Yazar Arşivi

Sarı Fırtına

Hep efsane olmaktan bahsedilir ya. Efsane, yıllar aşıp yüzyıl öteye geçebilmektir. Bir çocuktur sizi o yıllar öncesine götüren ya da efsaneleştiren. Biz nasıl Baba Hakkı’yı merak edip onu araştırıp, neredeyse ellerimizle dokunduysak, yıllar sonra bir çocuğun bizi aklına düşürüp araştırmasıdır. Biz, o efsane içinde olan şanslı insanlarız. Yoksa efsane olmak ne haddimize. Tek efsane vardır o da Beşiktaş’tır...”

Metin Tekin’in unutulmaz cümleleri. Yıllar içinde Beşiktaş’la ilgili önemli alıntıların en tepesine yazılacak laflar bunlar.

Hazır cevaplığı, muzipliği, Beşiktaşlı agresifliğini, Beşiktaşlı efendiliğini, hırsı, coşkuyu aynı bünyede toplamayı başaran bir Beşiktaşlıdır Metin Tekin. Hakeme gizli gizli arkadan yanaşıp, itip kakan sümsük bir adam değildir. Sallar kolunu “Allah belanı versin” der. Hakeme rakibin yarı sahasını gösterip; “sahana geç, başlayalım” der. Yan hakeme “ne sallıyorsun o bayrağı, Fener bayrağı mı zannettin?” diye sorar. Bindiği taksinin şoförü golleri kim attı diyince, peşrev yapmaz “ben attım” der.

Fule kelimesini Türk Futbol literatürüne kazandıran adamdır belki de. Çocukken gol sevinçlerini taklit ettiğimiz adamdır. Metin Tekin, 9 ve 10 numara karizmasını 11 numarasıyla yerle bir etmiştir.

Metin Tekin’i canlı canlı izleyebilme onuruna kavuşmuş, yüz yüze tanışma şansına sahip olmuş ve şimdi de yorumlarını dinleyen bir Beşiktaşlı olarak, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; “sen, o efsane’nin içinde efsaneyi olmayı başarmış bir Beşiktaşlı”sın Metin Tekin. Ne mutlu ki Beşiktaşlı’sın.

Doğum günün kutlu olsun Sarı Fırtına!

Beşiktaş Mücadeledir!

Dün son dakikaya kadar savaşarak, yılmayarak, azmederek bize 3 mutluluğu birden yaşatan oyuncularımıza ne kadar teşekkür etsek yetmez. Hepinizin ellerine, ayaklarına sağlık.

Hele hele Basketbol maçında son 1 dakika Fenerbahçe bench’i ve çıkış tünelinin içinde ne idüğü belirsiz bir pezevenk kutlama yaparken, dün Galatasaraylı’lar 2-0′ı kutlayıp, 3-4 isterken; bazıları “buranın sonucu belli, diğer maça dönelim” derken, hepsinin hevesini, mutluluğunu kursağında bıraktınız ya, Beşiktaş’la şaka olmayacağını gösterdiniz ya, helal olsun hepinize!

1 Mayıs ve Çarşı

Öncelikle tüm çalışanların, işçilerin, emekçilerin bayramını/bayramımızı kutlarız. Dün yine şenlik havasında, insanların kucaklarında, hatta pusetlerinde çocuklarıyla geldiği bir bayram yaşandı Taksim’de.

Biz de Beşiktaş taraftarı ve Çarşı olarak ordaydık. 1 Mayıs sabahı Burası Kapalı ekibinden Kalashnikov ve bir arkadaşımız ile beraber yola çıktık. Şişli’ye yakın Çarşı kortejine katıldık ve yürüyüş başladı. Yol boyunca tribünden arkadaşlarımızın da katılımıyla adına yaraşır şekilde; bayram gibi, neşeli bir gün geçirdik.

Kortejde Beşiktaş tribünün, bir kaç istisna dışında, tüm önemli isimleri en öndeydi. Hatta tribünü bırakan isimler de ordaydı 1 Mayıs’ta tekrar Çarşı ile beraber olmak için. Cem Yakışkan her zamanki gibi tribünümüzün ve kortejin en asil ve güzel adamı olarak korteji idare ediyordu. Zaten o gün orada olan diğer tribünlerden farklarımızdan biri buydu. Ayhan, Cem, Yılmaz, Erol, Mostra Kemal bu tribünü yaratan ve hala en önünde olan isimlerdir ve 1 Mayıs’ta da en öndelerdi. Yeni nesilin de tribün liderleri, amigo Emrah dahil olmak üzere ordaydı.

Fenerbahçe, Galatasaray tribünlerinin liderlerinin, amigolarının 1 Mayıs Meydanı’na çıkması eşyanın tabiatına ters bir durum. Çıkan grupları ya münferit, ya da küçük alt fraksiyonlar. Bu da tabi ki olumlu bir durum, keşke daha kalabalık olabilseler. Ama bu gerçek ortadayken bu alt fraksiyonlara dahil arkadaşlarımızın, “Çarşı etiket oldu”, “biz de yapıyoruz, Çarşı reklam/haber oluyor” gibi mızmızlanmalarının ne kadar boş laflar olduğu da aşikar oluyor. Arkadaşlar, sizin tribün abileriniz sete çıkması için Şafak Sezer’i davet ediyor, bizde Zeki Demirkubuz, Cem Dizdar, Feridun Düzağaç, Rıdvan Akar, Eşber Yağmurdereli, Suavi vs.. zaten maçları Kapalı Tribün’de izliyor.

Çarşı korteji sadece tribünün kemik tayfasının katıldığı değil, genel bir katılımla büyüyen bir kortej oldu. Onlarca büyük ebatlarda sopalı pankartın altında, binlerce formalı (tahminim 3.000 civarı) Beşiktaşlı’dan oluşan kortejin başı ile sonu virajlı yollar nedeniyle çoğunlukla gözükmüyordu. Bu haliyle büyük bir siyasi parti kortejinden farksızdı.

Çarşı bir sivil toplum örgütü değil. Çarşı bir siyasi oluşum da değil. Çarşı’nın bir doktrini yok. Tek tek bireyler olarak olsa da; grup olarak yakın durduğu sol gruplar veya görüşler de yok. Çarşı bir tribün grubu. Ve her adımında, her söyleminde bunun üstüne basıyor. Ve Çarşı 1 Mayıs Meydanı’na çıkarken tüm haksızlıklara; herkesin hassasiyetlerine ses oluyor. Yanlarından geçen bir travestiyi alkışlıyor, tiyatroların önünden geçerken tiyatrolara dokunulmamasını istiyor, Agos’un önünden geçerken binlerce kişi hep bir ağızdan “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırıyor, Sivas diyor, Mahir diyor, Hüseyin diyor; devrim diyor, anarşi diyor, sosyalizm diyor… Başka hiç bir büyük yapının yapmadığını yapıp o bayram gününde herkesin sesine ses oluyor.

Bunu gören ve bunu yıllardır bilen tüm kortejler Çarşı geçerken alkışlıyor, yüksek tepelere çıkıp insanlar “hoşgeldin Çarşı” diye bağırıyor, muhtemelen Beşiktaşlı olmayan yüzlerce insan “beyaaz” diye bağırıyor. Çarşı geçerken ünlü biri geçer gibi tüm telefonlar, fotoğraf makineleri havaya kalkıyor. Bunları da yukarıda saydığım gerçekler sağlıyor. Boş bir sevgi, boş bir ilgi değil.

Tv’de iki habere bakıp fırsat bulup Çarşı’ya sallamakla olmuyor bu iş. Nedenleri merak ediyorsanız gelip o alanda gözlerinizle göreceksiniz. Ya da yine oturduğunuz yerden, tırnaklarınızı yiyip “etiket oldu bunlar yæ” diye üfüreceksiniz. Fakat ne kadar üfürürseniz üfürün; bu, Çarşı’nın o meydanlarda bıraktığı etki ve mutluluk; sizin asla hayal dahi edemeyeceğiniz hakikatlerden bir diğeridir.

Nokta virgül dokunmadan paylaşıyorum:


Galatasaray maçında, üstelik İnönü’de takımımızın ekmeğine nasıl kan doğrandığı herkes tarafından bilinmektedir.
3 Temmuz’dan bu yana yaşanan süreçte herşeyin bir orta oyunu olduğu açıkça görülmektedir.
Bu plana göre; şike olaylarından ötürü temizi oynayan Galatasaray’a lig şampiyonluğu,
Mağduru oynayan Fenerbahçe’ye 30 yıldır alamadığı Türkiye Kupası ve Şampiyonlar Ligi vizesi;
Beşiktaş’a yıllardır çözümlenemeyen stat izni ve Avrupa vizesi verilerek herkesi tatmin edip ortalığı “süt liman” hale getirmek amaçlanmaktadır.

Bu gaye ile açılan Süper Final’in birinci perdesi başarıyla tamamlanmıştır.
Şimdi ikinci perde; Galatasaray karşısında harcanan Beşiktaş’ı Trabzon deplasmanında kollayarak diyeti Trabzonspor’a ödetmek olabilir.
Bizler Trabzonspor karşısında Beşiktaş’ın hak etmediği hiçbir sonucu almasına razı değiliz.
Birtakım dengeleri korumak uğruna Beşiktaş – Galatasaray maçının diyetini Trabzonspor’un ödemesine karşıyız.
Bizler; ödenecek bir diyet varsa doğru zamanda, doğru insanlara ödetilmesinden yanayız.
Bu hafta Trabzonspor’a uygulanabilecek tüm basiretsizliklerin futbolu bu noktaya getirenlere uygulanmasını diliyoruz.

Başta şike davasının suçluları olmak üzere;
Bu ortamdan nemalananlar,
Başta yayıncı kuruluş olmak üzere bu kirli futbol düzenine çomak sokanlar,
Ve Hüseyin Göcek gibi maşalardır bir bedel ödemesi gereken.
Trabzonspor değil.
Gözümüz üzerinizde, göz boyamalara karnımız tok.
Yapılabilecek eyyam ve haksızlıkları dikkatle izliyoruz.
Beşiktaş’a da hak etmediği bir maçı alıp altın tepside sunarsanız, karşınızda yine bizi bulacaksınız.

Senin O Beşiktaş Yorumlayan Dillerini…

Beşiktaş konuşma, Beşiktaşlı gibi davranma. Kendini Beşiktaş’a yamamaya çalışma. İnönü Stadı’nda maç izleyeceksen git Basın Tribünü’nde tarafsız gazeteci gibi otur. “Bana bazı laflar geliyor, yorumculuk yaparken Beşiktaş gömleğini çıkar diye” gibi laflarla Beşiktaşlı yorumcuyum havası hiç verme kendine. Senin bu kulüple, bu renklerle ilişiğin yok arkadaş. Bas git kime dilendiysen zamanında, onlara yama kendini. Hele hele kalkıp Ernst gibi adamlara laf çakma. Ernst’i bırak, bu kadar kızgın olduğumuz Quaresma’ya dahi, Beşiktaşlı üslubu takınıp karışma. Karışan yerlerini, Beşiktaş diyen dillerini… HOŞT!

Ellerinize Sağlık; Ernst ve Hilbert

Beşiktaş’ta Metin Tekin ruhunu yaşatmaya devam eden 2 futbolcumuza teşekkür ederiz.

Gönlümüzün kaptanları, gönlümüzün Kartalları.

Adaletin Bittiği Yerde…

Bir sporcuya fiziksel müdahale girişimini haklı ve mazur göstermek mümkün değil. Ama Beşiktaş taraftarı bir yanlışa düştü diye, senelerdir hem saha içinde, hem saha dışında Beşiktaş’ı katledenler de sırtlarını koltuklarına yaslayıp bu işin içinden yine sıyrılmaya kalkmasın.

Galatasaray ile bu sezon 3. maçımızdı bu. 0-0 biten İnönü maçında nizami golü verilmedi Beşiktaş’ın. Muslera ve Elmander’in pozisyonu izleyip “golmüş” demeleri hatrımızda. Arena’daki maçta Galatasaray’ın attığı 2. gol net ofsayt. 3. gol ise bana göre faul değil ama Beşiktaş’ın ilk maçta verilmeyen golüne kıyasla kartlık faul! 3. maç ise; bir hakem çıkıyor, Hilbert gibi dünyanın en mülayim adamını dahi çıldırtıyor. Ve o maçta da skora etki eden direkt bir hata daha: Galatasaray ilk golünü ofsayttan atıyor. Öyle bir maç ki, Fatih Terim 4. hakeme “taç” işareti yapıyor hakem taç veriyor. Futbolcular çıldırmışken, Terim tamam diyor, taç olmasın. Galatasaraylı futbolcu topu Beşiktaş’a veriyor! Bu yaşananların yarısı “2 BÜYÜK”ün başına gelse ülke yıkılır.

Evet 10 yıldır hayalini kurduğunuz şey; “2 BÜYÜK”. Buyrun biz de dillendiriyoruz. Yetmezmiş gibi bu 2 BÜYÜK, kah “büyük olamazsınız” diyerek, ya da sırayla “onun kardeşi, bunun kardeşi” diyerek damarına basıyor Beşiktaşlı’ların.

Tamam hadi şimdi yaslayın sırtınızı koltuğunuza. İçerden, dışardan oydunuz Türkiye’nin en naif takımlarından birini. Tanınmaz hale getirdiniz. Taraftarının gözünü döndürdünüz. Bu kadar adaletsizliğin ve KAHPELİĞİN içinde taraftar kendi adaletini yaratmaya çalışıyor artık. Uzun zamandır kaynayan kazan patlama sinyali verdi dün. Beşiktaş sizin hayallerinizdeki kadar tepkisiz ve sıradan bir takım değil. Ya kendinizi toplar ve adaleti sağlamaya başlarsınız. Ya da oturup o koltuklarınızda “Türk futbolu nereye gidiyor” diye ahlaksızca, iki yüzlülükle ahkam kesmeye devam edersiniz.

Çünkü sizin hep unuttuğunuz bir gerçek var: BEŞİKTAŞ ADAMIN AMINA KOR!

Cemal Süreya’nın Baba Hakkı’yı anlattığı satırlar. Eurosport Türkiye’nin sitesinde gördüm yazıyı, burda da olsun istedim.

Eline sağlık Cemal Süreya, çok yaşa Baba Hakkı, çok yaşa Beşiktaş.

“Beşiktaş’a ne kaldı ondan? Tek kişiden kalabilen en çok şey… Bu gün, Fenerbahçe’yi zaman içinde var olmuş birçok oyuncuyu yan yana koyarak tanımlayabiliriz. Galatasaray’ı da. Beşiktaş’ı yalnız onu düşünerek de açıklayabiliriz. Bu bir olay. Mutlaka adı olmalı.

Bulaşıcı güç.

İkinci devrede 6 gol atarak ve attırarak bir maçı 6-3 alan kaptan

Beşiktaş sermayesi insan olan bir kulüp. O yarattı bunu.

Bir Recep, bir Mehmet Ali, bir Lefter, bir Can, bir Metin… Bunları tek tek sanatçılar olarak anımsıyor kişi.

Baba Hakkı ise bir kurum gibi, bir ordu gibi, bir okul gibi… Tuhaf şey çok büyük buluyorum, ama tek başına düşünemiyorum onu. Maksim’den Kristal’den, Novotni’den, başka eğlence yerlerinden çıkmazmış. O yanını ise hiç düşünemiyorum.

Şükrü’sünü bulmuş bir Hakkı benim için çok büyük şey.

Beşiktaş bugün gerçek bir spor kulübü. Galatasaray daha da sağlam bir spor kulübü. Fenerbahçe ise bir türlü kulüpleşemedi. Beşiktaş’ınkini burda biraz da Baba Hakkı geleneğine bağlayamaz mıyız? Beşiktaş’la özdeşleşen ad. Yöneticilik, genel kaptanlık, başkanlık ve onursal başkanlık da yaptı kulüpte. Kulübüne böylesine damga vurmuş başka bir sporcu var mı ülkemizde?

Kurtuluş Savaşı tadı var Baba Hakkı’nın adında. O da var.

Şemsiyesi koskoca bir palto. Çok da uzun geliyor ona.”

Geçmiş Olsun Onur

Fenerbahçe taraftarı Onur Karaduman geçirdiği talihsiz kaza sonrası başarılı bir ameliyatın ardından, 10 gün içinde taburcu olabilecek sağlığa kavuşmuş. Kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Bir taraftar kaza sonrası beyin ameliyatı geçirecek derecede sakatlanmışken, olayın içinde “dalga geçecek” argümanlar bulabilen tüm taraftarlara da akıl, fikir ve vicdan dileriz.

“Aslında Beşiktaş’ın bu sezonu iki şekilde analiz edilmesi lazım. Birincisi Aralık-Ocak ayı dönemleri, ikincisi de sonraki dönem. İlk dönemlerde Beşiktaş UEFA’da kendi tarihinin en iyi ikinci dönemini elde ederken, ligde de iyi bir seri yakalamışken tabiki aynı hoca ve aynı hocalar vardı. Tabiki sonra bazı şeyler iyi gitmedi, bunun değerlendirmesini sizlere bırakıyorum.”

Carvalhal’in veda konuşmasında geçen bir bölümü başa alıyorum. Neden bahsettiği, kimi ima ettiği çok açık. Ve hepimiz onun ne demek istediğini anlıyoruz. Takımda yükselme dönemiyle-düşüş döneminin ne kadar keskin olduğunu, o dönemde hangi koltuk sevdalısı emanetçinin hapisten çıkıp göreve başladığını, o emanetçiyi hapishane kapısından hangi futbolcunun karşılamaya gittiğini ve o futbolcunun sonraki tavırlarını da biliyoruz. O emanetçinin futbolcularına bakış açısını, takımda nasıl ikilik çıkarabilecek karakterde olduğunu da biliyoruz.

Cavalhal de gitti. O bizi anlamış, biz de onu kırmamışız, o bize yetsin. Uzun yıllar unutulmayacak Carvalhal, tıpkı “Beşiktaş’ın kolpa çocukları”nın unutulmadığı gibi.

Bunu demek kolay değildir; unutmaya yüz tuttuğumuz Beşiktaş’ı tekrar yaşattı bize Carvalhal, yolu açık olsun.

Carvalhal’in açıklamalarında, onu gururlu gönderdiğimizi hissettiren diğer bir kaç bölüm:

“Öncelikle Beşiktaş taraftar grubu Çarşı’ya bana verdikleri destek yüzünden çok teşekkür ediyorum. Benim Beşiktaş’a gelişimi çok farklı kılan onların bana verdiği destekti” dedi.

“Diğer taraftan da çok mutlu ve gururluyum. Burada geçirdiğim 8 ayda böyle bir kulüpte çalıştığım için, bu taraftarla birlikte bulunmak benim için çok büyük bir mutluluktu. Bunun ayrı bir sevincini yaşıyorum. Gerçekten, gönülden ve yürekten herkese çok teşekkür ediyorum.

“Benim taraftarla aramda çok ciddi bir empati vardı. Çünkü onlar benim 24 saatimi bu kulübe adadığımı biliyorlardı. Beni böyle hatırlayacaklarını biliyorum. Herkese teşekkür ediyorum, herkese gelecekte başarılar diliyorum. Türkiye’ye ve Türk halkına beni kendi evimde hissettirdikleri için teşekkür ediyorum”