kuruluşuna Mami’nin gelecekteki satışından %55 pay vermeyi teminat göstererek kredi kullanmakla Mendes’le bunu yapmak arasında çok büyük farklar var. Dolayısıyla bu kulübe katkı yaparak değerlenmiş Muhammed’in satılması düşünüldüğünde fonla böyle bir ortaklığa gitmek hiç de mantıksız değil, fonla 7 milyona satılacak Muhammed’in fonsuz 5 milyona satılacak Muhammed’le kulübe kazandıracağı tutar aynı ve bana göre fonun Muhammed’in değerine yapacağı katkının çarpanı 1.5′un çok üzerinde olur.
Fon olayının bana göre mantığını anlattıktan sonra biraz da sözleşme detaylarına girmek gerek. Muhammed’le ilgili resmi bir açıklama olmadığı için referans alınacak en uygun durum Almeida bana göre ve bunun üzerinden gitmek gerekirse bir kere şunu netleştirmek gerek; fon istediği anda Beşiktaş Muhammed’le vedalaşır diye şey yok. Fon satmak isterken Beşiktaş satmayı kabul etmezse en kötü ihtimalle fonun kabul ettiği teklif üzerinden fon payına düşen tutar fona ödenerek Muhammed’in fondaki payı geri alınabilir. Kaldi ki Muhammed için 10 milyon gibi bir opsiyondan bahsediliyor, futbolcu bonservisine ortaklık olmasa dahi benzer yatırım ortaklığı sözleşmelerini sıklıkla yaptığım için şunu net olarak söyleyebilirim ki bu tür sözleşmeler karı maksimize etmek için yapılır ve karı maksimize etmek isterken de çıkar çatışmalarından doğacak riskleri minimize etmek için de sözleşmeye koruma maddeleri konulur. Muhammed’in ortaklık sözleşmesinde 10 milyon Euroluk bir bedel yer alıyorsa da bunun açılımı benim mantığıma göre şu şekildedir:
-10 milyon Euroya kadar olan satışlarda satışın gerçekleşmesi için her iki tarafın da onayı gerekir ve her iki taraf da satışı onaylarsa satışta elde edilen gelir sahip olunan paylara göre bölüşülür. Fonun 2 milyon Euroya karşılık %55 hakka sahip olduğu söylendiğine göre Muhammed’e an itibarıyla 2M/0.55, yani 3.64M Euro gibi bir değer biçilmiş demektir, dolayısıyla fon 3.64M Euronun altındaki tekliflerde Mami’yi hiçbir şekilde satmak istemeyecektir. 3.64M Euro ile 10M Euro arasındaki tekliflerde fon kar etmeye başladığı için satmayı düşünebilir, ancak fonun satışı kabul etmesi halinde satışın gerçekleşebilmesi için Beşiktaş’ın da onay vermesi gerekir.(*)
-10 milyon Euronun üzerindeki tekliflerde fon satmak isterse Beşiktaş’ın ya satışa onay vermesi ya da satmak istemiyorsa gelen tekliften fonun payına düşen tutarı fona ödeyerek fonun sahip olduğu hakları geri alması gerekir.(*)
*Gördüğüm tartışmaların çoğunda şu en önemli detay çokça atlanıyor, bu tarz ortaklıklar daha önce de vurguladığım gibi karı maksimize etmek için yapılan ortaklıklardır. Dolayısıyla iş tanımlarından biri futbolcu değeri belirlemek olan bir fon kar etmesini sağlayacak ilk teklifte futbolcuyu satmak isteyecek diye bir kural yok. Şöyle farazi bir örnek üzerinden gitmek gerekirse:
Diyelim Mami seneye Beşiktaş’ta forma şansı bulmaya başladı ve sergilediği inanılmaz performansla Beşiktaş’ı Avrupa Ligi gruplarından çıkardı. Mami’nin bu performansını gören Avrupa kulüpleri de devre arasında Mami’yle ilgilenmeye başladılar ve bunlardan bir tanesi 10 milyon Euroluk bir teklif yaptı. Risk karşıtı bir insan muhtemelen gelen bu ilk teklifi kabul edecektir, ancak buna karşılık risk sever bir insan Mami’nin potansiyeline de inanıyorsa sezon sonunda Beşiktaş’a en azından bir yarı final oynatmış Mami’nin değerinin çok daha yüksek bedellere ulaşacağını düşündüğünden gelen bu teklifi muhtemelen reddecektir. Fonun yaptığı işin tanımı da risk sever olmasını gerektirdiğinden fon öyle sanıldığı gibi gelen ilk teklifte Mami’yi satmak istemeyecektir. Kaldı ki fon satış isterken kulübün satışa karşı çıkma olasılığı kadar da kulüp satış isterken fonun satışa karşı çıkma olasılığı da vardır ve sözleşmede bahsi geçen o opsiyonlar bu tür durumlarda iki tarafın da çıkarlarını korumayı amaçlar. Almeida’nın sözleşmesinde bunu netleştiren madde şu şekilde:
d-Oyuncu için gelen transfer teklifini Şirketimizin kabul etmesi ancak Firmanın kabul etmemesine rağmen transferin Şirketimizce gerçekleştirilmesi durumunda, Firmanın ekonomik haklarına karşılık minimum 4.500.000 Euro ödenecektir. Oyuncu için gelen transfer teklifini Şirketimizin reddetmesi ancak, Firmanın kabul etmesi halinde ise, transfer teklifinin % 45′i fona ödenerek ekonomik hakların da Şirketimizce geri alınması söz konusu olabilecektir.
Almeida’nın da sözleşmesinde görüldüğü üzere opsiyon bedeli olarak sözleşmede yer almayan, basit bir hesaplamayla ortaya çıkarilabilen söz konusu opsiyon 10.000.000 Eurodur (4.500.000/%45). Fonun düşüncesine göre Almeida’nın değeri 10.000.000 Euro olduğu için fon satış istemezken Almeida’nın satılması durumunda 4.500.000 Euro talep edecektir. Bu durumda fonun karı satıştan elde edeceği gelir olan 4.500.000 Euro eksi başta ödediği bonservis tutarı olan 2.000.000 Euro, yani 2.500.000 Euro olacaktır. Buna karşılık Beşiktaş’ın karı ise satış bedeli eksi fon payı olan 4.500.000 Euro olacaktır, dolayısıyla Beşiktaş zarar etmek istemiyorsa 4.500.000 Euronun altında bir bedele onay vermeyecektir. Yani fon bu maddeyle, Beşiktaş’ın kendi rızası olmadan kendisinin zarar etmesine sebep olacak bir tutara satış yapmasını engellemiş olmaktadır.
Ama bu demek değildir ki her iki tarafın rızası olduğu takdirde Almeida örneğin 6.000.000 Euroya satılamaz. Her iki tarafın da razı olduğu durumlarda opsiyon ve minimum sözleşme bedelinin bir önemi kalmıyor ve her iki taraf da satıştan payına düşen tutarı elde ediyor. Fon zarar etmek istemeyeceği için de fonun 2.000.000/%45 Euro, yani 4.444.444 Euro altındaki tekliflere hiçbir şekilde onay vermeyeceğini varsayabiliriz.
Herkesin takıldığı senaryo olan fon satmak isterken kulübün karşı çıkması durumunda ise kulübün isteği dışında oyuncunun ayrılmasını önlemek için kulübün gelen teklif üzerinden fona payını ödeyerek oyuncuyu tutma hakkı var. Böylece fonun kar etmek istediği bir anda edememesi önlenirken kulübün de istemediği bir anda oyuncusuz kalması engellenmiş oluyor. Ben şahsen Mami’nin sözleşmesinin de tamamen aynı olacağını düşünüyorum.
Uzun lafın kısası, Mami’nin satışı gündeme geldiğinde bu fon anlaşması her iki taraf için de kazan-kazan haline gelebilir, ancak Mami’nin satışının gündeme gelmesi için daha çok erken. Mami’nin bu formayla yapacakları varken daha şimdiden Mami’yi satmayı düşündüğünü göstermek Mami’nin kulübe yönelik aidiyet hissine zarar vereceği gibi, kendisinden beklentileri artıracağı için Mami üzerindeki baskıyı da artıracaktır. Zamanında Ersan’ın sözleşmesine opsiyon konulmamasının bizim işimizi uzatsa da Ersan üzerindeki baskıyı azalttığı için Ersan’ın performansına olumlu yansıdığını söylediğim gibi, bu fon hikayesi de Mami’min satışını kolaylaştırsa da Mami’nin performansına olumsuz yansıyacak diye düşünüyorum. O yüzden de şu aşamada çok gereksiz bir hareket oldu bu fon işi. Ancak bunu eleştirenlerin %90′i da finanstan ve sözleşme işlerinden hiç anlamadan eleştiriyorlar bunu da dip not olarak düşmek gerek.





















