-Genel olarak bir futbolsever gözüyle baktığımızda, hakkında derin çekincelerimizin olduğu sporda şiddet yasası üzerinden Türkiye’de ilk defa futboldaki karanlık oyunların üzerine gidildiğini görüyoruz. Şu haliyle bile bu soruşturma dosyası ceza verilmeden kapansa dahi artık futbolun karanlık güçleri eskisi gibi rahat davranamayacak.
-Kulüp başkanına sınır ötesi yetkiler vermenin ne kadar yanlış sonuçlar doğurabileceği bu soruşturma ile bir kez daha ortaya çıktı. Yeni dönemde, Futbol Federasyonu’nun önderliğinde kulüplerin başkanlarına verdiği yetki sınırlarının tekrar belirlenmesi ve daraltılması gerekiyor. Fenerbahçe Başkanı şike yaptı mı sorusundan daha geniş bir perspektifle bu son durumu değerlendirmek lazım. Bugün için bir kulüp başkanının kendi cebinden 60 milyon küsür parayı kulüp kasasına borç olarak koyması kabul edilemez bir gerçek olarak karşımızda dururken, bu karar alma yetkisinin tek bir kişiye yani başkana bırakılması da mantıklı değil. Kulüpler, belirli bir meblağ üzerinde yapacakları her türlü finansal aksiyonda kongre üyelerinden onay almak zorunda olmalı. Özellikle futbol yatırımlarının geniş kitleler tarafından tam şeffaf bir şekilde kamuya açık bir şekilde takip edilebilmesi bu noktada büyük önem kazanıyor.
-Milyonlarca taraftara sahip olduğunu dile getiren spor kulüplerinin kongre üyeliği yapısını acilen değiştirmesi lazım. 20 milyon taraftarı olan bir kulübün geleceğini iki bin kongre üyesi belirleyemez. Kulübe kamuoyu müdahalesi ne kadar artarsa denetimler de o oranda hassas olacaktır.
-Eskişehirspor yönetiminin gözaltına alınan ve tutuklanan isimlerle ilgili almış olduğu karar ders niteliğinde olmalı. Şike, teşvik primi gibi futbolun baş düşmanlarına yönelik ortaya konan bu tavizsiz tutumu alkışlamak lazım. Eskişehirspor’a gönül veren taraftarların da olaylar daha sıcaklığını korurken ismi iddialara karışan kişilere karşı koydukları sert tavır takdiri hak ediyor.
-Futbol Federasyonu’na yeni dönemde düşen en büyük görevlerden birisi de Şike Hakikat Komisyonu’nun acilen kurulmasıdır. Gerekirse Türk futbolunda 20-30 yıl geriye gidilmeli ve bugüne kadar soru işareti uyandıran her türlü maç masaya yatırılmalı ve taraflar dinlenmelidir. Burada önemli olan husus birilerinin cezalandırılması değil, ülke futbolunun temiz bir sayfa açabilmek için geçmişiyle hesaplaşması gereğidir.
-Sporda şiddet yasası ve Federasyon yaptırımları incelendiğinde önemli bir noktanın gözden kaçırıldığı görülüyor. Bu sezon öyle veya böyle Türk futbolunda şike, teşvik gibi konulara hiç karışmamış spor kulüplerinin gelirlerinde, ligin marka gelirinde, reklam gelirlerinde ciddi düşüşler yaşanacak. Bir takımın şike yaptığı hukuken kesinleştiği anda diğer kulüplerin zararını kim, nasıl ödeyecek? Anadolu kulüplerinin gelirlerinin çok büyük bir kısmını havuzdan gelen yayın parası oluşturuyor. Yayıncı kuruluş bu soruşturmaya benzer olağanüstü bir durumun oluşması durumunda sözleşme maddeleri gereği kendisini korumaya almış olabilir. Bu korumanın sonucunda mağdur olacak kulüplerin zararının nasıl karşılanacağı acilen belirlenmeli.
-Şike soruşturmasında bugüne kadar basına sızan veya birileri tarafından servis edilen bilgi ve belgelerin dezenformasyona uğradığını net bir şekilde görebiliyoruz. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde bazı basın mensupları ellerindeki bilgileri işlerine geldiği gibi basına sızdırmaktan geri kalmıyor. Bazı muhabirlerin Ergenekon ve Balyoz davalarından elde ettikleri ikili ilişkilerle hiçbir gazetecilik başarısı göstermeden soruşturma dosyalarına ulaştığını görmek de hiç hoş değil açıkçası. Bu kapsamda Ergenekon ve Balyoz davalarında delillerin, belgelerin basına sızdırılmasında zerre parmağını oynatmayan, halinden memnun gözüken Cengiz Çandar’ın söz konusu Fenerbahçe olunca amiyane tabirle gider yapması mide bulandırıyor. Halbuki, tutarlılık hepimize lazım. Adı ister Ergenekon olsun ister şike soruşturması olsun fark etmiyor. Bu soruşturmaların basına servis edilmesi skandaldır. Bütün bu bilgi kirliliği ortalığı kaplamışken yayın yasağı talebinin geri çevrilmesi de mantıklı değildir. Unutmayalım, hukuk hepimize her zaman lazım olacak. Deniz Feneri soruşturmasını kamuoyundan ve basından saklayabilen yetkililer isterlerse elbette bu soruşturmaların da gizlilik içinde yürütülmesini sağlayabilirler.















