Jokond, Bir Sezonun Özeti yazısında nefis bir konuya parmak basmış. Fanatik Beşiktaşlı olduğum için benim Beşiktaş özelinde takık olduğum, ama aslında Türk futbolunun genel bir sorunu bu kafası kesik tavuk misali top peşinde koşturan savunma zihniyeti. Fener maçında Niang’ın alıp yürüdüğü pozisyondan sonra benim de bu konuya detaylı bir şekilde değinesim vardı, ama o maçın şokundan çıkamadığım için üşenmiştim. Gençler maçında yediğimiz bu golden ve Jokond’un yazısından sonra değinmek artık farz oldu.

Yukarıda bahsettiğim bu zihniyetin oluşmasının bana göre farklı sebepleri var. Bunların başında tabii ki altyapıların amatörce yönetilmesi geliyor. Alan savunması, takım savunması gibi savunmanın temel prensipleri ihmal edilip bire birlere, top çalmalara yönelik antremanlar ön plana çıkartılıyor. Buna ek olarak, çoğunlukla oyun zekası yüksek oyunculardan hücumcu yaratılmaya çalışıldığı için defans oyuncularının genel oyun zekaları ne yazık ki çok üst düzeyde olmuyor. Benim oyun zekasına hayran olduğum son Türk defans oyuncusu Gökhan Keskin’di, o da zaten orta sahadan devşirilerek defansa geçmişti. Bütün bunların yanında güzide medyamızın meşhur top çalma ve top kaybı (ki bu istatistik Kleberson zamanı altın çağını yaşamıştı) istatistikleri nedeniyle futbolcuların bilinçaltında bu istatistiklere yönelik bir çaba oluşabiliyor. Oysa ki bana göre özellikle İtalyan stoperlerin sıkça yaptığı gibi rakibe basmadan rakibi abuk bir şuta yönlendirmek veya takım arkadaşlarının geriye gelmesine zaman kazandıracak kadar rakibi oyalamak, kayarak müdahaleyle topu rakipten çalmak kadar kıymetli savunma prensipleri. Fener maçının siniri hala geçmemiş olsa da Ferrari’nin Wolfsburg deplasmanında yaptıkları, Ronaldo’nun neredeyse hiç kayarak müdahale yapmadan benim için Beşiktaş’ın en kıymetli defans oyuncularından biri olması buna örnek gösterilebilir.

Necip candır, bence de çok üst düzey bir orta saha olma potansiyeline sahip, ancak bu pozisyonda bence İsmail’in topu kaptırmasından bile daha büyük bir hata yapıyor ve ne yazık ki bu hatayı çok sık yapıyor. Bu hatayı gösterebilmek için pozisyonu başlangıcından itibaren kare kare incelemek gerekiyor.

İsmail’in topu kaptırdığı an aşağıda:

Yukarıdaki karede Gençler’den 9 futbolcu ve 1 kaleci gözüküyor, bizden ise 6 futbolcu. Korneri kullanan Simao’nun da ileride olduğunu düşünürsek, geride 1 Gençlerli futbolcuya karşılık 3 futbolcumuz ve bir kalecimiz var. Aslında şu saha dizilişinde korneri kısa paslı kullanmanın mantıksızlığına değinmek lazım da şimdilik konumuz bu olmadığı için pas geçiyorum. Bu karede kırmızıyla işaretli oyuncu golü atacak olan Pektemek ve görüldüğü üzere an itibarıyla bizim kale için tehlike oluşturmaktan oldukça uzak.

Yukarıda top artık resmen Gençlerli futbolcuların kontrolüne geçmiş durumda ve kontra başlamış sayılır. Zaten ceza alanı içindeki futbolcularımızın koşu temposundan işin ciddiyeti anlaşılıyor. Özellikle Almeida’nın çıkışı tam bir sprinter çıkışı (zaten buna pozisyonun sonunda başka bir konuyla alakalı değineceğim). Kırmızı halka içindeki Ernst’in gölgesi top Gençlerli futbolcuların kontrolüne girdiği an itibarıyla sahadaki yayılışımızı gösteriyor. Tabii bu noktada taraftara lafı değdirmeden de olmaz. İsmail’in arkasındaki Pektemek’i görmemesine sebep olacak şekilde kaybettiği topu bir an önce geri kazanıp hatasını telafi etmek için topun peşine takılmasında taraftarın İsmail’e karşı tutumunun da payı yok değil. Gerçi zaten pozisyonun gelişimi itibarıyla o hata telafi etme çabası olmasa da Pektemek’i görmesi zor da yine de futbolcularda bu etkiyi yaratmamak gerek.

Yukarıda pozisyon artık iyice şekillenmiş durumda. Ernst kadraja girip topu kontrol eden Gençlerli futbolcuyu karşılıyor. Pektemek sol altta kadrajdan çıkmak üzere ve muhtemelen hala topu kovalayan İsmail’in görüş alanı içinde değil. Bu arada pozisyonda bize göre geride bekleyen Necip ve Gençlerli bir futbolcu kadraja girmiş durumda, şu anda kadrajda değil ama Hilbert de orta saha dairesi içinde. Yani ilerdeki Gençlerli futbolcudan kolay kolay ekmek çıkartamazlar. Yalnız İsmail’le aynı hizada olan 2 Gençlerli oyuncu önlerinde kimse olmadan bomboş ilerliyorlar ve atağın gelişim yönü itibarıyla asıl tehlike burada yatıyor.

Yukarıda topla ilerleyen Gençlerli oyuncu akıllı bir hareketle topu sola çekiyor ve Ernst’i geçici de olsa ekarte ediyor. Aslında Ernst burada kadrajda olmayan Pektemek’i görebilse toplu oyuncuyu ona biraz daha yaklaşmış olan İsmail’e bırakıp Pektemek’i kapatabilir, ancak onun da Pektemek’i görebildiğini hiç sanmıyorum. Bu arada Necip ve Hilbert’in konumları oldukça avantajlı, ancak Necip’in ileriye doğru başlattığı hamle sonumuzu hazırlamaya başlamış durumda. Toraman ve Almeida orta sahadaki boş Gençlerli futbolcuların gerisinde ama geriye dönme çabaları takdire şayan, Sivok koşusuna aynı yerden başlamış olmasına rağmen Toraman’ın da, Almeida’nın da gerisinde kalmış durumda.

Yukarıda Ernst yediği çalım nedeniyle toplu oyuncuya epey uzakta kalmış durumda, ancak hala ona basma şansı var. İsmail ise bu oyuncuya epey yaklaşmış ve kaleye kadar o oyuncunun kademesine girebilir. Artık asıl tehlike ortada boş olan iki Gençlerli oyuncuda ve Hilbert bunları farkedince Necip’in alanına koşu yapan Gençlerli oyuncuyu takip etmeyip bize göre sağda kalan alanı kapatmaya başlıyor. Ancak Necip arkasına koşu yapan Gençlerli ile şu anda kadrajda olmayan ve bize göre soldan gelen Pektemek’in (ki kendisi pozisyonun başlangıcında baktığı yön itibarıyla Pektemek’i en rahat görebilecek kişi) alanını kapamak yerine ileriye hamle yapıyor.

Yukarıda İsmail sarfettiği çabanın karşılığını alıyor ve toplu adamı yakalamış durumda. Ortadaki Gençlerli oyuncular hala boş durumdalar, ancak Hilbert onların önüne atılacak bir topu kapattmış ve buna ek olarak Almeida da, Toraman da kaleye kadar yakalayabilecekleri bilinmese de arayı epey kapatmış durumdalar. Ernst çalımı yedikten sonra topla ilerleyen oyuncuya uzak düşmüş olsa da kademeye girebilecek bir konumda. Ancak Necip’in muhtemelen topla ilerleyen oyuncudan topu çalma amaçlı zamansız ve gereksiz hamlesi hem kendisini hem de Ernst’i atıl duruma düşürüyor.

Ve Gençlerli oyuncu çok başarılı bir hareket yaparak herkes topu bize göre sağa atmasına beklerken topu bize göre sola çıkartıyor. Gerçi muhtemelen pası attığı oyuncu golü atacak olan Pektemek değil, dairede bekleyen Gençlerli oyuncu ve nitekim önce o oyuncunun topa hareketlendiğini görüyoruz yukarıda. Bu arada ortada boş olan Gençlerlilerden biri Ernst ile Hilbert’in ortasında hala boş sayılabilecek bir durumda. Ancak bize göre en sağdakini Almeida insanüstü bir gayretle büyük oranda kapamış. Kovaladığı adamın pası vermesiyle atıl konuma düşen İsmail zaten tökezleyip düşüyor, Necip de yaptığı gereksiz hamle yetmiyormuş gibi bir de kolunu kaldırarak ofsayt demeye çalışıyor.

Pasın atıldığı Gençlerli oyuncu çok akıllıca bir hareket yaparak geriden daha da fuleli bir şekilde gelen Pektemek’e topu bırakıyor ve böylece hem olası bir ofsaytı önlüyor hem de rakip kaleye daha hızlı gidebilmelerine olanak sağlıyor. Hilbert ve Almeida olası bir pas anında devreye girebilecek konumdalar, ancak bunlar dışındaki hiçbir futbolcumuz artık devreye girebilecek pozisyonda değiller (belki Ernst Tony Parker modeli afterburner açarsa bir şeyler yapabilir). Bu arada Necip yaptığı hamleyle pozisyonu yarattığı yetmiyormuş gibi bir de Toraman’ın önünü keserek Toraman’a zaman kaybettiriyor, gerçi bu pozisyonun bitişini düşününce bir şey değiştirmez aslında ama yine de düşüncesizce yapılan bir hareketin zincirleme ne kadar çok etkisi olabileceğini göstermek için kusursuz bir örnek. Bu arada Almeida’nin vücudunun aldığı şekilden geriye koşmak için nasıl efor sarfettiği net bir şekilde anlaşılıyor.

Pozisyon artık büyük ölçüde şekillenmiş ve bu karenin bir önceki kareden futbolcularımız açısından pek bir farkı yok. Ancak bu karede gole sebep olan etkenlerden birisi daha belli oluyor ve Rüştü’nün kalenin neresinde olduğuna bakışı olduğu görülüyor. Nitekim Pektemek gol vuruşunu yapacakken uzak direğe vurabilmesi son derece zorken yakın direk buradan da görülmeye başlanacağı gibi fazlasıyla açık ve Pektemek de bu fırsatı kaçırmayacak.

Ve infaz anı. Hilbert cansiparane bir şekilde Pektemek’in önüne kayıyor, ancak geç kalıyor. Almeida inanılmaz bir şekilde ortadaki boş oyuncuya da yetişmiş ve aynı zamanda bize göre sağdaki oyuncuya pas kanalını da kapatıyor. Toraman ve Ernst’in zaten yapabilecekleri çok bir şey yoktu, ancak geriye koşabilmişler. Ancak en acıklı olan şu ki pozisyon başlangıcında en geride olan 2 kişiden biri olan Necip’in ancak gölgesi kadraja girebiliyor. Pozisyon başlarken kendisinden 50-60 metre önde ileriye hareketlenen Almeida’nin pozisyon bitişinde 9-10 metre gerisine düşmüş durumunda ve bunun tek sebebi de topu çalma güdüsüyle ileriye attığı birkaç adım.

Özetle altyapıdan çıkması, bu yaşta kendisinden beklenmeyecek derecede olgun karakteri ve futbolu benim de çok hoşuma gidiyor, ancak Necip’in bu top odaklılığı defansa yönelik bir orta saha için çok ciddi bir sorun. Necip’ten tam anlamıyla faydalanabilmek için ya arkasında onun bu gereksiz hamlelerinin sigortası olabilecek pozisyon bilgisi ve oyun zekası yüksek daha defansif bir orta saha olmak zorunda (ki ne yazık ki bunun için Aurelio’dan başka bir alternatifimiz yok şu anda) ya da Necip’in bu alışkanlığından kurtulması için ciddi çaba sarfetmesi gerekiyor.

Bir sözüm de Bobo’ya. Şu anda seni en çok savunanlar bile sahaya ilk çıktığın maç olan Diyarbakır’da seni eleştirirken, ben topa kafa vuramadığın bir pozisyonda sadece topa gidişine dikkat çekerek, bu çocuk iyi santrafor olacak diye seni savunuyordum. Ancak şu sözleşme sürecini yönetiş şeklin, özellikle eşinin sürekli bu konuda konuşuyor oluşu ciddi derecede canımı sıkıyordu. Sahaya koyduğun performans açısından da gol kaçırman falan zerre umrumda değil, bugün herkesin sayıkladığı Forlan ManU’dayken Juventus’a kacirdigi golu burada kacirsin, anında Guiza 3 muamelesi gorecektir. Sonuçta Juninho’nun alternatifi olan Kleberson’u yere yatmayan ön libero olarak lanse eden bir ülkede futbol konuşuyoruz da, ancak 70 dakikadır sahada olan Almeida şu pozisyonda şu eforu sarfediyorken sen oyuna girdiğinin 5. dakikasında geri koşmaya tenezzül etmezsen üzgünüm ama sana olan gönül bağlarım fena halde gevşer, bilgin olsun.

İsmail Köybaşı

Aslında bu blog yazarlığı hiç bana göre değil, aklıma estiği zaman çok yazarım, uzun yazarım falan ama düzenli yazabilme yeteneğim de, görev bilincim de hiç olmamıştır.  Epey zamandır da bu konuyla ilgili istatistikli, görüntülü falan bir şeyler karalamak istiyordum ama vakit konusundaki sıkıntıdan dolayı erteleye erteleye bugüne geldim.  Baktım ertelemenin sonu yok, bari yazı o kadar kapsamlı olmasa da daha fazla ertelemeden bir şeyler yazayım diyerek açılışı yapıyorum.

Geçen seneye kadar Beşiktaş’ın çok ciddi bir sol bek sorunu olduğunu, yazdığım birçok platformda sayısız defa dile getirmişimdir herhalde.  Bu yüzden kendisine ödenen tutar birçok kişide  rahatsızlık yaratmasına rağmen İsmail Köybaşı transferine fazlasıyla sevinmiştim.  Bunun birinci sebebi, İbrahim Üzülmez’in bu takıma büyük emek verdiğini düşünsem de kesinlikle Beşiktaş ölçeğinde bir takımın beki olabilecek futbol temeline sahip olmadığını düşünmemdi.  İbrahim Üzülmez 100. yıldaki temposuyla arkasında 3 stoper varken tek başına bir kanadı idare edebilir veya orta sahada mücadeleci bir sol iç oyuncusu olabilir (nitekim hala efsane olarak hatırlandığı Barca maçında Khlestov-Ümit-Erman üçlü defansının önünde yer alan Tayfur-Karhan-Üzülmez orta sahasının en çok göze batan oyuncusuydu), ancak bana göre alan savunması bilgisinin yetersizliği ve genel oyun zekasının eksikliğiyle asla ve asla üst düzeyi geçtim, orta düzey bir sol bek bile olamaz.  İkinci ve asıl önemli sebebi ise, 19 yaşındaki İsmail’in sahip olduğu yeteneklerin kendisini çok üst düzey bir sol bek yapabileceğini düşünmemdi.  Bu yüzden 89 doğumlu ve yerli statüsünde oynayabilecek bir oyuncuya verilen para bence gayet makuldu, nitekim son dönemde beklerin dünya futbol piyasasında artan değerleri nedeniyle İsmail bize bundan çok daha fazlasını kazandırabilir diye düşünüyordum.

Velhasılıkelam sezon başladı ve İsmail de forma şansı buldu, bulduğu şansı da kötü kullanmadı.  Lakin ne olduysa oldu ve karakterine çok saygı duysam da teknik direktörlüğüne bir türlü ısınamadığım Denizli meşhur şapkasından ilk tavşanını çıkardı ve bence tüm sezonun dibine dinamiti koyarak İsmail’i Kayseri maçında 18′e bile almadı.  Nitekim tribünü yakından takip edenler hatırlar, Demirören’e büyük tepkilerin başladığı maç o maç oldu.  Tabata transferinden dolayı fokurdamaya başlayan kazan, İsmail’in 18′e bile girememesiyle patlamıştı ve o şekilde patlayan tribün bir daha asla şampiyonluk yarışı havasına giremediği için Denizli’nin türlü aforizmalarına rağmen bir daha asla kendine gelemedi.  Belki ikinci yarıdaki Eskişehir maçı istisna sayılabilir, ancak o maçın yarattığı pozitif enerjiyi de 3 maç üst üste puan kaybederek anında ortadan kaldırmayı başarabilmiştik.

Konuyu daha fazla sulandırmadan İsmail’e geri döneyim.  Tabata’nın yarattığı negatif elektrikten fazlasıyla nasibini alan İsmail sırf bu yüzden bir türlü mantıklı bir transfer olarak görülemedi.  26 yaşında olduğu halde bize gelmeden 2 sene öncesine kadar 1. lig görmemiş, ilk sezonunun ortasında da lig sonunculuğuna demir atan Karabük tarafından serbest bırakılan ve bundan 1.5 sene sonra 2000 senesinin 4.5 milyon dolarına mal olan Üzülmez’e senelerce tahammül etmiş bir taraftarın 20 yaşında bir çocuğa bu kadar tahammülsüz olmasını bana kimse başka türlü açıklayamaz.  Lakin İsmail Türkiye’de bu kadar tartışıladururken, Beşiktaş taraftarıyla ilgili girdiği haberler anında bizim övünç kaynağımız haline gelen UEFA resmi sitesinde İsmail’e yapılan övgüler pek kimse tarafından ciddiye alınmıyordu.  Bunun sonucunda da 24 yaşında 1. lige, 26 yaşında Beşiktaş’a gelmiş Üzülmez’in 30 yaşında bek olduğu Beşiktaş’ta 20 yaşındaki İsmail’den bek olmayacağı kararı çoğunluk tarafından verilmişti bile.

Bu sezon başında da yine aynı çoğunluk tarafından pek güvenilmeyen bir oyuncuydu.  Lakin yaşının getirdiği tecrübesizlikten dolayı oynadıkça performansı artan İsmail, tecrübeli futbolcu fetişisti teknik direktörümüzün yerine gelen çok daha cesur teknik direktörümüz sayesinde (biraz da Avrupa’da fazla maç yapmamızın katkısıyla) daha şimdiden geçen sezonun tümünde aldığı dakikanın %80′ine yaklaşmış durumda.  Üstelik son dönemde biraz da Üzülmez’in sakatlığının yarattığı şansla üst üste oynayarak performansını ciddi derecede yukarı çekti.  Nitekim yeteneği Avrupa’da Türkiye’dekinden daha fazla farkedilen İsmail önce Don Balon’un 89 doğumlu 100 yetenekli futbolcu listesine, sonrasında da Marca’nın 2011′in 11 yetenekli futbolcusu listesine girdi.  Trabzon maçındaki performansıyla artık hakkı verilmeye başlayan İsmail’i ben şahsen fazlasıyla Dani Alves’e benzetiyorum ve geldiğinden beri İsmail’e yapılan eleştirilerin çok benzerleriyle muhattap olan Dani Alves’in kariyerinden örnek veriyorum.

Ülkemizde topla biraz yumuşak olup, fiziği biraz güçsüz görülen adamdan defans olmayacağına çok erken karar verilip o adamdan hücumcu yaratmaya çalışıldığı için ülkeden bir türlü kalburüstü defans oyuncuları çıkmıyor.  İsmail’e biçilen rol de bu sezona kadar buna benziyordu, sol bekte 3-5 şans buldu ama iyi değerlendiremedi, bari açık yapalım yorumları giderek daha fazla dillendirilmeye başlandı.  Benzer şekilde açık olması öngörülürken Juande Ramos’un radikal kararlarıyla İsmail’den daha ileri bir yaşta yeniden sağ beke dönen ve burada gösterdiği gelişimle dünyanın en iyi 3 beki arasına giren Dani Alves’in hikayesiyle ilgili daha önce karaladığım birkaç satırı burada, İngilizce olsa da Dani Alves’le ilgili mükemmel bir teknik analizi de burada bulabilirsiniz.

Konuyu Dani Alves’in teknik analizi üzerinden yeniden İsmail’e getirirsek yazıda Dani Alves’le bağdaştırılan ofansif özelliklerin çoğu İsmail’de de var.  Oyunu mümkün olduğunca rakip sahada ve hatta 3. bölgede oynamaya çalışan (ki bununla ilgili detaylı bir analizi zamanında yapmıştım), hızlı ve kondisyonu yerinde, topla çok fazla buluşan, koşusuna bek bölgesinden başladığı için topla buluştuğu anda en yüksek süratte olmasına rağmen kontrollü toplar atabilen bir futbolcu İsmail.  Topla becerileri bir bek için çok iyi olsa da bir hücum oyuncusu için çok üst düzey olmadığından, açıkta oynadığında topla buluştuğu anlarda en yüksek hızına ulaşmadığı için rakiplerini ekarte etmesi bekten gelişine oranla çok daha zor olacaktır.

Buna ek olarak iki oyuncunun defansif meziyetlerine gelince yine çok benzediklerini görüyoruz.  İsmail de tıpkı Alves gibi çoğunlukla rakip sahada oynadığı için geride yapacağı kayarak müdahalelerden çok, rakibi rakip sahada kovalayarak kazandığı toplarla savunma yapan bir oyuncu.  Hızı ve temposu da oldukça yüksek olduğu için bunu maç içinde çok sefer yapabiliyor.  Buna Trabzon maçından birkaç örnek aşağıdaki görüntülerde var:


Üstelik bu temposuna rağmen maçın 75. dakikasında Bobo’nun oyuna girdiği ilk pozisyondaki atakta en az 70 metrelik bir deparla forvet koşusu yapabilecek kondisyona sahip.  Yukarıdaki görsellerde pozisyonun başlangıcını ve bitişini görmek mümkün.

Bu kadar lafın özeti, İsmail şu anda Avrupa’nın gözünün üstünde olduğu ve fakat daha gelişme göstermesi gereken, ama bu gelişimi gösterebileceğinin ışıklarını fazlasıyla veren daha 21 yaşına girmemiş bir futbolcudur. Şu anda forması müzelik olan Üzülmez onun Beşiktaş’a geldiği yaşta henüz 3. ligde oynuyordu ve geldiği günden bugüne kadar kendini ne kadar geliştirdiği ortada. İsmail bu gelişimden fazlasını gösterebilecek yetenekte ve hem saha içinde hem de saha dışında sorumluluktan kaçmayan, dolayısıyla daha fazla gelişmesini bekleyebileceğimiz bir oyuncu. Artık İsmail’e daha fazla inanmamız ve bunu ona hissettirmemiz gerekiyor. Bu yüzden görev biraz da taraftarda…

Baktım Penche’de yazdığım yazılara verdiğim linkler oraya yeni yazı eklendikçe bozuluyor, ben de o yazıları da bloga taşımaya karar verdim. Bu yazıların tarihlerini eski tarihli gireceğim.

Ne zamandir yazacagim vakitsizlikten yazamiyordum. Yogun bir haftanin cumasinda olmanin verdigi rahatlikla unutmadan yazayim dedim. Su anda verecegim istatistikler sadece iki mactan ornek olduklari icin cok iyi temsil etmiyor olabilirler, ancak yine de bazi ayrintilar iki alternatif arasindaki mentalite farkini net bir sekilde ortaya koyuyor…

Oncelikle yapilan kosularla ilgili bilgiler vermek gerekirse, Uzulmez Manchester macinda 90 dakikada 10.330 metre kosarken maksimum hizi 29,69 km, ortalama hizi ise 6,58 km olmus. Buna karsilik Ismail CSKA macinda 90 dakikada 11.227 metre kosarken maksimum 28,68 km’de kaldigi halde, ortalama hizi 7,35 km olmus. Yani Uzulmez anlik patlamalarda daha yuksek surate eristigi halde ortalama kosu temposu Ismail’den %10 daha yavasmis…

Topla yapilan islere gelince Uzulmez Manchester macinda 47 kez, Ismail de CSKA macinda 61 kez topla bulusarak takimin topla en cok bulusan oyunculari olmuslar. Uzulmez bu 47 topla bulusmanin 45′inde pas yapmak istemis ve bunlarin 32′sinde basarili olarak %71,11 pas yuzdesi yakalamis. Ismail de bu 61 topla bulusmanin 58′inde pas yapmak istemis ve bunlarin 41′inde basarili olarak %70,69 pas yuzdesi yakalamis. Buraya kadar topla yapilan islerde cok buyuk bir fark yok gibi…

Bu paslarin dokumune girdikce pek fark yok gibi gozuken istatistiklerin icyuzu ortaya cikmaya basliyor. Oncelikle daha once de bahsettigim birinci ve ikinci bolgelerden ucuncu bolgeye topu ulastirma konusunda Ismail’in 7′ye 1 ustunlugu var. Ismail CSKA macinda 5 kez pasla, 2 kez de dribling ile olmak uzere topu 7 defa ucuncu bolgeye tasirken, Uzulmez Manchester macinda sadece 1 kez pasla topu ucuncu bolgeye tasimis. Buna ek olarak Ismail ceza sahasi icine 1 kez pasla, 1 kez driblingle, 1 kez de ortayla olmak uzere 3 kere top tasirken, Uzulmez sadece 1 kez ceza sahasi icine pas ulastirabilmis…

Topu bir bolgeden diger bir bolgeye tasimak disinda, atilan paslarin bolgesine gore paslarin dokumu yapilirsa karsimiza cikan tablo daha da ilginc. Uzulmez’in basarili oldugu 32 pasin 13 tanesi, yani %40,63′u birinci bolgeye; 16 tanesi, yani %50′si ikinci bolgeye ve sadece 3 tanesi, yani %9,38 ucuncu bolgeye dogru gerceklesmis. Buna karsilik Ismail’in basarili oldugu 41 pasin 3 tanesi, yani %7,32′si birinci bolgeye; 24 tanesi, yani %58,54′u ikinci bolgeye ve 14 tanesi, yani %34,15′i ucuncu bolgeye dogru gerceklesmis. Yani Uzulmez’in paslarinda birinci bolgeye dogru atilan paslar ciddi bir orana sahipken, Ismail Uzulmez’inkine cok yakin bir pas yuzdesiyle genelde ileriye dogru oynamayi tercih etmis. Bunu daha net ortaya koymak gerekirse, Uzulmez’in yerine ulastirdigi 32 pas arasinda en cok tercih ettigi oyuncu 5 pasla Hakan Arikan olurken, Ismail’in yerine ulastirdigi 41 pas arasinda en cok tercih ettigi oyuncu 9 pasla Yusuf olmus ve Rustu’ye verdigi pas 0, yaziyla 0 olmus. Uzulmez’in kaleye ve diger defans oyuncularina verdigi toplam pas 12 olarak gerceklesmis ve dolayisiyla toplam paslarinin %37,5′i diger savunma oyuncularina gitmis. Buna karsilik Ismail’in 41 pasinin 8′i, yani toplam paslarinin %19,51′i diger defans oyuncularina gitmis. Nereden bakarsaniz bakin iki oyuncumuz arasindaki mentalite farki kabak gibi ortada gozukuyor…

Yine degerlendirilen mac adedinin sadece iki tane oldugu unutulmasin serhini duserek, bu iki oyuncumuzun savunma performanslarinin karsilarinda oynadiklari oyunculari nasil etkiledigini ortaya koymak gerekirse:

Oncelikle gorsel bazi detaylarla yazidan bunalanlari ferahlatalim ve Valencia’nin bizim macta ve Wolfsburg macinda oynadigi bolgelerle Krasic’in Wolfsburg macinda ve bizim macinda oynadigi bolgeleri kiyaslayalim:

Bizim macta Valencia:

Wolfsburg macinda Valencia:

Goruldugu gibi Valencia’nin bizim macta oynadigi bolge ile Wolfsburg’a karsi oynadigi bolge arasinda pek de bir fark yok…

Wolfsburg macinda Krasic:

Bizim macta Krasic:

Buna karsilik Krasic bize karsi oynarken Wolfsburg’a karsi oynadigindan cok daha fazla ice kaymis ve bir sag kanat oyuncusundan daha cok sag ic gibi oynamis, yani Ismail’in kanatindan ekmek cikarmak yerine kendisine adam adama savunma yapmak uzere verilen Ismail’i iceri cekerek savunmanin dengesini bozmaya calismis. Nitekim ilk yarida Krasic’in Ismail’i uzerine cekerek bosalttigi alanda cok buyuk bosluklar olustu, ancak CSKA buraya adam sokamadigi icin ekmek cikartamadi. Kaldi ki bu adam adama eslesmenin sakincalari sadece bosalttigimiz alanlarla kalmadi, Ismail’in sarfettigi abartili efor yuzunden ilk yaridaki pas yuzdesini 11/20 gibi kotu bir orana da cekti. Nitekim Ismail bu yarida topu sadece bir kez ucuncu bolgeye tasiyabildi. Ikinci yariyla birlikte bu modasi gecmis savunmayi bir kenara birakip Ismail’i normal bir bek gibi oynatmaya gonderdigimiz zaman Ismail 30/38 gibi %80′e yakin bir pas yuzdesiyle oynamaya basladi ve ilk yarida 1 kez yapabildigi icin 6 kez yaparak topu 7 kez ucuncu bolgeye tasidi ki bu rakam 9 kez ucuncu bolgeye top tasiyan Tello’dan sonra takimdaki en iyi rakam oldu. Haaa bunun sonucunda Yusuf’un da Ismail’i tek basina birakmasi sebebiyle Krasic’ten bir calim yiyerek yedigimiz ikinci goldeki pay sahiplerinden biri oldu, ama savunmada verdigi bu acigi hucumda yaptigi islerle fazlasiyla kapatti…

Yeniden rakamlara geri donersek once bizim mactaki ve 1 dakika daha az oynadigi Wolfsburg macindaki Valencia’yi kiyaslarsak, kostugu mesafe 9651 metreye karsilik 9591 metre olmus. Aradaki fark uzerinde durmaya degmez bir fark. Buna karsilik bizim macta 39 kez, Wolfsburg macinda ise 32 kez topla bulusmus, yani Wolfsburg macina oranla %20 daha fazla topla bulusmus ki tum Manchester takimi Wolfsburg macina oranla sadece %3 daha fazla topla bulusmus. Krasic ise Wolfsburg macinda 11276 metre kosarken bizim macta 11789 metre kosmus, yani yaklasik %4,55 daha fazla kosma ihtiyaci duymus. Bununla birlikte Krasic Wolfsburg macinda 51 kere, bizim macta ise 41 kere topla bulusmus, yani Wolfsburg macina oranla %20 daha az topla bulusmus, ustelik tum CSKA takiminin topla bulusma orani Wolfsburg macindan Besiktas macina 198′den 188′e, yani sadece %5 duserken. Yani ne Valencia Uzulmez’in oynamasi sayesinde durdurulabilmis ne de Krasic Ismail oynamasi sebebiyle cosmus…

Tekrar soyluyorum, iki mac istatistiksel olarak anlamli bir ifade kullanmak icin cok da yeterli degildir, fakat aradaki rakamlar Ismail ile Uzulmez’in arasindaki mentalite farkini ortaya koyacak kadar farklidir. Ustelik Uzulmez’in savunmasi Ismail’e oranla cok kuvvetlidir tezini de yalanlamaktadir. Buna Ismail’den senelerce faydalanabiliriz gibi argumanlari eklersek de bu takimda Uzulmez degil de Ismail’in oynamasi gerektigi kendiliginden ortaya cikar. Su takimi heba etmeden dogruyu bulmak kismet olur bize insallah…