Öncelikle tüm çalışanların, işçilerin, emekçilerin bayramını/bayramımızı kutlarız. Dün yine şenlik havasında, insanların kucaklarında, hatta pusetlerinde çocuklarıyla geldiği bir bayram yaşandı Taksim’de.
Biz de Beşiktaş taraftarı ve Çarşı olarak ordaydık. 1 Mayıs sabahı Burası Kapalı ekibinden Kalashnikov ve bir arkadaşımız ile beraber yola çıktık. Şişli’ye yakın Çarşı kortejine katıldık ve yürüyüş başladı. Yol boyunca tribünden arkadaşlarımızın da katılımıyla adına yaraşır şekilde; bayram gibi, neşeli bir gün geçirdik.
Kortejde Beşiktaş tribünün, bir kaç istisna dışında, tüm önemli isimleri en öndeydi. Hatta tribünü bırakan isimler de ordaydı 1 Mayıs’ta tekrar Çarşı ile beraber olmak için. Cem Yakışkan her zamanki gibi tribünümüzün ve kortejin en asil ve güzel adamı olarak korteji idare ediyordu. Zaten o gün orada olan diğer tribünlerden farklarımızdan biri buydu. Ayhan, Cem, Yılmaz, Erol, Mostra Kemal bu tribünü yaratan ve hala en önünde olan isimlerdir ve 1 Mayıs’ta da en öndelerdi. Yeni nesilin de tribün liderleri, amigo Emrah dahil olmak üzere ordaydı.

Fenerbahçe, Galatasaray tribünlerinin liderlerinin, amigolarının 1 Mayıs Meydanı’na çıkması eşyanın tabiatına ters bir durum. Çıkan grupları ya münferit, ya da küçük alt fraksiyonlar. Bu da tabi ki olumlu bir durum, keşke daha kalabalık olabilseler. Ama bu gerçek ortadayken bu alt fraksiyonlara dahil arkadaşlarımızın, “Çarşı etiket oldu”, “biz de yapıyoruz, Çarşı reklam/haber oluyor” gibi mızmızlanmalarının ne kadar boş laflar olduğu da aşikar oluyor. Arkadaşlar, sizin tribün abileriniz sete çıkması için Şafak Sezer’i davet ediyor, bizde Zeki Demirkubuz, Cem Dizdar, Feridun Düzağaç, Rıdvan Akar, Eşber Yağmurdereli, Suavi vs.. zaten maçları Kapalı Tribün’de izliyor.
Çarşı korteji sadece tribünün kemik tayfasının katıldığı değil, genel bir katılımla büyüyen bir kortej oldu. Onlarca büyük ebatlarda sopalı pankartın altında, binlerce formalı (tahminim 3.000 civarı) Beşiktaşlı’dan oluşan kortejin başı ile sonu virajlı yollar nedeniyle çoğunlukla gözükmüyordu. Bu haliyle büyük bir siyasi parti kortejinden farksızdı.
Çarşı bir sivil toplum örgütü değil. Çarşı bir siyasi oluşum da değil. Çarşı’nın bir doktrini yok. Tek tek bireyler olarak olsa da; grup olarak yakın durduğu sol gruplar veya görüşler de yok. Çarşı bir tribün grubu. Ve her adımında, her söyleminde bunun üstüne basıyor. Ve Çarşı 1 Mayıs Meydanı’na çıkarken tüm haksızlıklara; herkesin hassasiyetlerine ses oluyor. Yanlarından geçen bir travestiyi alkışlıyor, tiyatroların önünden geçerken tiyatrolara dokunulmamasını istiyor, Agos’un önünden geçerken binlerce kişi hep bir ağızdan “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırıyor, Sivas diyor, Mahir diyor, Hüseyin diyor; devrim diyor, anarşi diyor, sosyalizm diyor… Başka hiç bir büyük yapının yapmadığını yapıp o bayram gününde herkesin sesine ses oluyor.

Bunu gören ve bunu yıllardır bilen tüm kortejler Çarşı geçerken alkışlıyor, yüksek tepelere çıkıp insanlar “hoşgeldin Çarşı” diye bağırıyor, muhtemelen Beşiktaşlı olmayan yüzlerce insan “beyaaz” diye bağırıyor. Çarşı geçerken ünlü biri geçer gibi tüm telefonlar, fotoğraf makineleri havaya kalkıyor. Bunları da yukarıda saydığım gerçekler sağlıyor. Boş bir sevgi, boş bir ilgi değil.
Tv’de iki habere bakıp fırsat bulup Çarşı’ya sallamakla olmuyor bu iş. Nedenleri merak ediyorsanız gelip o alanda gözlerinizle göreceksiniz. Ya da yine oturduğunuz yerden, tırnaklarınızı yiyip “etiket oldu bunlar yæ” diye üfüreceksiniz. Fakat ne kadar üfürürseniz üfürün; bu, Çarşı’nın o meydanlarda bıraktığı etki ve mutluluk; sizin asla hayal dahi edemeyeceğiniz hakikatlerden bir diğeridir.
