Bugün 12 Ocak Çarşamba. Klişe tabirle Yunanistan nefesini tutmuş Panathinaikos – Olympiakos maçını bekliyor. Yunanistan’ ın en popüler spor dalındaki en büyük derbisi olduğunu düşünürsek durum gayet normal, ancak bu kez maçı daha da farklı kılan bir durum var: 600.000 Euro’ luk fark için sembolleştiği yeşil beyazlı takıma veda ederek Pire ekibiyle anlaşan milli oyuncu Vassilis Spanoulis’ in ‘baba evi’ ne geri dönecek olması. Durum öyle bir hal almış durumda ki Spanoulis maça zırh ve kaskla çıkmak istediğinden söz ediyor. Pao taraftarlarının söyledikleri ise bizlere pek yabancı değil, az çok hepiniz tahmin edersiniz.

"Spanoulis ortaya üçlü çektir Pao' ya!"

Spor dünyası saygı yerine parayı tercih eden oyuncularla dolu. Kendi açılarından haklı oldukları noktalar olabilir ancak o renge gönül vermişler için bu anlaşılamaz bir durum. Beşiktaş’ a baktığımızda da yakın tarihimizde bile bir çırpıda sayılabilecek örnekler var.

Alpay’ ın Fenerbahçe’ ye imza attığı yaz biraz da şans eseri Seba Başkan’ ın transfer pazarlıkları sürerken Ayvalık’ ta kaldığı otelde kalmıştık. Başkan’ ın arkadaşı olan otel sahibinin anlattığına göre, yeni evlendiği Cansel’ le Cunda’ da kalan Alpay’ ı görüşmek için çağıran Seba, Alpay sözünü tutmayıp görüşmeye gelmeyince tek kelime etmeden İstanbul’ a dönmüş ve Alpay için Beşiktaş, Beşiktaş için de Alpay defterleri orada kapanmış. Sonrası malum, kendisine yapılan onlarca beste (ki bir çoğu bizim tribüne yakışmayan bestelerdi), Fenerbahçe Stadı’ nda takımının attığı gollerden sonra tribünümüzün önündeki kaleye girip filelere tutunup kale direklerini sarsana kadar havale geçiren Alpay, İnönü’ de formasını sahaya bırakması…


İnönü’ ye dönüşü iple çekilen bir başka isim de Ayhan’ dı kuşkusuz ki hala her maç tepkilerden nasibini alıyor. Kendisinin  transferiyle ilgili unutamadığım şey ise, o yıl Fulya’ daki ilk antrenmandır. Ayhan GS’ ye gitmiş, karşılığında Ahmet  Yıldırım ve Mehmet Aksu bize gelmişti. Sırayla iki oyuncuyu da tribünlere çağıran Beşiktaşlılar daha sonra “iyi ki gittin  Ayhan” diye transferi kutlamışlardı. Zaten öncesinde de taraftarla yıldızının pek barıştığı söylenemezdi Ayhan’ ın. Yine  Daum’lu sezon bir antrenmanda arka arkaya çektiği 18 şutta da kaleyi bulamayan (küsurat verince attığım sanılmasın,  gerçekten saymıştım şutları) ve tercüman Murat Kuş’ tan “Ayhancığım kaleyi bulsun yeter!” uyarısını alan Ayhan’ a tribünden bir ufaklık “hadi lan pamuk prenses” diye seslenmiş, o da tepki verince ortalık karışmıştı. Araya Ali Eren girip ortamı yumuşatmıştı da Shorunmu’ nun “Rahim Hojaaa” seslenmelerine güldüğümüz antrenman devam edebilmişti.

Şu an Spanoulis’ le aynı havayı soluyan Tümer de hepinizin malumu, biz Beşiktaşlıların çoğunu üzen ve şaşırtan bir transfere imza atmıştı. Öyle ki daha bir kaç hafta öncesinde aleyhinde yapılan sinkaflı bestelere eşlik ettiği Fenerbahçe’ ye gitmekte sakınca görmemiş, askerlik tehlikesine karşı yeni başkanının ve paşaların arkasına saklanmıştı. Gerisi belli, burada uzun uzun değinmeye de gerek yok. Merak ettiğim konu bizdeyken sürekli “kitap okuyan entelektüel futbolcu” imajını pekiştiren kitabını Fener’ e gittiğinde bitirip bitirmediği. Ha bir de askerlik mevzuu var tabii, o uğurda daha ne kadar Larissa’ da top tepecek bilmiyorum.

Kısacası “Judas” lar tarihin her döneminde var oldukları gibi sporda da çoklar. Kendilerini kendilerinden başka kim gerçekten sever, kim onlara saygı duyar, kendilerini hangi camiaya ait hissederler ya da Nikopolidis Panathinaikos kaptanlığınından kaç paraya feragat eder kendi bilecekleri iş ama Spanoulis yarın 15 bin Pao’ lunun önüne çıkmadan önce Sergen Yalçın gibi top toplayıcı çocukların eline “Selam, ben Vassilis Spanoulis, sorularınızı alayım” diye bir pankartla çıkıp sempati toplamaya çalışsa kendi adına iyi eder.