Stad: Olimpiyat’a gidiş zulüm değildi bu kez. Başlama saatine yakın sayılacak bir saatte (13.00-13.45) yolda olmama rağmen trafikte sıkıntı olmadı.
Ufak tefek problemler dışında giriş ve çıkış da zorlu olmadı. En büyük sıkıntı staddan çıkıp arabalara atladıktan sonrasında başlıyordu. 25-30 bin kişinin aynı anda yollara dökülmesi doğal olarak trafiği kitliyor.
Hava ise öğlen vaktinde İstanbul’un merkezi ile benzer seyrediyordu ama akşam 5′e yaklaştıkça iliklerimiz soğuğu hissetmeye başladı. Orada kışın oynanan bir gece maçı gerçekten büyük bir sınav.

Taraftar: Fotoğrafta görüleceği üzere doğu tribünü tamamen doldu. İştahlı bir taraftar vardı.

Hakem: Aydınus’un özelinde değil, bir avuç istisna dışında Türk hakemlerinin art niyetinden dem vurmak lazım. Türkiye liginde her hava topunda stoperler faul yapıyor, her ikili mücadelede tekmeler var. Her hücumcu, her hücum yapan takım, yıldırılıyor. Hoydonk, Carew hayatında yemediği dirseği burda 2 yılda yedi. Guti hayatı boyunca yediği kadar tekmeyi burda 6 ayda yedi. Bunların çoğuna faul çalınmıyor.
Kabul edelim, bu Beşiktaş için de geçerli olabilirdi. Yani İbrahim Toraman da hava toplarında faul yaptığı zaman es geçiliyor. Veya Sivok da rakip forveti biçtiği zaman es geçilebiliyor.
Ama daha çok hücum yapan, top oynamaya çalışan; daha fazla madur oluyor. Bugün de İBB’li futbolcular dövdü bizimkileri. Aurelio’nun kırmızısı haklı, bu çok ayrı bir mesele. Gökhan Ünal da kırmızı görmeliydi, görmedi; bu da ayrı bir mesele.
Oyunun tümüne sinen ve hücumu ve iyi futbolu düşünen tüm takımların sonunu getirecek bir hakem tavrı var burda. Türkiye’de defans yapan adamların korunması kuralı var. Ve bu kuralla yine dövdükleriyle kaldı bugün İBB’liler.

Beşiktaş:
-Ernst’i ve Bobo’yu bu kadar kenara itmek Schuster’in taraftar gözünde yapabileceği en büyük hata. Eğer uzun maratonu, yeni yabancıların oynayamayacağı UEFA maçlarını vs hesap ediyorsa, bilemeyeceğim. Çünkü ilk yarı ‘Schuster’in prensi’, denilebilecek hatta bu kadar çok oynatıldığı için eleştirmeye başladığımız Ernst’in bu kadar çabuk kenara itilmiş olması mantıklı gelmiyor.
-Ekrem Dağ inanılmaz kötüydü. Hücumda aksadı, aksattı. Savunmada aksadı, aksattı. Ama bunu 50. dakika başta Quaresma, sonra tribünler, herkes görüyorken Schuster’in müdahale etmemesi maçın, belki de, gidişine neden oldu. İBB ikinci yarı zaten 10 kişi oynayan Beşiktaş’ın biraz daha korkaklaşmasına ve ayağına pranga takılmasına neden olan tüm pozisyonları Ekrem’in kanadından buldu. O bölgeye İbrahim Üzülmez’i de, hatta Ernst’i de çekebilirdi.

-Schuster’in orta sahada tek başına Aurelio’yu bırakan sistemi eleştirilebilir. Eleştiriliyor. Ama ben daha çok orada tercih edilen adamın Aurelio olmasını eleştirme yanlısıyım. Dün Beşiktaş alışık olmadığımız bir Olimpiyat deplasmanı görüntüsü verdiyse, bunda önde basmayı sağlayacak ve ayakta kalmak için ‘tempo’ yapmanı şart kılacak bu kadro seçiminin de etkisi vardır. Cenk o topu yumurtladı diye bunu silip atamam. Ama orada ilk tercih olan Aurelio, 3. belki 4. tercih olmalı bu takımda diye düşünüyorum.

-Takımın kazanma azminin hakkını vermek gerek. İkinci yarı 10 kişi başladılar, 1-0 mağluplardı. Zor bir sahada, sert bir rakibe karşı oynuyorlardı. Ve tribündeki bizden daha fazla inandılar. Olmadı.

-Maçın ilk 30 dakikası ise günün Beşiktaş açısından en ‘vah’ ettiren bölümüydü. Ben hiç bir Olimpiyat Stadı deplasmanında bu kadar hücumda, bu kadar tempolu başlayan Beşiktaş görmemiştim. O dakikalarda gelebilecek bir gol, tüm akışı değiştirecekti. Olması gereken olmadı, en olmayacak gollerden birini yedik. Gerçi Beşiktaş’tan söz ediyordak, bu ‘olmayacak gol’ klasmanında değil.

Nihayetinde yine bir İBB maçı, yine hüsran. Eğer polyannacılık oynarsak, 17′de 17 gibi olmayacak bir duaya erkenden son vermesi açısından hayırlı bir maç oldu.