Önce bu sezon dönen oyunlardan dolayı artık midemin kaldırmaması, sonra sindirim sistemimin tek sorununun bu olmadığını öğrenmem nedeniyle epey zamandır bir şeyler yazmıyordum. Lakin önce dünkü maçta oynanan tiyatro, sonra da bu maçla ilgili tartışmalarda şahit olduğum akıl tutulmaları belki geneli temsil etmiyor olabilir ama benim ne düşündüğümü net bir şekilde belirtmem gerektiğini hissettirdi. Peşinen de uyarıyorum, bu yazı ileri derecede fanatiklik içermektedir.
Burada “first things first” gibi bir girişe ihtiyacım var ama Türkçe bana yardımcı olmuyor. O yüzden direkt lafa gireyim, rengibozuklar diye tanımladığım iki camiayı da ayırım yapmadan sevmem. İkisi arasında bir kıyaslama yapmak gereksiz ama 90′lı yıllara gayet futbola hakim bir şekilde şahit olmam nedeniyle 2000′li yılların ortasına kadar Galatasaray antipatim açık ara önde giderdi. Her ne kadar futbol ortamımız gün geçtikçe dibe vursa da rakiplere giden doping iğneleri, rahmetli mühendis Oktay olayı, İnönü’de kafamın yanından onlarca radyonun uçup gitmesine sebep olan Ankaragücü maçı, Türk futbol tarihinin en fahiş hakem hataları araştırmalarına bolca örnek sağlamış (tesadüfe bak ki hepsi şampiyon olacak takımın lehine) 96-97 sezonu ve tabii ki şampiyonluk fotoğraflarına Fatih Terim’le el ele girmiş Mehmet Ağar gibi örnekler bizim ülkemizde bile çok sık görülmüyor. Sonra 90′ların sonunda Aziz Yıldırım diye bir karakter çıktı, 2000′lerin ilk senelerini acemilikle geçirdikten sonra önce çıktı maçların sahada kazanılmadığını öğrendiğini söyledi, sonra bizi terbiye edeceğini söyledi ve bu uğurda bize silah göstermeyi bile mübah saydı ve en önemlisi kendi iktidarını perçinlemek için düzenli olarak sanal dış düşmanlar yaratıp bugüne kadar gördüğüm en afyonlu kitleyi yarattı. Bu dönemde de itiraf etmem lazım ki sahada büyük rakip olması dışında hiçbir özel nefret hissetmediğim ve tribünde Galatasaray’dan çok daha fazla saygı duyduğum Fenerbahçe camiasını hızla Galatasaray’a yaklaştırdı. Velhasılıkelam benim için sahada ikisi arasında hiçbir fark yoktur. Lakin saha dışında, özellikle muhabbet ettiğim iki takım taraftarları arasında Galatasaraylıları ayrı bir yere koyardım çünkü Aziz Yıldırım’ın hakimiyetini güçlendirmesinden beri Fenerbahçe taraftarları benim aklımın almadığı başka bir boyutta yaşıyor. Taa ki düne kadar. Dün önce bir sürü aklı başında adamın maymun (ki dağınık kafamı toparlamayı becerirsem bu konuya tekrar gelmeyi umuyorum) gündemi yaratmaya çalışması, sonra liseden beri tanıdığım gayet akıllı, zeki bir Galatasaraylının dün sahaya girenlerin Fenerbahçe maçını seyircisiz oynamak için numara yaptığını iddia etmesiyle filmim koptu. Sarının yanındaki renkten bağımsız bu rengibozukların dünyasında işin ucundaki şampiyonluk olunca her tür paranoyaklık doğal oluyor galiba. Fenerbahçelilerin bu kafasına alışmıştım ama Galatasaraylılarınki beni şoka soktu. Bu nedenle dünkü maçta neler olduya biraz değinmek istiyorum (bu ne biçim giriş paragrafı lan!).
Çok uzun zamandır futbol seyrederim, zamanında kendim de oynadığım için futbolu gayet iyi bilirim, futbol hafızam da benim diyen futbol yorumcusunu, yazarını, bloggerini cebinden çıkartacak kadar güçlüdür. Bu gayet ukalaca girizgahı kendimi övmek için değil, uzun zamandır sahada bu kadar büyük çapta bir hakem soytarılığı görmedim cümlesinin temelini güçlü kılmak için yaptım. Hep söylerim, yine söylüyorum, ben bir hakemin art niyetli olup olmadığını anlamak için hakemin televizyon programlarında tartışılacak büyük kararlarına değil, bu programlara hiç konu olmayacak ince işlerine bakarım (bknz. Organize İşler). Bu yüzden Cem Papila’ya Ahmet Yıldırım’a gösterdiği kart soytarılık olsa da kırmızı kartları için kızmam, o sezonun o anına kadar ligin açık ara en çok kart gören takımı olan Samsun’a çıkartmadığı sart kartlar için kızarım. Hatta çoğunluk o sezondan sadece Cem Papila’yı hatırlasa da ben Ankaragücü deplasmanındaki Bülent Uzun’a Cem Papila’dan bile çok kızarım. Dünkü maçtaki hakem de bu tarz öyle kararlara imza attı ki özel şartlar dolayısıyla gidemediğim maçta evdeki sehpayı kırdım, tribünde ve hele alkollü olsaydım neler yapacağımı tahmin bile edemiyorum. Her şeyi geçtim, 4. hakemin verdiği bir taç kararı var ki bu kararı tarif etmekte hala zorlanıyorum. Son 10 senelik tribün hayatımın büyük kısmını numaralı alt ortada geçirdiğim için 4. hakemler hep elimin altında olmuştur ve çok sefer diğer hakemlere ulaşmakta zorlandığım için 4. hakemlere sarmışımdır, sen görmüyor musun şeklinde. Bir o kadar çok sefer de söz konusu 4. hakem ben ne yapayım minvalinde hareketler yaparak çaresizliğini belirtmiştir. Ama dün hayatımda ilk defa karar verecek kadar egosu güçlü bir 4. hakem gördüm ama o da yanlış karar verdi. Taç kararlarını da mı tartışacaksınız diyecek zıpçıktılara açacak bir parantezim var ve onu açacağım o ayrı ama asıl mesele taç falan değil, bir 4. hakemin Fatih Terim’in itirazıyla karar verici olmaya kalkmasıydı. İşin ilginç tarafı, taçla kesilen o pozisyonun devamında sarı kartlık bir faul yapan Galatasaraylı futbolcu yanlış görmediysem Selçuk İnan’dı ve muhtemelen hem bu maçta oyundan atılacaktı hem de bir dahaki maçta oynayamayacaktı. Tam da daha önce bknz. verdiğim Organize İşler yazısına uygun bir hareket.
Yediğimiz golün ofsayt olması yukarıda söylediğim gibi şahsen benim umrumda değil lakin tribündeki adama bunun haberi gelir, üstüne de maçta bu tarz Hilbert gibi mülayim bir adamı bile zıvanadan çıkartacak kadar ufak ufak bir sürü soytarılık olursa hiç “Aa, çok ayıp, hiç sahaya atlanır mı?” sahteliğine soyunmaya gerek yok. Bu ülkenin insanı “Ne bakıyorsun lan” cümlesiyle adam öldürebiliyor, sen altyapısı böyle bir insanın bu kadar damarına basarsan sahaya atlamasına engel olamazsın. Atlayanlardan birini az çok bildiğim için stat görevlisi Ümit Abi kendisini tutmasaydı olabilecekleri kimse hayal bile edemezdi. Beşiktaş yönetimleri, Seba’nın son dönemi dahil son 15 yıldır buna izin verdiği için Beşiktaş üzerine çok fazla oynuyorsunuz ama Beşiktaş taraftarı başka takım taraftarına benzemez, bu taraftarın üzerine daha fazla oynamanız yangına körükle gitmekten daha beter. Yapmayın!
Özetle, dün sahaya atlayanları tasvip etmem mümkün değil ama gayet aklı başında bir adam olarak ben bile anlayabiliyorum. O yüzden Fenerbahçe maçını seyircisiz oynamak için sahaya atlandığını iddia eden Galatasaraylılara akıl fikir, maymun dendiğini iddia eden Galatasaraylılara ise işitme cihazı kampanyası yapmak lazım.
Son olarak maymun meselesine de bir parantez açayım. Tribünde maymun denmedi o ayrı da tribünde şahsi tepkilerinde sıkça maymun ifadesini kullanan biri olarak Eboue’ye maymun desem de bunun derisinin rengiyle zerre alakası yok, o yüzden bu ırkçılık olayını kovalayıp durmayın boşu boşuna. Ben şahsen Fatih Akyel’den Şener Aşkaroğlu’na kadar çok geniş bir yelpazede sahada futbol dışında soytarılık kovalayan bir sürü adama maymun demiş birisiyim ve benzer hareketler gördüğümde demeye devam edeceğim. Eğer siz bunu ırkçılığımdan yaptığımı sanacaksanız sanmaya devam edin ve Beşiktaş tribünündeki ırkçılık iddialarının muhattabı olarak beni alın, boşu boşuna bunu bütün tribüne mal etmeye çalışıp kendinizi salak ve/veya sağır durumuna düşürmeyin.





































