Ligin Marka Değeri

Fenerbahçe başta olmak üzere pek çok takımı içerisine alan şike soruşturmasında ilk  şok atlatıldıktan ve “nasılsa hiç bir sonuç çıkmaz yæ” havası, şu ana kadar basında yer alan belgeler ışığında dağıldıktan sonra Türk Spor Medyası’nda ve bazı taraftarlarda  ilginç bir “aklama-savunma” stratejisi ortaya çıktı.

İlk kez soruşturmanın birinci günü akşamı, Avrupa Şampiyonasına katılan Danimarka milli takımı gibi plajdan toplanabilen kadrosuyla Telegol’de Ziya Şengül tarafından dile getirildi. Özetle, Fenerbahçe’nin küme düşürülmemesi gerektiğini çünkü Fenerbahçesiz bir ligin anlamsız olacağını söyledi Ziya Şengül. Hemen peşine Gökmen Özdenak’tan da rekabetin olayacağı bir ligin keyifsiz geçeceği, kimsenin izlemek istemeyeceği savı geldi (Bkz:Biz tek çocuğuz)

Teegol’ün rating için çok acaip söylemlere bulaştığını düşündüğümden sadece gülüp geçmiştim. Fakat gözaltıalrın başaldığı pazar gününden bu güne geçen 4 günde pek çok kişi bu fikri dile getirmye/savunmaya başladı.

Bakın soruşturma sonucunda Fenerbahçe’nin suçu sabit görülür de küme düşerse neler olacakmış (Hürriyet’ten)

  • 18 takımlı ve Fenerbahçeli bir lige 450 milyon dolar veren Digiturk, Fenerbahçe’nin olmadığı 15 takımlı bir lige o parayı vermek istemeyecek. SONUÇ Yayın geliri dibe vuracak
  • Fenerbahçe’nin olmadığı, Digitürk’ün yayın gelirlerini yarı yarıya azaltacağı Süper Lig’de, diğer takımlar ve  özellikle Galatasaray ile Beşiktaş nasıl etkilenecek? Gelirlerinde bir azalmak olacak mı? SONUÇ Yarı yarıya azalacaktır. Anadolu takımlarının gelirleri de yarı yarıya azalacak. (bu kısım sanırım Hürriyet’i pek ilgilendirmiyor)

Bu maddeler ışığında hemen devamı getiriliyor. Büyükler ve Anadolu kulüpleri transfer için yayın gelirlerini kullanıyor. Bu gelirler düşünce kulüpler transfer yapamaz ve takımlar güçsüz kalır.

Büyük Sonuç: Dekoderlerini iade eden Fenerbahçe taraftarları nedeniyle zarara uğrayan Digiturk, naklen yayın için ödediği parayı kısar (NEDEN?), Fenerbahçe’siz lig çekişmesiz olur hatta kulüplerin parası azaldığı için daha da kalitesiz bir lig olur, Türkiye’nin ve Türk Futbolu’nun marka değeri düşer!

Şimdi naçizane benim bazı sorularım var. Birileri cevaplarsa mesud olurum.

  • Şaibeli bir ligin marka değeri nasıl olur da şikeden, teşvikten arındırılmış (veya arındırılmaya başlayan) bir ligden fazla olabilir?
  • Digiturk ticari bir anlaşmaya imza atmıştır. Her ticari anlaşmada olduğu gibi bunda da risk mevcuttur. Nasıl olur da Digiturk, bahsi geçen olayda küme düşme olur da ticari zarara uğrar diye bu riskten muaf tutulabilir? Şimdi ben aldığım ev kredisini eşim işten çıkarıldığında kazancım azaldığında ödeyemez duruma gelince bankaya gelin yendien anlaşma yapalım ben daha az ödeyeyim diyebilir miyim bu durumda? (Evet derseniz mutlu olurum çünkü evimizin marka değeri düşsün istemem)
  • Bu olaylar ışığında Digiturk bu ticari risklerden kaçınmak için federasyonu “daha çok dekoder sattıracak bir lig organizasyonu”  için manipüle ediyor/etmiş olabilir mi? Vereceğimiz parayı keseriz çünkü bize dekoder sattıracak takım(veya takımlar başarısız) deme hakkı var mı?
  • Bir takımın başkanı ve yöneticilerinin, kulübe haksız başarı/kazanç sağlayacak şeyleri yapması durumunda olay KULÜPTEN BAĞIMSIZ değerlendirilebilir mi? Bu teklif edilebilir mi?

Bunlar da bonus sorular olsun: Neyin marka değerinden bahsediyorsunuz arkadaş? Hangi kafayı yaşıyorsunuz?

Organize İşler

Cüneyt Çakır ve Delgado

Hatırlarsınız değil mi Galatasaray maçındaki Cüneyt Çakır’ı ve Delgado’yu attığı sahneyi? Ne futbolcu psikolojisini çözebilmiş ne de kuralı anlayabilmiş bir hakem demiştim kendisi için o zaman. FIFA kural kitabında kart istemekle alakalı bir kural yoktur, futbolcunun seyirciyi galeyana getirecek şekilde hakeme itirazda bulunmasının kartla cezalandırılmasını ister FIFA. O pozisyonda Delgado önce kendini göstermiş, sonra bir yapmış ve son olarak da kart işareti yaparak “ama bana ilk hareketimde kart çıkardın” cümlesini usta bir sessiz sinema oyuncusu edasıyla jest ve mimikleriyle kurmuştu. Lakin o maçı izlerken futbolcu psikolojisini anlamaktan çok uzak olduğunu sandığım Cüneyt Çakır mal bulmuş Mağribi gibi bu fırsatın üzerine atlamış ve Delgado’yu ikinci sarı kartla oyundan atmıştı.

Yukaridaki olaydan çok değil, sadece 1.5 ay sonraki şu sahnede ise aynı Cüneyt Çakır ne kadar sevgi dolu değil mi? Delgado’nun jest ve mimiklerinde seyirciyi galeyana getirme çabasından çok derdini anlatma çabası görürken, Alex’in aşağılayıcı tavrından irite olmamın tek sebebi de Beşiktaş taraftarı olmamdır muhtemelen.

Cüneyt Çakır ve Alex

İşte aynı Cüneyt Çakır son Fenerbahçe maçında öyle iki karara imza attı ki çıldırmamak elde değil. Ben şahsen su kaçırılmadığı sürece yanlış verilen penaltılara, yanlış kaldırılan ofsayt bayraklarına çok takılmam. Benim için bir hakemin eyyam potansiyeli, tartışma programlarında çok fazla gündeme gelmeyen daha ufak detaylarda saklıdır. Cem Papila’nın bize çıkardığı kırmızı kartlardan çok Samsunlulara çıkarmadığı sarı kartlar gibi mesela. Cüneyt Çakır da bu işi çok iyi becerdi. Bunu gösteren iki küçük, ama bana göre kafa yapısını net şekilde ortaya koyan örnek:


Birincisi, Cüneyt Çakır’ın golü bulduktan sonra baskısını giderek artıran Beşiktaş’ın atağını keserek ilk yarıyı bitirdiği pozisyon. Hangi ilk yarıyı? İki gol atıldığı, biri itirazdan olmak üzere üç sarı kart çıktığı halde hiç uzamayan ve sarı kartlı Andre Santos’un Beşiktaşlı futbolcuyla bire bir kaldığı pozisyon yarıda kesilerek bitirilen ilk yarıyı. Şimdi kimse dile getirmiyor ama Cüneyt Çakır Fenerbahçe’nin imdadına yetişme görevini kusursuz bir şekilde yerine getirmiştir.


Ve yukaridaki pozisyondan daha da büyük bir fiyasko. Almeida’nın kaçan golünden hemen sonra gerçekleşen bu pozisyon, bana göre Cüneyt Çakır’ın niyetini net bir şekilde ortaya koymuştur. Simao’ya yapılan faul bu görüntülerde tam o sırada alt bant reklam girdigi için görülmüyor, ancak top Simao’nun ayağından çıkıp Ernst’e doğru giderken Cüneyt Çakır’ın düdük çalmadan önce kafasını döndürdüğü ve topun Ernst’e gittiğini gördüğü net bir şekilde görülüyor. Bütün bunlar olurken İsmail soldan bindiriyor ve Ernst tam ona pası çıkartacakken Cüneyt Çakır düdüğünü çalarak faulü veriyor ve atağı yine kesiyor. Cüneyt Çakır Simao’ya yapılan faule düdüğü anında çalsa veya buradaki gibi geç kalsa da Ernst’i görmediği için çalsa çapsız, kafası çalışmayan hakem olarak değerlendirir geçerim. Ancak düdük çalmadan önce Ernst’i gördüğü ve pozisyonun net bir şekilde bizim lehimize geliştiğini anladığı için düdük çalma gereği duyan bir hakemin yaptığı sadece ve sadece organize çapulculuktur. Bunun başka bir tarifi yoktur. Ferrari’ye hala sinirliyim, ne olursa olsun bu provokasyona gelmemeliydi falan da Ferrari’nin dirseği Cüneyt Çakır’ın organize bir şekilde icra ettiği işleri gözardı etmemize yetmez.