Maç Öncesi
Artistik Zaman Kipi
Kazan’dan Köyiçi’ne, sahilden Şairler’e semt ana baba günü. Beşiktaş sezonun en kalabalık ve neşeli gününü yaşıyor. Liderden 15-20 puan geride olmamıza ve henüz 3 gün önce sadece vasat üstü denilecek bir takımdan 4 yemiş olmamıza rağmen neşeli herkes. Hırs, heyecan, gerginlik beklenebilir; ama bu neşeyi neye yorabilirim bilmiyorum. Saat 14.30′dan itibaren şarkılarla türkülerle Şairler’de beklemeye başlıyoruz maçı. Ve bu neşeye rağmen kimse galibiyetten emin falan değil. Klasik bir; ‘sezonu çöpe attık, artık biz bizeyiz ve aşkımızı dağa taşa haykıralım’ dönemini açıyoruz sanırım.. Her derbi maçı gibi günün en keyifli anları 90′lı yılların besteleri, herkes aklında kalanı döküyor. Öbekler arası atışmalar, bira kutularını toplayan abilerden maç tahminleri. Eski dostlar. Yoklamada fire yok.
Di’li Geçmiş Zaman
Stada iniyoruz. Stad civarında şimdiye dek hiç görmediğim bir polis-güvenlik barikatı kurulmuştu. Eski Açık’ın önündeki Gaziler Büfe dahi kullanım dışıydı ve portatif bir masayla yol kenarına taşınmıştı. Kapalı’nın önündeki yol bir baştan bir başa polisten oluşan bir etten duvarla örülüydü ve stad civarında gezmek için yollardan, arabaların önüne atlayarak yürümemiz gerekiyordu. Taraftarı sinirlendirip, derbi havasına sokmak için daha güzel bir yol düşünemezlerdi.
İçerdeki yerimizi aldık ama dışardaki neşenin yerinde yeller esiyordu. Kasvetli ve sıkıntılı bir hava vardı. Maç saati gelip çatana değin de dağılmadı bu.
Uzun süredir şu takım doğru düzgün bir müzikle sahaya çıksın diyorduk, olumlu sayılabilecek bir gelişme; ve ‘Final Countdown’ ile Beşiktaş sahada.

Maç..
Korkunç başladı. Fenerbahçe 25 dakika boyunca sol kanattan Dia ve Santos’la Beşiktaş’ın işini bitirebilecek her şeyi yaptı. Özellikle Niang’ın orta sahaya kadar gelip Dia’yı kovalayan Ekrem’i oyundan düşürmek için Dia ile girdiği 2′ye 1′ler her seferinde başarıya ulaşıp, Dia’nın önünde 40-50 metrelik boşluklar oluştukça Beşiktaş’ın dayanacak dermanı kalmadı, tüm hatlarıyla oyundan düştü. Bu dakikalarda tribün de ivme yakalayamadı bir türlü. ‘Burası Kapalı, herkes kendine gelsin’ sloganı da, maalesef, sonuç vermedi.
Ta ki 25 dakika sonra Beşiktaş topu ayağına alıp, Fenerbahçe üst düzey Avrupa takımlarını zorlayacak temposunu düşürmek zorunda kalana dek. Bundan sonraki yaklaşık 30-35 dakika ise bu sezonun en keyifli dakikaları arasındaki yerini öyle rahat alır ki; mağlubiyete rağmen Toraman’ın golünü en az 10 kere izlediğimi belirtmem gerek.
Beşiktaş rakibi abondone olduysa ve skoru da aldıysa Türkiye’nin en tehlikeli takımı hala. Oyunu elinde tutmak ve skoru artırmak için yakaladığı ivme, tüm takıma bir sakinlik ve kendine güven aşılıyor. Nihayetinde Beşiktaş idman maçı yapıyor havası verebiliyor. Rakibin o ivmeyi kendi lehine çevirmek için yaptığı her hamle de ters tepiyor.

Ama tabi ki, her güzel şeyin sonu vardır. Söz konusu Beşiktaş ise güzelliklerin sonu ivedi gelir. Gerekirse bunu kendi hazırlar.
Uzun zamandır, özel hayatındaki şaşaayı hem medyadan, hem kulaktan kulağa duyduğumuz; bu sebeple de taraftarın inceden gönül koyduğu Ferrari sahneye çıkıyor maçın en güzel dakikasında. Korkunç bir sezonda hoş bir anı olarak kalacak olan bir günü zehir ediyor.
O anın üzerinden yaklaşık 9 saat geçti ama All Star maçını bırakıp bu yazıyı yazmama neden olan o görüntü gözümün önünden gitmedi. Her şey yolundayken, maçı koparıp götürecek olan golü kaçıran Almeida’ya dahi kızmıyorken.. Fenerbahçe ataklarında büyük bir korku dahi yaşamıyorken.. Topu da almış kontra atağa çıkarken.. Gözüm ister istemez bir eli düdüğüyle beraber ağzında, bir eli penaltı noktasını göstererek koşan Cüneyt Çakır’a kaydı. Bir anlık anlam dahi veremedim, konduramadım.

Şimdi ise ne zaman gözümü kapasam hakem topa sırtını dönüp ceza sahasına koşuyor. Her seferinde Lugano’ya gösteriyor kırmızıyı. Ama eli penaltı noktasını gösteriyor. Kendine gelmeye çalışan takımına en ağır darbeyi vuruyor Ferrari. Bunun affı 1 maçta veya 1 ayda değil, seneler içinde mümkündür ancak. Yani şurası kesin ki, Ferrari’nin bu taraftarın gözünde, gönlünde affı mümkün değil.
O dakikadan sonrası ise çaresizliğin resmi. Tüm seneyi, tüm transfer hatalarını, tüm sakatlıkları gözümüze sokan dakikalar. En kritik zamanda sakatlanan Ersan yok.. Ersan olsa zaten Ekrem’in sağ bekte çaresiz acılar içinde çırpındığını görmek zorunda kalmayacaktık. Hilbert yabancı sınırlamasına takılmayacaktı. Gerçi şimdi acil durum var, çözüm gerek. Sivok olabilirdi. Hayır, yine yabancı sınırlaması.. Sivok tribünde. Stoper Aurelio sahada. Ve inanılmaz bir hatayla, suçlanamayacağı bir hatayla, golü ikram ediyor. O dakikadan sonra nevkisi sağ bek olmayan Ekrem, iyice yalnız bırakılıyor, çaresizce olan biteni izliyor bizle beraber. Guti golden sonra Aurelio ile yavaş yavaş yürürken nerde hata yaptığını, belki de en temel stoper ilkelerini, anlatıyor. Hiçbirimizin, hiç bir futbolcumuzun gözünde oyunu dengeleme ümidi yok. Onlar kadar biz de dakikaları sayıyoruz.
Dakikalar 90 diyor, tribündeki onbinlerce Kartal Yürek her şeye rağmen ‘Gücüne güç katmaya geldik’ diye gürlemeye başlıyor. Ömürleri boyunca kendi sahanda, derbi maçında 4 yiyip böyle bir tepki vermek nasıl bir duygudur görmemiş, bilmemiş Fenerbahçe taraftarı belki kıskançlıkla, daha da olası bir ihtimalle, tamamen anlayamadıkları için, bu haykırışla alkışlayarak dalga geçebileceğini sanıyor.
Ve tüm kaybettiklerimize rağmen; asla onlar gibi olmayacağımızı, asla bizim gibi olamayacaklarını hatırlatıyorlar bize.