Yazar Arşivi

gallaghers vs. portuguese

simao ve quaresma’yi kimseye anlatmaya gerek yok, Beşiktaş’in şimdiye kadar sahip oldugu sayılı kanat oyuncularından ikisi onlar. onların altındakiler ise ise ingilizlerin fenomen müzik topluluklarindan oasis’i yaratan – ve geçen sene yok eden – ikili noel (solda) ve liam gallagher.

herşey ilk başta simao’yu izlerken noel gallagher’a benzetmemle başladı aslında. Sonra sahadaki varligini düşünürken, ne kadar aklını kullanarak oynadıgı, hangi kanada geçerse geçsin arkasındaki beki ne kadar güzel oyuna dahil ettigini düşünürken kanatlari paylaştıgı quaresma’yla olan kişisel farklılıkları aklıma gallagher kardeşlerle olan benzerliklerini iyice soktu. simao’nun aksine arkasındaki beki maç esnasında anasından dogduguna zaman zaman pişman edebilen, ama yaptıklarıyla cümle alemin içinin yaglarını eriten bir yıldız, inanılmaz büyük bir ego ve ne yapacagi kestirilemez bir karakter…

Hikayeler belli noktalarda çok benzeşiyor Gallagher’larla. Oasis’in müzikal olarak en önemli yapıtaşı ve varoluşunda çok büyük bir pay sahibi gitarist Noel ve onun kuçuk deli kardeşi Liam’in yarattigi büyü Simao & Quaresma’nın Beşiktaş formasıyla kanatlarda estirdigi rüzgar’ın çok daha fazlasını estirdi, fırtınalar kopardı Britanya adasında ve dünyada, ve Noel ayrı Liam ayrı sevildi. Liam’ın gevrek kendine has vokalleri, Noel’in gitarıyla birleştikçe birbirinden mükemmel parçalar çıktı ortaya. Noel de şarkı soyledi, hatta bazı şarkıları (don’t look back in anger, little by little, vs.) ondan dinlemek çok daha güzel oldu, ama mikrofon başinda Liam oldugunda asil çılgınlık başlıyordu. Liam’ın umursamaz tavrı, tahmin edilemezligi, allah vergisi yetenegi olan sesi dışında pek fazla bi yetenegi olmasa da sahnede yarattiklariyla Oasis’i Oasis yapan şey oldu. Noel’in şahane şarkilari belki de Liam’ın vokalleriyle birleşmese hiçbi zaman Oasis şarkilari bizim kulaklarimiza kadar gelmeyecekti.

Tabi bu ikili hiç bir zaman birbiriyle anlaşamayan, birbirlerini yumruklamaya varan kavgalariyla nam salan, turnelerde grubu bırakıp gitmeye varan gerginlikleriyle hatırlanacak hep, bizimkilerde boyle bir durum yok, gayet iyi anlaşiyor gibiler, hele kanatlari paylaşip parselledikleri, rakip bekleri hayata küstürdükleri dakikalari izlemek ayrı bir zevk.

Gallagher kardeşler gibi bizim portekizli kardeşler de bizim tarihimizde unutulmayan fenomen ikililer arasına şimdiden girdi gözümde. nasil Oasis’in dagılması sonrasi Liam’ın Noel haricinde geriye kalanları toplayıp Beady Eye’ı kurmasından sonra her performanslarını heyecanla izlesek te Noel ve Liam’ı beraber izleyemeyecek olmak artik bi burukluk yaratıyorsa, Simao ve Quaresma’dan bi tanesi sahada olmayinca bişeyler eksik kaliyor, ikisi de ayni çime ayak bastıgında bambaşka birşey izliyoruz sahada.

Quaresma’nın kontrol edilemez yetenek patlamalari verimlilik çabalariyla süslendiginde karşı koyulmaz bi şehvet yaratırken (Haşmet Babaoglu mode on) Simao’nun yılların tecrübesiyle sahada takımına kazandırdıklarını izlerken hangisini seçersin deseler verecek cevap bulamiyor insan.

Tabi ki futbol ayrı bişey ama isterim ki bizimkilerin akıbeti Gallagher’lar gibi olmasin, şoyle bi kaç sezon daha ikisini birden Beşiktaş formasıyla doya doya izleyelim. Biz teknige, sürate, akıla doyarken, alttan gelen nesil Simao’larla Quaresma’larla yogrulsun, onlardan feyz alarak ilerlesinler. Tabi onlar da bu formayı giymekten mutluluk duysunlar, bu çatı altında huzurlu olsunlar. Gönülden oynadıkları sürece taraftar bu ikiliye asla sırtını dönmeyecektir.

Yazıyı Noel’in izlerken tüyleri diken diken eden Don’t Look Back in Anger’iyla ve Liam’in Glastonbury 2004′teki inanilmaz Live Forever’ıyla bitirelim:

Bana Yeniden

Belki kendisini yeteri kadar izlemedigimden, superstar futbolcular fazla ilgimi çekmediginden, kariyerinin son yillarinda Beşiktaş’a gelişi fazla heyecanlandırmamıştı beni ilk zamanlarda. Sonuçta Guti’leri Real Madrid’te de izliyorduk, bize kendi Guti’lerimiz lazimdı bana göre. Kendi Bobo’larimiz, kendi Necip’lerimiz, kendi Sivok’larimiz beni de asıl heyecanlandıranlardı. Kendini ne kadar buraya ait hissederdi, ne kadar elini taşın altına koyardı, nasil bi motivasyonu vardi hepsi soru işaretiydi benim için.

Ama bu adam bir başka süzülmeye başladı İnönü semalarinda. Canını dişine takarak sahada kaldığı süre içinde ordan oraya koşuşturmasi, bütün oyunu yönetmek için çabalamasi, bize lütuf ederek degil bizden biri gibi oynaması, hele o golünü atınca formasini opmesiyle kalbimizi çalması uzun sürmedi.

Şimdi onun sahada oldugu her dakika Beşiktaş tarihi için bir başka güzel yazılıyor. Artık onun direktifleriyle, saha içindeki liderlik vasiflariyla defans oyuncularimiz Toraman abilerine uyup topu fezaya dikerek oyuna sokmuyorlar, artık sahada bizim gördügümüzü bile atamayanlar degil, bizim tepeden göremedigimizi bile görüp yapan bir adam var.

Hem de bu adam bizden biri, içim rahat bi şekilde Beşiktaş’li Guti diyebildigim biri. O buraya ait hissediyor, elini belki de en çok o taşin altina koyuyor ve o Tanrının kendine bahşettigi yeteneklerini sahaya bir bir dökerken izleyenleri mest etmeyi de ihmal etmiyor.  Belki daha da önemlisi direk takımını ileri taşiyor. Ocak ayi itibariyle 10 gol 11 asistlik performansi kendisine aptal kutusundan sallayanlara gayet güzel bir cevap. Onun yaşinda 2.lig’de zor oynarken maçin 15.dakkasi yüzü pancar gibi olan arkadaşlar onun profesyonelligini gordükçe neler hissediyorlar heralde tarifi zordur.

Bucaspor maçinda 2.golünü attigi an kendimden geçmiş bi şekilde “gol beeea gooool” diye bagrinirken buldum kendimi, uzuuuuuuuun zamandir gönül verdigim takimimin herhangi bir golüne bu kadar heyecanlandigimi hatirlamiyorum.

Mazhar Alanson’un “bana yeniden şarkilar soyleten kadın” dizelerine benzer bi şekilde sen de benim için “bana yeniden gol be dedirten adam”sin Guti. Gutim

P.S: Şimdi yaninda kendisi gibi hem teknigi, hem mental ozellikleri çok üst seviyede Simao gibi bir adam daha var, ikisinin bu takimi ne kadar yukari taşiyacagini izlemek için sabırsızlanıyorum.