‘ Transfer ’ Arşivi

Bir Hayalim Var

Haşa haddim değil futbolu profesyonellere bırakacağız diyen yönetime %100 amatör ruhumla akıl vermek, parasını mesaisini harcayan adama emirler yağdırmak, şunu sat bunu al demek.

Ama hayallerim ve o hayallerin ortasında Beşiktaş da var. Çok param olsun istiyorum, sağlık istiyorum, mutluluk istiyorum, kızıma güzel bir gelecek istiyorum. O arada Beşiktaş için de bir şeyler istiyorum yahu. İşte o hayaller de benim hakkım diyorum. Bir de şu yaşımda çocukken yaptığım defter arkasına kadro yazmayı ve Football Manager kafasında transfer istemeyi çok yakıştıramıyorum. Umarım yöneticiler de menajer kataloğundan transferi kendilerine yakıştıramazlar.

Hayalimde bir teknik direktör var. Oyuncusunun arkasından küfretmek yerine küs olduğu halde terli sırtına montunu çıkarıp veren. Hani o olmaz da, sahada hakedene hak ettiği değeri veren olsun. Maç başı ücretini alıversin diye, hemşerisi diye, birileri istedi diye değil hakettiği için oyuncuya formayı versin. Mümkünse takımdaki hiçbir oyuncudan 1 lira az para almasın. Ama alacağı parayla da gazeteler yılbaşında o paraya şunlar alınır haberi gibi haber yapmasın. Koch ile birlikte çalışırsa çok süper olur hani. 4-4-2 oynatsa bir de keşke…

Kaleciden önce iyi bir kaleci antrenörü ile anlaşılsın. Zafer Öğer abimize de emekleri için kocaman bir teşekkür edilsin. Rüştü’den kaleci antrenörü yapılmasın ama. Cenk’ten daha iyisi daha kariyerlisi varsa alınsın da Cenk’e verilenden daha fazla para verilmesin. İyi bir antrenörün elinde Cenk’in çok başarılı olacağına inancım çok nedense.

Defans göbeğinde Egemen, Sivok, Ersan ve Atınç yeter gibi. Bayrak adam olur diye beklediğimiz ama bayrak sallayan olan İbrahim Toraman’a da veda edilsin. Sahada takım arkadaşına ana avrat küfreden adamdan bayrak adam olmaz, kaptan olmaz, aldığı parayla yedek hiç olmaz.

Sağda Hilbert’i yedekleyecek yerli bir sağ bek ne güzel olur. Solda Tanju ile İsmail yeter, her iki kanat bekine de 3. alternatif alt yapıdan bulunur herhalde. Efendiliğine ve çabasına saygım sonsuz ama aldığı paraya bakarsak Ekrem’le de yolları ayırmak mantıklı. Hele ki bunca yıpranmışken.

Ortada Ernst’i en başa yazdık zaten, yanına keşke Fernandes kalsa. Çok sevdiğimizden 15-20 milyon € fiyat biçiyoruz, o paraları veren olursa arkasından ağlayacağız ama gönderilsin ne yapalım. Yerine de kimi alacağız ya gerçi. Andre Mortiz iyi olur mu acaba?(gerçi o da Rogon kökenli de Ernst, Hilbert ve Fink’in de Rogon’a bağlı olduğunu düşününce) Yerini doldurmak zor ama. Belki bir Alman daha. Necip ve Veli’nin varlığı şart. Eh dört gözle beklediğimiz Muhammed (ki Samsun maçında fiziken biraz daha desteğe ihtiyacı var gibiydi) de orada. Sağlarında Burak iyi, Veli solda da idare eder. Fulham’ı bilenlere sormak lazım sağ kanada 16 numarayı almak maliyetli mi? (sola Kacaniklic acaba idare eder mi? tamam bu biraz FM kafası). Gördüğünüz gibi Quaresma ederi gideri hesap edilmeden gönderiliverdi. Simao’nun hastasıyım ama bu performansla olmaması daha hayırlı. Tamam Beşiktaş Holosko’dur da sevimli hayaletimiz de aldığı paranın 5′te birine çalışmaya razıysa tutmakta sakınca yok. Adil değil diyeceksiniz o paraya çalışması. Haklısınız bence de adil değil onca parayı alması.

İleride Hugo, Edu değil de Bobo’yu görsek keşke.Şu gelişmeler ışığında çantası bile kapının arkasındadır da Raquel yenge ne der? Pektemek gol demek zaten kalsın. Yedekte A takımda 3 dakikadan fazla izleme şansı bulamasak da Mehmet Akyüz iyi gibi. Kalashnikov’un talebi makul, golden sonra takla atıp sevinen, ismi soyadı gürül gürül gibi ikileme golcü güzel hele Gestifute’den olmasa çok daha iyi olur. (Forvete de Fabian Ersnt buldum bu arada, kaldı 9 tane daha. http://www.transfermarkt.de/en/fabian-ernst/profil/spieler_57612.html )

Bir derdim varbin dermana değişmem tamam da bir hayalim var. Keşke olsa… (şairane bitirdim ama)

Sezona başlarken kısa kısa…

27 Haziran tarihi itibariyle Beşiktaş Futbol Takımı sezon hazırlıklarına başladı. Ama eksik kadroyla başladı. Milli futbolculara ekstradan verilen izni anlamak mümkün ama diğerleri? Guti, Quaresma, Simao ve Aurelio geçerli bir sebep olmaksızın, kişisel bahanelerle takıma geç katılacak. Tayfur hocanın bu duruma müdahale edemiyor oluşu, futbolcular üzerinde gerekli yaptırımı uygulayamaması can sıkıyor ve sezon öncesi taraftarda endişe yaratıyor açıkçası. Çok özel bir sebep olmadan bir futbolcunun sezon öncesi kampına geç katılması kabul edilir bir durum değil. Beşiktaş teknik heyeti daha ilk dakiakdan golü yedi, maçı nasıl götürecek hep beraber izleyeceğiz…

***

Futbol federasyonu seçimi yaklaşıyor. Kulüp başkanları müthiş bir kulis çalışması yapıyor. Federasyon organları ve yönetim kurulu üyelikleri sanki açık pazarda satışa çıkmış gibi. Herkes bir şekilde kendi adamını, kuklasını o yönetimin içine sokmaya çalışıyor. Bu karmaşanın içinde dikkat çeken husus ise Mehmet Ali Aydınlar’ın Fenerbahçe kulübü haricinde ön plana çıkarılması oldu. Aydınlar isminin ortaya çıkmasında hükümetin etkisi var diyenler de oldu, kulüplerin ortak ve özgür iradesi diyen de oldu. Bilmeyenler için yazalım, Mehmet Ali Aydınlar Fenerbahçe Kongre Üyesi, eski yöneticisi, eski Federasyon yöneticisi, Acıbadem Hastanelerinin sahibidir. Yani her açıdan Fenerbahçe ile organik bağı bulunan, rengini çok önceden belli etmiş olan bir yöneticidir. Hal böyleyken Aydınlar’ı neden diğer kulüpler destekliyor? Neden Fenerbahçe gönüllü bir destek vermiyor? Bu konuda söylenebilecek tek şey, Aziz Yıldırım’ın Aydınlar’ı kulüp başkanlığında bugüne kadar hep rakip görmesidir. Ayrıca Aydınlar’ın Fenerbahçeli kimliğinin bu kadar ön planda olması ziyadesiyle diğer kulüplerin işine yarayabilir. Aydınlar’ın ortaya koyacağı her icraatta Fenerbahçe söz konusu olduğunda kılı kırk yaracak olması diğer kulüplerin işine gelecektir.

***

Türkiye’de bazı kavramların içini çok rahat boşaltıyoruz. İçini boşalttığımız o kavramları da sanki hiçbir şey olmamış gibi değerlendirmeye çalışıyoruz. Bunun en son örneğini Galatasaray’ın Madrid transfer harekatında yaşadık. Bilindiği üzere Galatasaray’da Ünal Aysal ve şurekası geçtiğimiz hafta ani bir kararla özel uçakla Atletico Madrid kulübüyle görüşmelere gitti. Aynı günün ilerleyen saatlerinde Galatasaray borsaya üç futbolcuyla ve kulübüyle görüşmelere başladığını bildirdi. İsimler çarpıcıydı ve dikkat çekiciydi. Galatasaray taraftarı ayağa kalktı, medyada sanki her şey tamamlanmış gibi bir hava esti. Tomas Ujfalusi, kariyerinin son imzasını yüksek bir ücret karşılığında Galatasaray hanesine attı ama diğerleri? Forlan ve Reyes çok açık ve net bir şekilde Galatasaray’a gelmeyeceklerini açıkladılar. Transfer sezonunda ne olacağı belli olmaz, yarın her şey değişebilir evet ama Galatasaray’ın kağıt üstünde doğru, gerçek hayatta ise büyük bir hata yaptığını kabul etmek gerekiyor. Zira borsaya bildirimde bulunmak halka açılmış şirketlerin yapması gereken doğal bir eylem. Ama dedik ya, Türkiye’de bu işler böyle yürümüyor. Bugüne kadar spor kulüpleri, çok nadir olaylar dışında her türlü transfer işlemi sona ermeden borsaya bildirimde bulunmuyorlar. Transfer sona erdiği, medya bas bas bağırdığı halde kulüpler borsaya “görüşmeye başlanmıştır” ibaresini ancak transfer kesinleştikten sonra bildiriyorlar. Camiayı bir an önce canlandırmak, mutlu etmek isteyen acemi Ünal Aysal yönetimi ise bu gerçek hayat ilkesini gözden kaçırdı ve durduk yere taraftarın gözünde puan yitirdi.

***

Tam “Fatih Terim göreve geleli bayağı oldu, hala kulüpten kimseyle takışmadı hayırdır inşallah?” diyecektik ki taze haber birkaç gün önce gazetelere düştü. Bülent Tulun Fatih Terim’in arkasından konuşmuş, bunu duyan Terim de kıyametleri koparmış. Kazanan elbette yine Fatih Terim. Tulun tesislerden uzaklaştırıldı, Telekom Arena’da ofiste pasifleşecek. Fatih Terim ise yine her zamanki gibi tek adam olarak yoluna devam edecek.

Bébé

Seni tanımıyorum Bébé, futbolculuğundan bahsediyorum tabii… Tanıyorum diyene de inanmıyorum zaten yok öyle bir şey, kaç kişi izliyor Man Utd Reserve Lig maçlarını? Yine de bende heyecan uyandırdı gelişin, nitekim şu üstteki fotoğraf karesine girene kadar başına gelenler normal değil. Biz de normal değiliz merak etme zaten… Geliş şartlarını, işler yolunda giderse seni elimizde tutup tutamayacağımızı bilmiyorum ama insanın içinde bir yerde duran nostalji isteği diyor ki sen de Ferdinand ol; gideceksen öyle git Beşiktaş’tan…

Hayırlısı olsun genç kardeşim…

Beşiktaş Transfer Borsası.. Değildir!

Bundan haftalar önce siteden arkadaşlarla aramızda konuşurken ‘transfer’ konusunda ayran gönüllü hale gelen taraftardan şikayet etmiştik.
Tabi ki her taraftar transfer için heyecanlanır. En doğal refleksimizdir ‘Guti-Beşiktaş’ ibaresini bir arada görünce sevinmek, hatta duruma göre sevinçten havalara uçmak.

Ama bir süredir pek de ‘biz’e ait olmayan bir refleks geliştirdik; takımımızın değerini transfer üzerinden biçmek gibi. Transfer gerçekleşirken ‘artısına, eksisine’ bakmadan, sadece büyük isim olduğu için transferin borazancılığına üstlenmek gibi.. Çıkan her habere balıklama atlamak ve bu haberler üzerinden yönetim eleştirisine soyunmak gibi.. Ve en fenası, zaten üzerinde terlettiği bir Beşiktaş forması olan futbolcuları kırmak/üzmek gibi..

Ve bu yeni nesil taraftarla birlikte bir duyumcu fenomeni türedi. Duyum aldığı kaynağı dahi tam olarak belirtmeyen, ama spekülatif haberler veren ama hiç bir fikir üretmeyen insanlar Beşiktaş platformlarında sözüne en fazla değer verilen adamlar oldular. Çünkü onlar ‘Forlan Beşiktaş’ta.. Robinho için işlem tamam’ gibi getirisi ego tatmini olan bir simsarlığa döktüler işi.. Kadroda Almeida ve 14 tane yabancı varken Forlan+Fabiano gibi bir masalı dahi pazarladılar ve kimse sorgulamadı. Onun da alıcısı çıktı.

Biz böyle Beşiktaşlı’ya aşina değiliz. Ve nihayetinde Thug Love önderliğinde bazı fikirler üretip bu duyumcularla, ve daha önemlisi Beşiktaşlı’lığını transferle değerlendiren adamlarla dalga geçmeye başladık.

Özetle; biz ve sitenin katılımcıları bu görselleri, evet yaparken ve okurken eğleniyoruz ama, ‘cıvıklık’ olsun diye yapmıyoruz.
Eğer gün boyu ‘hangi 33 yaşındaki Avrupa devi Beşiktaş ile flört halinde’ diye google yapıp, okuduğunuz her haberi de diğer takım taraftarıyla paylaşan, büyük transfer olmadığı zaman öfkelenen, büyük bir isim duyunca Beşiktaş’ın kendi adını duymaktan daha çok heyecanlanan, kısacası hangi Beşiktaş’ı tuttuğunu çözemediğimiz bir taraftarsanız, burası size göre bir platform değil. Bu siteye her girişinizde hayal kırıklığı ile karşılacaksınız, şimdiden hepinizden özür dileriz.

Transfer Sihirbazı

Sihrbaz (temsili resim)

Nasıl olsa transfer sezonu geldi. Duyumcular fink atıyor, her gün bir başka isim ortaya çıkıyor, sonra o oyuncular için bir başka takım “devreye giriyor”. Oyuncunun bonservisi fazla geliyor, fazla gelen bonservis hala nasıl işlediğini anlayamadığımız bir FON aracılığıyla alınıveriyor, bunun üzerine oyuncunun eşi ikna edilemiyor falan.

Çoğu her sezon sonunda takip ettiğimiz gündemin aynısı. (Fon hariç. Onu da çözersek çok mesut olacağız)

Bu sezon takımımıza yapacak TAKVİYE (evet bu sözün hastasıyım)ler kimler olacak çok merak ediliyor.

Önceki yıllardaki transfer alışkanlıklarımıza bakarak ufak bir liste çıkardım. Bu isimler gazetelerde ya yer aldı veyabundan sonraki günlerde yer alacak isimler. Bazıları fantastik ama olsun.

İsimler ve tahmini bedellerini transfermarkt sitesinden aldım. Elçiye zeval olmaz.

Daniel Carriço – Sporting Lizbon – DC- 7.800.000 €

Hélder Postiga – Sporting Lizbon – FC- 5.700.000 €

Carlos Vela – Arsenal – FC- 5.000.000 € (YUH)

Sidnei – Benfica – DC – 4.700.000 €

Diego Costa – Atletico Madrid – FC – 4.500.000 €

Pedro Geromel – Köln – DC – 8.000.000 €

Evet bu isimlerin geçtiği habeler görmemiz mümkün. Bunun da tek sebebi Başkan’ın kankası ve Q7′gillerin menajeri Jorge Mendes’in şirketi Gestifute’ye bağlı olmaları.

Önceki yıllarda da menajerlik şirketinin katalogundan seçim yapan Demirören yönetiminin transfer politikası gereğince şaşırtmayan bir yöntem.

Jorge Mendes öncesinde Demirören yönetiminin  ROGON Sportmanagement GmbH & Co. KG isimli menajerlik şirketiyle çalıştığını biliyoruz.  Şu anda Fabian Ernst, Roberto Hilbert, Michael Fink’in bağlı olduğu ROGON’un listesine de bakmak lazım diye düşünüyorum.

Çünkü Fink gitti, Hilbert ise gönderlecek. Bu şartlar atında oradan da belki bir ouncutransfer edilip gönül alınabilir.

İşte Rogon’un listesinden bazı isimler;

Kevin Kuranyi – Dinamo Moscow – FC – 12.000.000 € (Hala mı Kuranyi?)

Ciprian Marica – Stuttgart – FC – 4.500.000 € (Bence Romenlere dönüş yapmazlar)

Edú -Schalke 04 – FC – 2.500.000 €

Rafael Sóbis -Internacional – FC – 2.500.000 €

Neyse sonuçta Tayfur Havutçu’nun isteği doğrultusunda(?) kurulan ve son derece hesap kitap yapılarak tamamlanacağına emin olduğumtransferlerimiz hayırlı olsun.

Bu arada yeni transferlerimizden Veli Kavlak Ohne Berater şirketine (Emenike, Casillas, Hürriyet ve daha niceleri ile), Tanju Kayhan ve Burak Kaplan ise  Ahmet Bulut’un sahip olduğu Foot&Ball şirketine, Mustafa Pektemek ise Ungeklärt şirketine  bağlı.

Not 2: Cehaletle ancak bu kadar olur. Ohne Berater şirket değil Temsilci Yok, Ungeklärt ise belirsiz demekmiş. Hatamı düzelten Doruk Şahinel’e teşekkürler.

Sezon Hesaplaşması

Bursa olayları, kupa heyecanı, Abdullah Avcı derken asıl gündemimiz olması gereken konudan iyice uzaklaştık, o yüzden ben bir yönlendirme yapayım…

Bu sezonki hedefimiz olan kupayi kaldirdigimiza gore artik sezonun hesaplasmasini yapip gelecek seneye hazirlanmaya baslamamiz gerek.

Ozellikle devre arasinda yapilan transferlerle cok iddiali bir kadro haline geldigimiz icin lig yarisinda geride kalmamiz ben dahil butun Besiktaslilarda ciddi hayal kirikligi yaratti, ancak bu asamada bazi detaylari atlamamak gerek.

Oncelikle ligde yaristan erken kopmus olabiliriz, ancak geri kalan iki platformda yola devam eden ve birini kupayla sonuclandiran tek takim oldugumuz gozden kacmamali. Bursa macini saymazsak su ana kadar 55 mac yaptik ve 57 macla sezonu kapatacagiz, gecen sezon yaptigimiz 42 mactan %35 daha fazla demek bu. Yeni kurulmus ve her iki devre basinda en iyi 2 stoperinden biri konumundaki futbolculari devreyi kapamis bir takim icin oldukca fazla bir yuk. Buna bir de en buyuk iki silahimiz olarak gorulen futbolculardan birisinin gectigimiz 2 sezonda neredeyse hic futbol oynamadigi, digerinin ise Real Madrid gibi bir takimdan yedek konumundayken geldigi eklenirse uzerimizdeki yuk daha da katlaniyor. Bu sene yaptigimiz tum transferler arasinda bize geldigi takimda duzenli forma sansi bulan tek futbolcu Simao’ydu, o da zaten yarim devrede gosterdigi performansla bunun sebepsiz olmadigini kanitladi. Almeida bile Werder Bremen’de duzenli forma bulamiyordu. Aurelio ve Fernandes’ten zaten cok fazla kisinin buyuk beklentileri yoktu (ben sahsen Fernandes’in burada iyi isler yapacagini dusunuyordum ve yaptigini da dusunuyorum). Cenk ve Ersan ise kimsenin dusunmedigi piyangolar oldu. Dolayisiyla evet isim olarak iyi bir kadro var, ancak bu kadronun buyuk cogunlugu birlikte oynama aliskanligini gectim, futbol oynama aliskanligina bile sahip degildi. Boyle bir ortamda da lig yarisindan erken kopmak hayal kirikligidir dogru, ancak kalan 2 platformda ayakta kalan tek Turk takimi olmak ve diger platformlardaki kosuyu 58 mac yapacak kadar uzatabilmek de kim ne derse desin basaridir. Guti ve Quaresma’nin gectigimiz iki senede 11 basladigi toplam mac adedi 44, oynadiklari toplam dakika 4613, buna karsilik su ana kadar Besiktas’ta 11 basladiklari mac adedi sirasiyla 34 ve 35, oynadiklari dakika ise 2902 ve 2992. Bu olayin bir boyutu…

Olayin ikinci boyutu, evet devre arasinda cok dogru adamlari cok dogru sartlarla aldik da bu adamlardan ikisini Avrupa’da hic kullanamadik. Elimde bir imkanim olsa ben Quaresma’dan vazgecer, Simao’yu oynatirdim, bence Simao’yu oynatamiyor olmamiz o derece buyuk bir kayipti. Sonucta o transferlerden sonra UEFA’da final havasina girildi, ancak bu transferlerden iki tanesini bu platformda hic kullanamayacak olmamiz genelde gozden kacti. Ustune bir de Dinamo Kiev’e ust uste iki kotu macla yenilince (ki bence ilk mactaki oyun kesinlikle o sonucu hak etmiyordu, ama ikinci macta sahada yoktuk resmen) Avrupa’da da basarisiz oldugumuz algisi olustu. Ancak UEFA’da gruplardan cikmayi gectim, gruplara kalmayi becerebilen bile bir baska takim olmadigi atlanmamali. Sonucta UEFA’da goruldu ki kadrosundaki isimlerden cok takim olmayi becerebilenler yoluna devam etti ve neredeyse sil bastan kurulmus bir takimin ilk senesinde daha fazlasini basarmasi mucizelere bagliydi. Dolayisiyla Avrupa’da basarili olamadik algisinin cok dogru oldugunu dusunmuyorum. Bu kadronun Avrupa performansi gercek anlamda ancak seneye degerlendirilebilir…

Turkiye Kupasi ile ilgili cok fazla bir sey soylemeye gerek yok, sonucta zaten kupayi kaldirmis durumdayiz. Ama kupaya da en zorlu yoldan gittigimizin gozden kacmamasi gerek. Lig yarisinda ustumuzde yer alan Fenerbahce, Bursa ve Trabzon’un gruplardan bile cikamadigini (ustelik Trabzon’u bizzat biz eledik), Gaziantep’i de bizim eledigimizi dusunursek bir kupa icin oldukca zorlu bir yoldan gectik. Dolayisiyla her ne kadar ulkemizde bu kupa hep hor gorulse de (Mourinho ayni kupanin muadilini Ispanya’da alinca olusan havayi dusunuyorum da…) bu kupanin kaldirilmasi aslinda ciddi bir basaridir…

Dolayisiyla diger iki platformda diger butun rakiplerimizden daha basariliyken ligde bu takimlarin gerisinde kalmamizi sadece teknik direktor, kadro kalitesi ve/veya derinligi gibi saha ici faktorlere baglamamak gerek. Bence en onemli sorunumuz camia olarak boyle uzun soluklu yarislari kaldiracak psikolojiye sahip olmamamiz. En ufak bir kotu neticede hemen her sey bitti psikolojisine giriyoruz ve kendi kendimizi yipratiyoruz. Bunun tek istisnasi, teknik olarak cok iyi performans gosterememesine ragmen isler kotu giderken moralleri yuksek tutmayi becerebilen Denizlili 2008-2009 sezonu oldu. Dolayisiyla teknik kararlardan bagimsiz bu sureci yonetebilecek bir sportif direktoru fazlasiyla aradik. Tayfur’la bu isin yuruyecegini dusunmuyorum, kesinlikle ozguveni yerinde ve medya ruzgarina kapilmayacak yabanci bir teknik direktorle anlasilmali ve Denizli veya onun benzeri bir karakter (Metin Tekin olabilir) sportif direktor atanmali…

Kadro yapisina gelirsek:

Kalecilerden yana bir sikintimiz oldugunu dusunmuyorum. Cenk her turlu birinci tercihim, ama alternatifler de kotu degil. Burada radikal bir degisiklige gerek gormuyorum ben sahsen.

Sag bek bence en buyuk sikintilarimizin basinda geliyor. Ekrem’i de, Hilbert’i de mucadeleciliklerinden dolayi seviyorum, ancak benim ilk tercihim buraya kalburustu bir yabanci alinmasi. Maicon ismi falan geciyor da benim aklim almiyor. Kazara gelirse Turkiye’nin gelmis gecmis en buyuk transferi olur, o ayri. Bosingwa falan cok uzak ihtimal degil ama ve bence hem gerekli hem de cok faydali bir transfer olur.

Stoper olayi iyice karisti. Oynayabilen saglam bir Ferrari Fenerbahce macindaki hareketine kadar benim cok savundugum bir futbolcuydu, ancak o hareketinden sonra onun dikis tutmasi mumkun degil. Ama yine de zorla gonderilip zarar edilmesi taraftari degilim, nasil bir cozum bulacagiz merakla bekliyorum. Sivok konusunda da kafam karisik. Kendisini cok seviyorum, ama giderek saatli bombaya donusuyor, oysa ki geldiginde kendisinden cok umutluydum. Yerine daha iyisinin alinmasi taraftariyim, ama olasi sag bek transferini ve kontenjan sikisikligini dusununce nasil olacak bilmiyorum. Ersan’in bonservisi alinmali, ancak bu ugurda gereksiz sidik yarislarina girilmemeli, eger Ersan soyledigi gibi bizde kalmak istiyorsa kulubune baski yapip bizim sartlarimizi kabul ettirir, aksi takdirde giderse de cok sorun degil. Ben sahsen Egemen’i futbol karakteri olarak begenmesem de stoper rotasyonunu zenginlestirmek adina Ersan’in yaninda Egemen veya Ibrahim Ozturk tarzi bir yerli stoperin daha alinmasi taraftariyim.

Sol bekte Ismail ve Dogukan rotasyonu kotu degil, hic olmadi Ekrem de dusunulebilir burada. O yuzden burasi icin mantiksizca para harcamaya gerek yok, ama yurt icinden veya gurbetciler arasindan hesapli bir alternatif bulunursa iyi olur. Yalniz aldigi taraftar tepkisinden beri Ismail’in inisiyatif kullanma cesaretindeki ciddi dusus dikkat cekici, Ismail’in kendisine gelmesi icin taraftar tarafindan sahip cikilmasi gerek. Bizim taraftar profili bunu yapabilir mi supheli…

Cift yonlu orta sahalar genel kalite olarak cok iyi, ancak yaslarindan dolayi biraz sikintililar. Bence Aurelio da, Ernst de artik yardimci oyuncu olarak gorulmeliler. Dolayisiyla elde bize ait sadece Necip kaliyor, ancak o da kesinlikle Aurelio’nun alternatifi olarak gorulmemeli. Necip defansin onundeki son adam icin hem fazla heyecanli hem de fazla agresif bir stile sahip, arkasinda mutlaka onun top calma hamlelerinde actigi bosluklari kapatacak saglam defansif orta saha gerekli. Forlan’la falan ugrasacagimiza Gokhan Inler’i buraya getirsek cok daha buyuk bir is yapmis olacagiz. Gokhan imkansiza yakin oldugu icin Ceyhun Gulselam hesapli bir alternatif olarak dusunulebilir bu arada. Fernandes bence kalmali, ancak o da kesinlikle Aurelio’ya alternatif olarak gorulmemeli. O da farkli sebeplerle Necip’le ayni kaderi paylasiyor, onun da arkasina mutlaka saglam bir defansif orta saha koymali ve Necip ile Fernandes birbirlerinin alternatifi olarak defansif orta saha olarak degil, cift yonlu orta saha olarak kullanilmali. Sahsen ben Fernandes dogru kullanildigi surece ona verilecek 8 milyon euroya cok acimam, cunku cok daha fazlasini kazandirabilecek bir potansiyele sahip. Ama defansif orta saha olarak gorulurse ve o sekilde kullanilirsa yuhlanmasi gelecek sezonun ikinci devresini bulmaz. Bunlara ek olarak yine bizden Furkan da gayet guzel bir alternatif. O mesela oyun zekasiyla defansif orta saha isini iceriden en iyi kotarabilecek elemanlardan biri. Bunun yaninda kazara Hamit gelirse yine balli kaymakli olur burasi icin.

Guti aslinda yukariya da dahil edilebilecek, ama ozel bir adam oldugu icin ayirdigim birisi. Yaninda saglam bir defansif orta saha, bir de dinamik bir cift yonlu orta sahayla 40 yasina kadar oynar, yeri geldiginde de Necip veya Fernandes’le degisir. Kalacagini aciklamasi beni kupa kadar sevindirdi.

Kanatlarda Quaresma ve Simao rakipsiz, ama isin kotusu su an icin alternatifsizler de. Hilbert ve Ekrem buraya alternatif olarak dusunulebilir, ancak aslarla yedekler arasindaki 10 uzerinden en az 4 birimlik kalite farki ust duzey bir takim icin kabul edilemez. Buraya gurbetcilerden bir cozum yaratmak sart gibi gozukuyor. Rizespor’da neler yapti takip edemedim ama Erkan Kas ve Ali Kucik gibi pismekte olan genclerimiz ile A2 takimimizdaki genclerimiz de burasi icin umit veriyorlar. Lakin dogrudan 2. alternatif olabilirler mi supheli, o yuzden buraya bir cozum dusunmek gerek.

Ve gelelim zurnanin zirt dedigi yer olan santrafora. Nedenini anlamadigim bir Forlan gazi almis yurumus durumda, ustelik bu ugurda elimizdeki iki tane kalburustu santraforu da gozden cikarmis gibi gozukuyoruz. Bu sefer kisa ve oz konusayim, Bobo ve Almeida gider, Forlan tek forvet olarak kullanilirsa bu takim heder olur. Forlan’a odeyecegimiz cuvalla para da bize kacar. Kaldi ki bunlardan biri takimda kalsa bile eldeki benzer ozelliklerdeki Nihat para nedeniyle heder edilmisken onun iki kati maliyetindeki Forlan’dan medet ummak da son derece enayice geliyor bana. Bence burada macera aramaktan vazgecilmeli ve eger verilen kararlardan geri donusu mumkunse iki santrafor da takimda tutulmali, eger biri gidiyorsa en azindan digeri mutlaka takimda tutulmali ve Forlan’la falan vakit kaybetmek yerine Eren, Cenk, Mustafa gibi yerli alternatiflerden birine yonelinmeli.

Ozetle bence Cenk-Sag Bek-Stoper-Ersan-Ismail-Defansif Orta Saha-Necip/Fernandes-Guti-Simao-Almeida-Quaresma ve Cenk-Sag Bek-Stoper-Ersan-Ismail-Defansif Orta Saha-Necip-Fernandes-Simao-Almeida-Quaresma kadrosu gelecek sezonun temeli icin fazlasiyla yeterli bir kadro. Sorun su ki ana kadro icin 3 transfer gerekirken geriye kalan sadece 1 yabanci kontenjanimiz var, dolayisiyla en az iki mevkiye kalburustu yerli alternatifler yaratmamiz gerek ki bu hic de kolay degil. Kazara Hamit getirilebilirse Cenk-Sag Bek-Stoper-Ersan-Ismail-Defansif Orta Saha-Hamit-Necip-Simao-Almeida-Quaresma gibi bir sistemle 2 yabanciya da yer acilabilir. Ama sonucta her ihtimalde ust duzey iki yerli transferi yapmak zorundayiz. Besiktas’in su anda yabanci transferinden cok yerli transferine konsantre olmasi gerek bu yuzden…

Deja vu…

Geçmişten… Beşiktaş tarihinin en önemli günlerinden biri… Benim de “kazanmak” fikrine aşina olmadığına inandığım çocuklar, evet gerçekten çocuklar, Fenerbahçe maçına çıkıyorlar İnönü’de… O günü tarihi kılan o çocukların sahaya döktüğü çaba… Hiç bir maçı oynamadan kaybetmeyen çocuklar, sinerjiyi yakaladıklarında neler yapabileceklerini göstermişler, defalarca… Öncesi var elbette… Hocamız,  gözümüzün bebeği; çocukluğumuzda adını büyüklerimizden duyarak büyüdüğümüz Tigana takımla olan ilişkisini bitireceğini açıklamış… Kendince, ve bence çok haklı sebepleri var… Bu yeterli midir? Bu maçı kazansa şampiyonluğa koşacak, kariyerleri bambaşka yerlere gelecek çocukları, Serdar Kurtuluşları, Delgadoları bitirmek için yeterli midir? O akşam İnönü’ye koşa koşa giden bizlerin kalbini kırmak için yeterli midir bunlar? Tigana için yeterliydi işte… O günden sonra arkasından bir daha da güzel konuşamadım. Üzgünüm… Kimi insanları seversiniz ve karşılığında öyle bir şey yaparlar ki, her şey bitiverir…

Schuster’i hala seven bir ben varım sanırım… O da iş, seyahat derken maçları izleyemememden belki… Otele 10 Euro, UEFA sitesine 5 Euro verip görüntünün takılmasından zorlukla açtığım maçta Ernst’in yerine Erhan’ın girdiğini zar zor görüp, hemen arkasından tık tık ilerleyen görüntüde yediğimiz 3. golü görmem bile yetmedi… Ama bu üzdü bizi Schuster.. Ne düşünüyorsun bilmiyorum ama Bobo şu maça başlamalıydı. Başlamadıysa ilk 18′de olmalıydı… Yok işte, Baroş ortada yok, Niang Türkiye’ye ayak uydurdu, Almeida’nın yaptığı iş başka; görülüyor ki bu adam memleketteki en iyi striker… Sana o lazım… Sen ona arkanı dönüyorsun, neden?

Benim kuyuya attığım şu taş bu akşam Beşiktaş kazanamazsa atılacak taşların yanında çok küçük… En fazla sen ben okuyacağız o kadar, arkasından olanlar işleri çok karıştıracak…

Ben Bobo’yu seviyorum, o sözleşme uzatılsın istiyorum. “Beşiktaş’ın sahibi” kongre üyelerinden bir kez daha nefret ediyorum, bu adamı başımıza bir kez daha sardıkları için… Cavani’yi getirmiyorsan, benim takımımda büyüyen, serpilen bu çocuğu harcayamazsın… Bakın Rooney “gitmek istiyorum” diyor, herkes biliyor; Torres gitmek istiyor, duyuyoruz, öğreniyoruz. Bu adam gitmek istiyor mu? Neden bar bar bağırıyor, beni arayan soran yok diye? Nerede kaldı Beşiktaş’ın yönetimi? Bir problem varsa çıkar söylersin. Problem yoksa, neden sözleşme uzatmazsın? Çok sinirliyim, çok kırgınım, yazıda bütünlük göremediyseniz, afedersiniz…

Güven Gürsoy

Siyah-Beyazlılar TFF 3. Lig 1. Grupta mücadele eden Malatyaspor’da mücadele eden 19 yaşındaki defans oyuncusu Güven Gürsoy’u renklerine kattı.

Kaynak: DHA

İsmail Köybaşı

Aslında bu blog yazarlığı hiç bana göre değil, aklıma estiği zaman çok yazarım, uzun yazarım falan ama düzenli yazabilme yeteneğim de, görev bilincim de hiç olmamıştır.  Epey zamandır da bu konuyla ilgili istatistikli, görüntülü falan bir şeyler karalamak istiyordum ama vakit konusundaki sıkıntıdan dolayı erteleye erteleye bugüne geldim.  Baktım ertelemenin sonu yok, bari yazı o kadar kapsamlı olmasa da daha fazla ertelemeden bir şeyler yazayım diyerek açılışı yapıyorum.

Geçen seneye kadar Beşiktaş’ın çok ciddi bir sol bek sorunu olduğunu, yazdığım birçok platformda sayısız defa dile getirmişimdir herhalde.  Bu yüzden kendisine ödenen tutar birçok kişide  rahatsızlık yaratmasına rağmen İsmail Köybaşı transferine fazlasıyla sevinmiştim.  Bunun birinci sebebi, İbrahim Üzülmez’in bu takıma büyük emek verdiğini düşünsem de kesinlikle Beşiktaş ölçeğinde bir takımın beki olabilecek futbol temeline sahip olmadığını düşünmemdi.  İbrahim Üzülmez 100. yıldaki temposuyla arkasında 3 stoper varken tek başına bir kanadı idare edebilir veya orta sahada mücadeleci bir sol iç oyuncusu olabilir (nitekim hala efsane olarak hatırlandığı Barca maçında Khlestov-Ümit-Erman üçlü defansının önünde yer alan Tayfur-Karhan-Üzülmez orta sahasının en çok göze batan oyuncusuydu), ancak bana göre alan savunması bilgisinin yetersizliği ve genel oyun zekasının eksikliğiyle asla ve asla üst düzeyi geçtim, orta düzey bir sol bek bile olamaz.  İkinci ve asıl önemli sebebi ise, 19 yaşındaki İsmail’in sahip olduğu yeteneklerin kendisini çok üst düzey bir sol bek yapabileceğini düşünmemdi.  Bu yüzden 89 doğumlu ve yerli statüsünde oynayabilecek bir oyuncuya verilen para bence gayet makuldu, nitekim son dönemde beklerin dünya futbol piyasasında artan değerleri nedeniyle İsmail bize bundan çok daha fazlasını kazandırabilir diye düşünüyordum.

Velhasılıkelam sezon başladı ve İsmail de forma şansı buldu, bulduğu şansı da kötü kullanmadı.  Lakin ne olduysa oldu ve karakterine çok saygı duysam da teknik direktörlüğüne bir türlü ısınamadığım Denizli meşhur şapkasından ilk tavşanını çıkardı ve bence tüm sezonun dibine dinamiti koyarak İsmail’i Kayseri maçında 18′e bile almadı.  Nitekim tribünü yakından takip edenler hatırlar, Demirören’e büyük tepkilerin başladığı maç o maç oldu.  Tabata transferinden dolayı fokurdamaya başlayan kazan, İsmail’in 18′e bile girememesiyle patlamıştı ve o şekilde patlayan tribün bir daha asla şampiyonluk yarışı havasına giremediği için Denizli’nin türlü aforizmalarına rağmen bir daha asla kendine gelemedi.  Belki ikinci yarıdaki Eskişehir maçı istisna sayılabilir, ancak o maçın yarattığı pozitif enerjiyi de 3 maç üst üste puan kaybederek anında ortadan kaldırmayı başarabilmiştik.

Konuyu daha fazla sulandırmadan İsmail’e geri döneyim.  Tabata’nın yarattığı negatif elektrikten fazlasıyla nasibini alan İsmail sırf bu yüzden bir türlü mantıklı bir transfer olarak görülemedi.  26 yaşında olduğu halde bize gelmeden 2 sene öncesine kadar 1. lig görmemiş, ilk sezonunun ortasında da lig sonunculuğuna demir atan Karabük tarafından serbest bırakılan ve bundan 1.5 sene sonra 2000 senesinin 4.5 milyon dolarına mal olan Üzülmez’e senelerce tahammül etmiş bir taraftarın 20 yaşında bir çocuğa bu kadar tahammülsüz olmasını bana kimse başka türlü açıklayamaz.  Lakin İsmail Türkiye’de bu kadar tartışıladururken, Beşiktaş taraftarıyla ilgili girdiği haberler anında bizim övünç kaynağımız haline gelen UEFA resmi sitesinde İsmail’e yapılan övgüler pek kimse tarafından ciddiye alınmıyordu.  Bunun sonucunda da 24 yaşında 1. lige, 26 yaşında Beşiktaş’a gelmiş Üzülmez’in 30 yaşında bek olduğu Beşiktaş’ta 20 yaşındaki İsmail’den bek olmayacağı kararı çoğunluk tarafından verilmişti bile.

Bu sezon başında da yine aynı çoğunluk tarafından pek güvenilmeyen bir oyuncuydu.  Lakin yaşının getirdiği tecrübesizlikten dolayı oynadıkça performansı artan İsmail, tecrübeli futbolcu fetişisti teknik direktörümüzün yerine gelen çok daha cesur teknik direktörümüz sayesinde (biraz da Avrupa’da fazla maç yapmamızın katkısıyla) daha şimdiden geçen sezonun tümünde aldığı dakikanın %80′ine yaklaşmış durumda.  Üstelik son dönemde biraz da Üzülmez’in sakatlığının yarattığı şansla üst üste oynayarak performansını ciddi derecede yukarı çekti.  Nitekim yeteneği Avrupa’da Türkiye’dekinden daha fazla farkedilen İsmail önce Don Balon’un 89 doğumlu 100 yetenekli futbolcu listesine, sonrasında da Marca’nın 2011′in 11 yetenekli futbolcusu listesine girdi.  Trabzon maçındaki performansıyla artık hakkı verilmeye başlayan İsmail’i ben şahsen fazlasıyla Dani Alves’e benzetiyorum ve geldiğinden beri İsmail’e yapılan eleştirilerin çok benzerleriyle muhattap olan Dani Alves’in kariyerinden örnek veriyorum.

Ülkemizde topla biraz yumuşak olup, fiziği biraz güçsüz görülen adamdan defans olmayacağına çok erken karar verilip o adamdan hücumcu yaratmaya çalışıldığı için ülkeden bir türlü kalburüstü defans oyuncuları çıkmıyor.  İsmail’e biçilen rol de bu sezona kadar buna benziyordu, sol bekte 3-5 şans buldu ama iyi değerlendiremedi, bari açık yapalım yorumları giderek daha fazla dillendirilmeye başlandı.  Benzer şekilde açık olması öngörülürken Juande Ramos’un radikal kararlarıyla İsmail’den daha ileri bir yaşta yeniden sağ beke dönen ve burada gösterdiği gelişimle dünyanın en iyi 3 beki arasına giren Dani Alves’in hikayesiyle ilgili daha önce karaladığım birkaç satırı burada, İngilizce olsa da Dani Alves’le ilgili mükemmel bir teknik analizi de burada bulabilirsiniz.

Konuyu Dani Alves’in teknik analizi üzerinden yeniden İsmail’e getirirsek yazıda Dani Alves’le bağdaştırılan ofansif özelliklerin çoğu İsmail’de de var.  Oyunu mümkün olduğunca rakip sahada ve hatta 3. bölgede oynamaya çalışan (ki bununla ilgili detaylı bir analizi zamanında yapmıştım), hızlı ve kondisyonu yerinde, topla çok fazla buluşan, koşusuna bek bölgesinden başladığı için topla buluştuğu anda en yüksek süratte olmasına rağmen kontrollü toplar atabilen bir futbolcu İsmail.  Topla becerileri bir bek için çok iyi olsa da bir hücum oyuncusu için çok üst düzey olmadığından, açıkta oynadığında topla buluştuğu anlarda en yüksek hızına ulaşmadığı için rakiplerini ekarte etmesi bekten gelişine oranla çok daha zor olacaktır.

Buna ek olarak iki oyuncunun defansif meziyetlerine gelince yine çok benzediklerini görüyoruz.  İsmail de tıpkı Alves gibi çoğunlukla rakip sahada oynadığı için geride yapacağı kayarak müdahalelerden çok, rakibi rakip sahada kovalayarak kazandığı toplarla savunma yapan bir oyuncu.  Hızı ve temposu da oldukça yüksek olduğu için bunu maç içinde çok sefer yapabiliyor.  Buna Trabzon maçından birkaç örnek aşağıdaki görüntülerde var:


Üstelik bu temposuna rağmen maçın 75. dakikasında Bobo’nun oyuna girdiği ilk pozisyondaki atakta en az 70 metrelik bir deparla forvet koşusu yapabilecek kondisyona sahip.  Yukarıdaki görsellerde pozisyonun başlangıcını ve bitişini görmek mümkün.

Bu kadar lafın özeti, İsmail şu anda Avrupa’nın gözünün üstünde olduğu ve fakat daha gelişme göstermesi gereken, ama bu gelişimi gösterebileceğinin ışıklarını fazlasıyla veren daha 21 yaşına girmemiş bir futbolcudur. Şu anda forması müzelik olan Üzülmez onun Beşiktaş’a geldiği yaşta henüz 3. ligde oynuyordu ve geldiği günden bugüne kadar kendini ne kadar geliştirdiği ortada. İsmail bu gelişimden fazlasını gösterebilecek yetenekte ve hem saha içinde hem de saha dışında sorumluluktan kaçmayan, dolayısıyla daha fazla gelişmesini bekleyebileceğimiz bir oyuncu. Artık İsmail’e daha fazla inanmamız ve bunu ona hissettirmemiz gerekiyor. Bu yüzden görev biraz da taraftarda…

Imza, hemen…

Cok beklemeden, ameliyata girmeden hemen once Ersan o sozlesmeyi imzalamali. Bonservis opsiyonu neyse verilip, o sozlesme imzalanmali. Bu cocuk o ameliyata moralli girmeli. Futbol hala biraz sevda oyunuysa, bu oyun sahada yapilanin hakkini veriyorsa bu cocuk bu sozlesmeyi, o adanaspor o bonservisi hak etti… Gecmis olsun Ersan…