Tebrikler Kartallar !
‘ Amatör Branşlar ’ Arşivi
Kimse Hentbol İzlemesin
10:16 | thug love |Nis 18
Ters Psikoloji
11:54 | thug love |Eki 11
Beşiktaş geçtiğimiz günlerde aleyhine sonuçlanan Aktif Reklam ile arasında olan davayı kaybetti ve 10 milyon dolar borca girdi. Onun hemen öncesinde Udinese’ye olan 3 milyon dolarlık borç gündeme geldi. Başkanımız Yıldırım Demirören olaya el koyarak cebinden “al genç kulüpsün kasanda bulunsun” açıklama metniyle birlikte 3 milyon euro daha eft yaparak Udinese ile olan problemi halletti. Kulübün başkana olan borcu 88 milyon dolara (ya da euro bizim hesap makinası bozuldu artık) ulaştı. Aynı başkanımız basketbol takımı henüz sponsor bulamamışken Deron Willams gibi büyük bir yıldızın transfer edilmesine ön ayak olup daha sonra kulüp sponsor bulamayınca, “len ben varim yææ, boşuna sponsor arıyoruz bi saattir!” diyerek kendi firmasını basketbol takımımıza sponsor yapmıştır.
Aktif Reklam’la olan davada ise 2005 yılında stad reklamları için anlaşılan firmayla 2006 yılında sözleşmenin fesh edilmesi sonucunda açılan dava, öğrenildiği kadarıyla avukatların ihmalkarlığıyla kulübün aleyhine sonuçlanmış ve 10 milyon dolar daha borç yapılmıştır. Kulüp akıllıca bir hareketle bu davayı ötelemiş “belki dolar düşer hacı” beklentisine girmiştir.
Daha önce benzeri tazminatlar Tigana’ya, Del Bosque’ye, Milne’e layıkıyla ödendiği için kulübün bu konudaki tecrübesi bizi biraz olsun rahatlatıyor. Bizim bu noktada Beşiktaş Taraftarlarına bir çağrımız var;
Sevgili Beşiktaşlılar,
Hepinizi başkanımız Yıldırım Demirören’in yanında olmaya davet ediyorum. Bu zor günlerinde başkanımızın yanında olup daha önce bir çok kez yaptığı gibi bizi düzlüğe çıkaracağına olan inancımızı başkanımıza yansıtmanızı istiyoruz. Sonuçta Guti’yi Quaresma’yı filan o aldı yani.
Bir mesaj da sevgili hentbol takımımızda oynayan sporcularımıza
Herhalde bir formayı bir sene giyeceksiniz. Ne olacaktı futbolcular gibi her maç öncesi askıdan formayı alıp maç bitince askıya mı asacaktınız ya da tribüne atıp taraftarınızla bütünleşecek miydiniz ? O görev hak verirsiniz ki futbolcuların bir kere. Her sene şampiyon oluyorsunuz diye bu tarz istekler bizce biraz şımarıklık. Kendinize gelmenizde fayda var.
Saygılarımızla
Burası Kapalı Ailesi
Spor Sponsorluğu – 1
0:28 | yuki the zorba |Haz 11
Türkiye’de becerilemeyen bir sürü iş var da, en becerilemeyeni sponsorluk… Son yıllarda nisbeten daha küçük ekonomili branşlarda Fenerbahçe bu işi biraz yönetince fazlasıyla karşılığını aldı. Fakat orada da benim aklıma yatmayan şeyler var, yeri geldikçe geri döneceğim.
Seneler oldu, bir sürü post yazayım istedim bunun üzerine, fakat konu öyle dallı budaklı ki ne zaman başlasam sayfalar dolusu yazasım geldi. O yüzden sadece ana hatlarıyla geçeyim, yavaş yavaş devam ederiz vakit buldukça…
Öncelikle Türkiye’de sponsorluğun hastalıklı olduğunu söylemek lazım. Genel pratikte Avrupa’da futbol ve basketbolda genelde şehirlerin / bölgelerin kulüpleri ve onların dönem dönem değişen sponsorları var. Bu işte sözü geçen kulüplere ciddi sponsorluk yatırımları yapılıyor ve bu zaman zaman takımın isminin değişikliğiyle sonuçlanıyor (Barcelona Regal) zaman zaman da sponsorun kulübe yüklü maddi katkısı ve buna karşılık kulübün popülaritesinden sonuna kadar faydalanmasıyla neticeleniyor (Arsenal – Emirates). Bunlar işin ortada, herkes tarafından görülen kısmı.
Bunun çok daha başka yürüdüğü organizasyonlar da var. Mesela nisbeten küçük bir şehir olan Siena’nın 1 Milyar Euro kar eden bankası şehrin basketbol takımına sponsor olup, kulübün yükselişine ön ayak olabiliyor.
Şimdiye kadar yazdıklarımın tamamının ortak yanı bu işlerin hepsinin “kazan – kazan” durumu olması… Yani adamlar kulüplere maddi kaynak sağlıyorlar. Kulüpler bu kaynakları kullanıp, yatırım yapıyorlar ve sporda başarılar yakalıyorlar. Kimi örneklerde bu başarılar doğrudan doğruya bu maddi desteğin neticesinde geliyor. Kulüpler aradıkları başarıyı bu sponsorlukla bulurken, sponsorlar da kulüp yoluyla ulusal ya da uluslararası bilinirlik yakalıyorlar. Hatta Siena örneğinde olduğu gibi, tamamen kapitalist sistemin getirisi olan bir banka bir anda halkın gözünde “sevilen” bir kuruma dönüşüyor. İnanılmaz bir halkla ilişkiler aracı oluveriyor sponsorluk…
Amatör Branşlar’da Başarı
19:42 | onurlu |Mar 21
Voleybol erkek şubesi daha nce de küme düşmüştü evet ve bu bence de kronik bir sorun demek. Lakin atlanan nokta şu ki bunun ne yazık ki yönetimlerle alakası yok. Aynı takım Seba döneminde de benim bildiğim 4 kere küme düşt, üstelik bunlardan bir tanesi Ertuğrul Sağam’ın rekor ücretle transfer edildiği sezonda gerçkleşti. Yani şu anda gündeme oturan “Yıldızları Aldınız” tezahüratı o zaman da söylenebilirdi. Beşiktaş taraftarı oturup takkeyi önüne koymayıp sadece yönetimlere kusur bulduğu sürece bu sorunlar çözülmez. Amatör branşlara kendiliğinden sahip çıkacak sponsorlar bulunmadığı sürece yönetimlerin bu branşlara ilgi göstermesini sağlayacak olan, camiada bu branşlara önem verildiğini yoöetime gösterecek olan taraftardır. Camia bu branşlara önem vermezse bu branşların kendilerine bir oy getirmeyeceğini düşünen yönetimler de bu branşlara ilgi göstermez, bu yüzden sebep sonuç ilişkisi doğru kurulmalıdır.
Bunu biraz daha açmak gerekirse, 2004-2005′te Del Bosque ile 2005-2006′da ise Rıza ile başlanan sezonlarda futbolda beklenen başarı gelmeyince amatör branşlardaki başarılara dikkat çekenlere “futbolda başarı gelmedikten sonra bunların hepsi kandırmacadır” cevapları Beşiktaş’ın “onde gelen” forumlarında gırla giderken bayan basketbol takımı seneler sonra şampiyon oluyor, erkek basketbol takımı seneler sonra final oynuyor, bayan voleybol takımı Avrupa’da çeyrek final oynuyor (ama çeyrek final maçında salonda 50 kisi ancak oluyordu*), erkek voleybol takımı ise ilk kez final grubuna kalıyordu. Hentbol takımı ve tekerlekli sandalye basketbol takımının başarıları ise bu liglerde hiçbir rakibimiz yok diye küçmseniyordu. Bunun sonucunda da 2006-2007 sezonundan itibaren amatör branşlarda ‘koy götüne rahvan gitsin’ prensibi benimseniyor ve 2007′deki secim rakipsiz bir sekilde kazaniliyordu.
Diğer posttaki Şeref Yalçın’ı günahım kadar sevmem, özellikle Denizli maçında yaptıklarının hibir şekilde telafisi yok o ayrı, ama başlangıçta bir seyler yapmaya çalışan tek yönetici o oluyor.. ve 2007-2008′de ULEB rekorunu kıracak ve sezonun ilk maçında saçma sapan yenildiğimiz için seriye geride başladığımız Telekom’la yarı final oynamasak; büyük ihtimal şampiyon olacak takımın temellerini o atıyordu. Ama 2006-2007′deki Reeseli takım fiyaskosundan sonra rüya gibi bir takim haline gelen o basket takımı ULEB’de 10′da 10 rekorunu kıracağı maça 200 kişi bile çekemiyordu.
*O çeyrek final maçıyla ilgili şöyle de bir anektod geçeyim: O çeyrek final maçına neden gelmediğini sorduğum bir arkadaşım, o maçın İstanbul’da hafta içi 19′da oynanmasının fiyasko olduğunu ve o maçı daha geç saate almayan yönetimin beceriksiz olduğunu söylüyordu. Aynı arkadaşım o maçtan sadece 4 ay sonra, aynı gün Izmir’e gidip bütün gün Kordon’da içip sonra Fener’i alt edişimize canlı tanıklık edebiliyordu ama…
Özetle, Beşiktaş’ın herhangi bir takımının küme düşmesi büyük bir fiyaskodur eyvallah da, bu ne tarihte ilk kez olan bir olaydır; ne sadece bu yönetime has bir durumdur.. ne de bunun tek sorumlusu yönetimdir. Bunu gerçekten engellemek isteyenler takkesini önüne koyup düşünmek zorundadır…
Haklısınız, Beşiktaş Asla Büyük Olamaz
15:59 | purplepurple |Mar 1
Thug Love‘un muhteşem bir yazısı vardı, başlığını söyleyince herkes hatırlar heralde. ‘Biz Tek Çocuğuz’.. O yazıyı akla getiren bir röportaj yayınlandı bugün Milliyet’te.
Fenerbahçe’nin efsane isimlerinden, eski başkanlarından Faruk Ilgaz röportajı.
Bakın ne diyor Başkan:
”Ilgaz, Türkiye’de iki spor kulübünün olduğunu iddia ederek, “Biri Galatasaray, biri Fenerbahçe. Beşiktaş bile değil” dedi.’
‘Galatasaray’la bizim her branşta iddiamız var. Onların hiçbir amatör branşta faaliyetleri yok. Kürek, yüzme, kızlar, erkekler, gençler. Amatör şubeler olmasa bizim mali imkanlarımız ne kadar artar bir düşünün. Keza Galatasaray da öyle.”
Öncelikle, kendisine Beşiktaş’ın yüz yıldır hangi amatör branşlarda mücadele ettiği hatırlatılabilir gayet. Hatta ben, büyük bir Galatasaraylı olan dedemin, Beşiktaş Boks Şubesi’nde mücadele ederken, bir futbol adamı olan Baba Hakkı ile olan anılarını da anlatabilirdim.
Ama hacet yok. Çünkü onun bunla ilgilendiği de yok. Çünkü burada çarpıcı olan Faruk Bey’in Türkiye’de spor kulüplerine bakışı. O’nun için; herkes bir yana, Fenerbahçe ve Galatasaray bir yana. Beşiktaş’ın veya başka bir takımın mücadele ettiği amatör branşlar çok da ilgi alanında değil onun. O bu ülkenin sporunun iki büyükten geçtiğini, bu ‘iki kulüp fetişi‘nin önemini öğrenerek ve öğreterek bir gelenek oluşturmuş.
Kah sözlükte, kah bloglarda çoğumuzun bu konuda yazılarını göreceksinizdir. Günümüzde ‘canım düşmanım‘ düsturu vardır bu iki takım arasında. Bu takımın taraftarlarının da Beşiktaş ile olan maçlarında ‘asla bir GS-FB değil’, ‘asla büyük olamazsınız’, ‘GS-FB rekabetinin arasına girmeye çalışıyorsunuz’ argümanlarıyla karşılarsınız her zaman.
‘Senden o kadar nefret ediyorum ki, aşıkçasına, gözüm senden başka kimseyi görmezcesine‘.. diyerek yaşatırlar bu düşmanlığı. Birbirlerinin omuzlarına basa basa, bir yandan da bellerini incitmeden çıkmaya çalışırlar en üst basamağa. Arkadan gelen birini gördükleri an ise yumruklarını birleştirir ve burda sadece biz kavga ederiz diye çakarlar yumruğu.
İşin acısı Faruk Ilgaz’ın sözleriyle yine ortaya çıkan bu kültürün taraftara da sirayet etmiş olmasıdır. Bir Fenerbahçe blogunda, hem de sorsanız saygın bir Fenerbahçe blogu olan ‘papazınçayırı’nda, bir Beşiktaş maç yazısında, 5 satırda bir; ‘sonuçta onlar hala büyük takım‘ diye Beşiktaş’a paye verdiğini sanan, kendini buna muktedir sanacak kadar düşen yazarın küstahlığının kaynağı bunlardır işte. Ekşi Sözlükte ayda bir açılan ‘Beşiktaş’ın 3. büyük olması gerçeği’ temalı başlıkların da kaynağı budur.
Serdar Bilgili dönemiyle değil, Cumhuriyet tarihiyle yaşıttır bu algı. İspatı Murat Bey’in röportajında. Ben çocukluğumdan beri, henüz 10 yaşında veletken ve Beşiktaş 48 maç üst üste yenilmemiş bir namağlup şampiyonken duydum ‘Beşiktaş geride kaldı di mi Fenerbahçe ve Galatasaray derbisine göre‘ cümlesini. Bana kimse hikaye anlatamıyor o günden beri.
Faruk Ilgaz’a bu röportajı için teşekkür ediyorum son olarak. Fenerbahçe kültürünü oluşturan insanlardan biri olarak bize haklı olduğumuzu ispatladığı için. Bize gerçekten de tek çocuk olduğumuzu hatırlattığı için. Ve son 10 yılda kaybettiğimiz onca değere rağmen, kaybetmememiz gereken bir şeyin baki kaldığını ve onu korumamız gerektiğini bize hatırlattığı için. Seba’nın, Şeref Bey’in, Baba Hakkı’nın anlatmaya çalıştığı her şey işte bu röportajda gizli. Biz asla Büyük de değiliz, Onlar’dan biri de değiliz. Büyüklerimizin bize bıraktığı ve sıkı sıkıya sarılmamız gereken miras budur.
Spor Toto Türkiye Kupası’ nda Yarı Finaldeyiz
20:01 | kalashnikov |Şub 9
Türkiye Kupası Çeyrek Finali’ nde Kayseri’ de oynanan maçta Efes Pilsen’ i 57-55 yenen Beşiktaş, adını yarı finale yazdırdı. Beşiktaş’ ta AJ Ogilvy 19 sayı 11 ribauntla oynarken yaklaşık 7 dakikada 5 faul alan Mustafa Abi ilginç bir istatistiğe imza attı.
11 Şubat Cuma günü Medical Park Trabzonspor’ la karşılacak takımımız bu maçı da kazanırsa Olin Edirne – Galatasaray galibiyle Fenerbahçe – Banvit galibi arasında oynanacak maçın sonucuna göre rakibini bekleyecek.














