Aslında bu blog yazarlığı hiç bana göre değil, aklıma estiği zaman çok yazarım, uzun yazarım falan ama düzenli yazabilme yeteneğim de, görev bilincim de hiç olmamıştır. Epey zamandır da bu konuyla ilgili istatistikli, görüntülü falan bir şeyler karalamak istiyordum ama vakit konusundaki sıkıntıdan dolayı erteleye erteleye bugüne geldim. Baktım ertelemenin sonu yok, bari yazı o kadar kapsamlı olmasa da daha fazla ertelemeden bir şeyler yazayım diyerek açılışı yapıyorum.
Geçen seneye kadar Beşiktaş’ın çok ciddi bir sol bek sorunu olduğunu, yazdığım birçok platformda sayısız defa dile getirmişimdir herhalde. Bu yüzden kendisine ödenen tutar birçok kişide rahatsızlık yaratmasına rağmen İsmail Köybaşı transferine fazlasıyla sevinmiştim. Bunun birinci sebebi, İbrahim Üzülmez’in bu takıma büyük emek verdiğini düşünsem de kesinlikle Beşiktaş ölçeğinde bir takımın beki olabilecek futbol temeline sahip olmadığını düşünmemdi. İbrahim Üzülmez 100. yıldaki temposuyla arkasında 3 stoper varken tek başına bir kanadı idare edebilir veya orta sahada mücadeleci bir sol iç oyuncusu olabilir (nitekim hala efsane olarak hatırlandığı Barca maçında Khlestov-Ümit-Erman üçlü defansının önünde yer alan Tayfur-Karhan-Üzülmez orta sahasının en çok göze batan oyuncusuydu), ancak bana göre alan savunması bilgisinin yetersizliği ve genel oyun zekasının eksikliğiyle asla ve asla üst düzeyi geçtim, orta düzey bir sol bek bile olamaz. İkinci ve asıl önemli sebebi ise, 19 yaşındaki İsmail’in sahip olduğu yeteneklerin kendisini çok üst düzey bir sol bek yapabileceğini düşünmemdi. Bu yüzden 89 doğumlu ve yerli statüsünde oynayabilecek bir oyuncuya verilen para bence gayet makuldu, nitekim son dönemde beklerin dünya futbol piyasasında artan değerleri nedeniyle İsmail bize bundan çok daha fazlasını kazandırabilir diye düşünüyordum.
Velhasılıkelam sezon başladı ve İsmail de forma şansı buldu, bulduğu şansı da kötü kullanmadı. Lakin ne olduysa oldu ve karakterine çok saygı duysam da teknik direktörlüğüne bir türlü ısınamadığım Denizli meşhur şapkasından ilk tavşanını çıkardı ve bence tüm sezonun dibine dinamiti koyarak İsmail’i Kayseri maçında 18′e bile almadı. Nitekim tribünü yakından takip edenler hatırlar, Demirören’e büyük tepkilerin başladığı maç o maç oldu. Tabata transferinden dolayı fokurdamaya başlayan kazan, İsmail’in 18′e bile girememesiyle patlamıştı ve o şekilde patlayan tribün bir daha asla şampiyonluk yarışı havasına giremediği için Denizli’nin türlü aforizmalarına rağmen bir daha asla kendine gelemedi. Belki ikinci yarıdaki Eskişehir maçı istisna sayılabilir, ancak o maçın yarattığı pozitif enerjiyi de 3 maç üst üste puan kaybederek anında ortadan kaldırmayı başarabilmiştik.
Konuyu daha fazla sulandırmadan İsmail’e geri döneyim. Tabata’nın yarattığı negatif elektrikten fazlasıyla nasibini alan İsmail sırf bu yüzden bir türlü mantıklı bir transfer olarak görülemedi. 26 yaşında olduğu halde bize gelmeden 2 sene öncesine kadar 1. lig görmemiş, ilk sezonunun ortasında da lig sonunculuğuna demir atan Karabük tarafından serbest bırakılan ve bundan 1.5 sene sonra 2000 senesinin 4.5 milyon dolarına mal olan Üzülmez’e senelerce tahammül etmiş bir taraftarın 20 yaşında bir çocuğa bu kadar tahammülsüz olmasını bana kimse başka türlü açıklayamaz. Lakin İsmail Türkiye’de bu kadar tartışıladururken, Beşiktaş taraftarıyla ilgili girdiği haberler anında bizim övünç kaynağımız haline gelen UEFA resmi sitesinde İsmail’e yapılan övgüler pek kimse tarafından ciddiye alınmıyordu. Bunun sonucunda da 24 yaşında 1. lige, 26 yaşında Beşiktaş’a gelmiş Üzülmez’in 30 yaşında bek olduğu Beşiktaş’ta 20 yaşındaki İsmail’den bek olmayacağı kararı çoğunluk tarafından verilmişti bile.
Bu sezon başında da yine aynı çoğunluk tarafından pek güvenilmeyen bir oyuncuydu. Lakin yaşının getirdiği tecrübesizlikten dolayı oynadıkça performansı artan İsmail, tecrübeli futbolcu fetişisti teknik direktörümüzün yerine gelen çok daha cesur teknik direktörümüz sayesinde (biraz da Avrupa’da fazla maç yapmamızın katkısıyla) daha şimdiden geçen sezonun tümünde aldığı dakikanın %80′ine yaklaşmış durumda. Üstelik son dönemde biraz da Üzülmez’in sakatlığının yarattığı şansla üst üste oynayarak performansını ciddi derecede yukarı çekti. Nitekim yeteneği Avrupa’da Türkiye’dekinden daha fazla farkedilen İsmail önce Don Balon’un 89 doğumlu 100 yetenekli futbolcu listesine, sonrasında da Marca’nın 2011′in 11 yetenekli futbolcusu listesine girdi. Trabzon maçındaki performansıyla artık hakkı verilmeye başlayan İsmail’i ben şahsen fazlasıyla Dani Alves’e benzetiyorum ve geldiğinden beri İsmail’e yapılan eleştirilerin çok benzerleriyle muhattap olan Dani Alves’in kariyerinden örnek veriyorum.
Ülkemizde topla biraz yumuşak olup, fiziği biraz güçsüz görülen adamdan defans olmayacağına çok erken karar verilip o adamdan hücumcu yaratmaya çalışıldığı için ülkeden bir türlü kalburüstü defans oyuncuları çıkmıyor. İsmail’e biçilen rol de bu sezona kadar buna benziyordu, sol bekte 3-5 şans buldu ama iyi değerlendiremedi, bari açık yapalım yorumları giderek daha fazla dillendirilmeye başlandı. Benzer şekilde açık olması öngörülürken Juande Ramos’un radikal kararlarıyla İsmail’den daha ileri bir yaşta yeniden sağ beke dönen ve burada gösterdiği gelişimle dünyanın en iyi 3 beki arasına giren Dani Alves’in hikayesiyle ilgili daha önce karaladığım birkaç satırı burada, İngilizce olsa da Dani Alves’le ilgili mükemmel bir teknik analizi de burada bulabilirsiniz.
Konuyu Dani Alves’in teknik analizi üzerinden yeniden İsmail’e getirirsek yazıda Dani Alves’le bağdaştırılan ofansif özelliklerin çoğu İsmail’de de var. Oyunu mümkün olduğunca rakip sahada ve hatta 3. bölgede oynamaya çalışan (ki bununla ilgili detaylı bir analizi zamanında yapmıştım), hızlı ve kondisyonu yerinde, topla çok fazla buluşan, koşusuna bek bölgesinden başladığı için topla buluştuğu anda en yüksek süratte olmasına rağmen kontrollü toplar atabilen bir futbolcu İsmail. Topla becerileri bir bek için çok iyi olsa da bir hücum oyuncusu için çok üst düzey olmadığından, açıkta oynadığında topla buluştuğu anlarda en yüksek hızına ulaşmadığı için rakiplerini ekarte etmesi bekten gelişine oranla çok daha zor olacaktır.
Buna ek olarak iki oyuncunun defansif meziyetlerine gelince yine çok benzediklerini görüyoruz. İsmail de tıpkı Alves gibi çoğunlukla rakip sahada oynadığı için geride yapacağı kayarak müdahalelerden çok, rakibi rakip sahada kovalayarak kazandığı toplarla savunma yapan bir oyuncu. Hızı ve temposu da oldukça yüksek olduğu için bunu maç içinde çok sefer yapabiliyor. Buna Trabzon maçından birkaç örnek aşağıdaki görüntülerde var:
Üstelik bu temposuna rağmen maçın 75. dakikasında Bobo’nun oyuna girdiği ilk pozisyondaki atakta en az 70 metrelik bir deparla forvet koşusu yapabilecek kondisyona sahip. Yukarıdaki görsellerde pozisyonun başlangıcını ve bitişini görmek mümkün.
Bu kadar lafın özeti, İsmail şu anda Avrupa’nın gözünün üstünde olduğu ve fakat daha gelişme göstermesi gereken, ama bu gelişimi gösterebileceğinin ışıklarını fazlasıyla veren daha 21 yaşına girmemiş bir futbolcudur. Şu anda forması müzelik olan Üzülmez onun Beşiktaş’a geldiği yaşta henüz 3. ligde oynuyordu ve geldiği günden bugüne kadar kendini ne kadar geliştirdiği ortada. İsmail bu gelişimden fazlasını gösterebilecek yetenekte ve hem saha içinde hem de saha dışında sorumluluktan kaçmayan, dolayısıyla daha fazla gelişmesini bekleyebileceğimiz bir oyuncu. Artık İsmail’e daha fazla inanmamız ve bunu ona hissettirmemiz gerekiyor. Bu yüzden görev biraz da taraftarda…













