Jokond, Bir Sezonun Özeti yazısında nefis bir konuya parmak basmış. Fanatik Beşiktaşlı olduğum için benim Beşiktaş özelinde takık olduğum, ama aslında Türk futbolunun genel bir sorunu bu kafası kesik tavuk misali top peşinde koşturan savunma zihniyeti. Fener maçında Niang’ın alıp yürüdüğü pozisyondan sonra benim de bu konuya detaylı bir şekilde değinesim vardı, ama o maçın şokundan çıkamadığım için üşenmiştim. Gençler maçında yediğimiz bu golden ve Jokond’un yazısından sonra değinmek artık farz oldu.
Yukarıda bahsettiğim bu zihniyetin oluşmasının bana göre farklı sebepleri var. Bunların başında tabii ki altyapıların amatörce yönetilmesi geliyor. Alan savunması, takım savunması gibi savunmanın temel prensipleri ihmal edilip bire birlere, top çalmalara yönelik antremanlar ön plana çıkartılıyor. Buna ek olarak, çoğunlukla oyun zekası yüksek oyunculardan hücumcu yaratılmaya çalışıldığı için defans oyuncularının genel oyun zekaları ne yazık ki çok üst düzeyde olmuyor. Benim oyun zekasına hayran olduğum son Türk defans oyuncusu Gökhan Keskin’di, o da zaten orta sahadan devşirilerek defansa geçmişti. Bütün bunların yanında güzide medyamızın meşhur top çalma ve top kaybı (ki bu istatistik Kleberson zamanı altın çağını yaşamıştı) istatistikleri nedeniyle futbolcuların bilinçaltında bu istatistiklere yönelik bir çaba oluşabiliyor. Oysa ki bana göre özellikle İtalyan stoperlerin sıkça yaptığı gibi rakibe basmadan rakibi abuk bir şuta yönlendirmek veya takım arkadaşlarının geriye gelmesine zaman kazandıracak kadar rakibi oyalamak, kayarak müdahaleyle topu rakipten çalmak kadar kıymetli savunma prensipleri. Fener maçının siniri hala geçmemiş olsa da Ferrari’nin Wolfsburg deplasmanında yaptıkları, Ronaldo’nun neredeyse hiç kayarak müdahale yapmadan benim için Beşiktaş’ın en kıymetli defans oyuncularından biri olması buna örnek gösterilebilir.
Necip candır, bence de çok üst düzey bir orta saha olma potansiyeline sahip, ancak bu pozisyonda bence İsmail’in topu kaptırmasından bile daha büyük bir hata yapıyor ve ne yazık ki bu hatayı çok sık yapıyor. Bu hatayı gösterebilmek için pozisyonu başlangıcından itibaren kare kare incelemek gerekiyor.
İsmail’in topu kaptırdığı an aşağıda:
Yukarıdaki karede Gençler’den 9 futbolcu ve 1 kaleci gözüküyor, bizden ise 6 futbolcu. Korneri kullanan Simao’nun da ileride olduğunu düşünürsek, geride 1 Gençlerli futbolcuya karşılık 3 futbolcumuz ve bir kalecimiz var. Aslında şu saha dizilişinde korneri kısa paslı kullanmanın mantıksızlığına değinmek lazım da şimdilik konumuz bu olmadığı için pas geçiyorum. Bu karede kırmızıyla işaretli oyuncu golü atacak olan Pektemek ve görüldüğü üzere an itibarıyla bizim kale için tehlike oluşturmaktan oldukça uzak.
Yukarıda top artık resmen Gençlerli futbolcuların kontrolüne geçmiş durumda ve kontra başlamış sayılır. Zaten ceza alanı içindeki futbolcularımızın koşu temposundan işin ciddiyeti anlaşılıyor. Özellikle Almeida’nın çıkışı tam bir sprinter çıkışı (zaten buna pozisyonun sonunda başka bir konuyla alakalı değineceğim). Kırmızı halka içindeki Ernst’in gölgesi top Gençlerli futbolcuların kontrolüne girdiği an itibarıyla sahadaki yayılışımızı gösteriyor. Tabii bu noktada taraftara lafı değdirmeden de olmaz. İsmail’in arkasındaki Pektemek’i görmemesine sebep olacak şekilde kaybettiği topu bir an önce geri kazanıp hatasını telafi etmek için topun peşine takılmasında taraftarın İsmail’e karşı tutumunun da payı yok değil. Gerçi zaten pozisyonun gelişimi itibarıyla o hata telafi etme çabası olmasa da Pektemek’i görmesi zor da yine de futbolcularda bu etkiyi yaratmamak gerek.
Yukarıda pozisyon artık iyice şekillenmiş durumda. Ernst kadraja girip topu kontrol eden Gençlerli futbolcuyu karşılıyor. Pektemek sol altta kadrajdan çıkmak üzere ve muhtemelen hala topu kovalayan İsmail’in görüş alanı içinde değil. Bu arada pozisyonda bize göre geride bekleyen Necip ve Gençlerli bir futbolcu kadraja girmiş durumda, şu anda kadrajda değil ama Hilbert de orta saha dairesi içinde. Yani ilerdeki Gençlerli futbolcudan kolay kolay ekmek çıkartamazlar. Yalnız İsmail’le aynı hizada olan 2 Gençlerli oyuncu önlerinde kimse olmadan bomboş ilerliyorlar ve atağın gelişim yönü itibarıyla asıl tehlike burada yatıyor.
Yukarıda topla ilerleyen Gençlerli oyuncu akıllı bir hareketle topu sola çekiyor ve Ernst’i geçici de olsa ekarte ediyor. Aslında Ernst burada kadrajda olmayan Pektemek’i görebilse toplu oyuncuyu ona biraz daha yaklaşmış olan İsmail’e bırakıp Pektemek’i kapatabilir, ancak onun da Pektemek’i görebildiğini hiç sanmıyorum. Bu arada Necip ve Hilbert’in konumları oldukça avantajlı, ancak Necip’in ileriye doğru başlattığı hamle sonumuzu hazırlamaya başlamış durumda. Toraman ve Almeida orta sahadaki boş Gençlerli futbolcuların gerisinde ama geriye dönme çabaları takdire şayan, Sivok koşusuna aynı yerden başlamış olmasına rağmen Toraman’ın da, Almeida’nın da gerisinde kalmış durumda.
Yukarıda Ernst yediği çalım nedeniyle toplu oyuncuya epey uzakta kalmış durumda, ancak hala ona basma şansı var. İsmail ise bu oyuncuya epey yaklaşmış ve kaleye kadar o oyuncunun kademesine girebilir. Artık asıl tehlike ortada boş olan iki Gençlerli oyuncuda ve Hilbert bunları farkedince Necip’in alanına koşu yapan Gençlerli oyuncuyu takip etmeyip bize göre sağda kalan alanı kapatmaya başlıyor. Ancak Necip arkasına koşu yapan Gençlerli ile şu anda kadrajda olmayan ve bize göre soldan gelen Pektemek’in (ki kendisi pozisyonun başlangıcında baktığı yön itibarıyla Pektemek’i en rahat görebilecek kişi) alanını kapamak yerine ileriye hamle yapıyor.
Yukarıda İsmail sarfettiği çabanın karşılığını alıyor ve toplu adamı yakalamış durumda. Ortadaki Gençlerli oyuncular hala boş durumdalar, ancak Hilbert onların önüne atılacak bir topu kapattmış ve buna ek olarak Almeida da, Toraman da kaleye kadar yakalayabilecekleri bilinmese de arayı epey kapatmış durumdalar. Ernst çalımı yedikten sonra topla ilerleyen oyuncuya uzak düşmüş olsa da kademeye girebilecek bir konumda. Ancak Necip’in muhtemelen topla ilerleyen oyuncudan topu çalma amaçlı zamansız ve gereksiz hamlesi hem kendisini hem de Ernst’i atıl duruma düşürüyor.
Ve Gençlerli oyuncu çok başarılı bir hareket yaparak herkes topu bize göre sağa atmasına beklerken topu bize göre sola çıkartıyor. Gerçi muhtemelen pası attığı oyuncu golü atacak olan Pektemek değil, dairede bekleyen Gençlerli oyuncu ve nitekim önce o oyuncunun topa hareketlendiğini görüyoruz yukarıda. Bu arada ortada boş olan Gençlerlilerden biri Ernst ile Hilbert’in ortasında hala boş sayılabilecek bir durumda. Ancak bize göre en sağdakini Almeida insanüstü bir gayretle büyük oranda kapamış. Kovaladığı adamın pası vermesiyle atıl konuma düşen İsmail zaten tökezleyip düşüyor, Necip de yaptığı gereksiz hamle yetmiyormuş gibi bir de kolunu kaldırarak ofsayt demeye çalışıyor.
Pasın atıldığı Gençlerli oyuncu çok akıllıca bir hareket yaparak geriden daha da fuleli bir şekilde gelen Pektemek’e topu bırakıyor ve böylece hem olası bir ofsaytı önlüyor hem de rakip kaleye daha hızlı gidebilmelerine olanak sağlıyor. Hilbert ve Almeida olası bir pas anında devreye girebilecek konumdalar, ancak bunlar dışındaki hiçbir futbolcumuz artık devreye girebilecek pozisyonda değiller (belki Ernst Tony Parker modeli afterburner açarsa bir şeyler yapabilir). Bu arada Necip yaptığı hamleyle pozisyonu yarattığı yetmiyormuş gibi bir de Toraman’ın önünü keserek Toraman’a zaman kaybettiriyor, gerçi bu pozisyonun bitişini düşününce bir şey değiştirmez aslında ama yine de düşüncesizce yapılan bir hareketin zincirleme ne kadar çok etkisi olabileceğini göstermek için kusursuz bir örnek. Bu arada Almeida’nin vücudunun aldığı şekilden geriye koşmak için nasıl efor sarfettiği net bir şekilde anlaşılıyor.
Pozisyon artık büyük ölçüde şekillenmiş ve bu karenin bir önceki kareden futbolcularımız açısından pek bir farkı yok. Ancak bu karede gole sebep olan etkenlerden birisi daha belli oluyor ve Rüştü’nün kalenin neresinde olduğuna bakışı olduğu görülüyor. Nitekim Pektemek gol vuruşunu yapacakken uzak direğe vurabilmesi son derece zorken yakın direk buradan da görülmeye başlanacağı gibi fazlasıyla açık ve Pektemek de bu fırsatı kaçırmayacak.
Ve infaz anı. Hilbert cansiparane bir şekilde Pektemek’in önüne kayıyor, ancak geç kalıyor. Almeida inanılmaz bir şekilde ortadaki boş oyuncuya da yetişmiş ve aynı zamanda bize göre sağdaki oyuncuya pas kanalını da kapatıyor. Toraman ve Ernst’in zaten yapabilecekleri çok bir şey yoktu, ancak geriye koşabilmişler. Ancak en acıklı olan şu ki pozisyon başlangıcında en geride olan 2 kişiden biri olan Necip’in ancak gölgesi kadraja girebiliyor. Pozisyon başlarken kendisinden 50-60 metre önde ileriye hareketlenen Almeida’nin pozisyon bitişinde 9-10 metre gerisine düşmüş durumunda ve bunun tek sebebi de topu çalma güdüsüyle ileriye attığı birkaç adım.
Özetle altyapıdan çıkması, bu yaşta kendisinden beklenmeyecek derecede olgun karakteri ve futbolu benim de çok hoşuma gidiyor, ancak Necip’in bu top odaklılığı defansa yönelik bir orta saha için çok ciddi bir sorun. Necip’ten tam anlamıyla faydalanabilmek için ya arkasında onun bu gereksiz hamlelerinin sigortası olabilecek pozisyon bilgisi ve oyun zekası yüksek daha defansif bir orta saha olmak zorunda (ki ne yazık ki bunun için Aurelio’dan başka bir alternatifimiz yok şu anda) ya da Necip’in bu alışkanlığından kurtulması için ciddi çaba sarfetmesi gerekiyor.
Bir sözüm de Bobo’ya. Şu anda seni en çok savunanlar bile sahaya ilk çıktığın maç olan Diyarbakır’da seni eleştirirken, ben topa kafa vuramadığın bir pozisyonda sadece topa gidişine dikkat çekerek, bu çocuk iyi santrafor olacak diye seni savunuyordum. Ancak şu sözleşme sürecini yönetiş şeklin, özellikle eşinin sürekli bu konuda konuşuyor oluşu ciddi derecede canımı sıkıyordu. Sahaya koyduğun performans açısından da gol kaçırman falan zerre umrumda değil, bugün herkesin sayıkladığı Forlan ManU’dayken Juventus’a kacirdigi golu burada kacirsin, anında Guiza 3 muamelesi gorecektir. Sonuçta Juninho’nun alternatifi olan Kleberson’u yere yatmayan ön libero olarak lanse eden bir ülkede futbol konuşuyoruz da, ancak 70 dakikadır sahada olan Almeida şu pozisyonda şu eforu sarfediyorken sen oyuna girdiğinin 5. dakikasında geri koşmaya tenezzül etmezsen üzgünüm ama sana olan gönül bağlarım fena halde gevşer, bilgin olsun.



























