Yazar Arşivi

Çarka çomak

Lafı hiç dolandırmadan en son söyleyeceğim şeyi baştan söyleyeyim : Hakim düzen kapitalizmse; siyaset de, futbol da, toplum da temiz olamaz. Son şike soruşturmasındaki gibi isimlere, kulüp ya da yöneticilere ya da salt fulbola odaklı bir bakış açısı bizi doğruları görebileceğimiz bir anlayıştan uzaklaştırır.

Temel düsturu “gölgesi para etmeyecek ağacı kesmek” olan piyasacı anlayış insanların iliklerine işledikçe, futbol gibi temel amacı insanlara heyecan ve zevk vermek olan bir oyun da sponsorların, bahis şirketlerinin kucağında bir rant merkezine dönüşür ve sporla alakalarının ne olduğunu asla çözemeyeceğiniz mafyavari iş adamlarının kulüp başkanlığı yaptığı, onların iktidar güçlerini sınayıp ticari ilişkileri için bir araç olarak kullandığı, medya tarafından körüklenen gözü dönmüş fanatikliğin alıp yürüdüğü bir ortamda en basit zevkimizden mahrum kalma noktasına ilerlememize sebep olur. Hatta kimbilir belki de bitiş çizgisini çoktan geçtik bile…

Eğer gerçek bir futbolseverseniz, takımınızla ilgili hayalleriniz kupalardan ya da şampiyonluklardan çok o formaya gönül vererek sahip çıkan, o kulübün değerlerine, tarihine saygılı, takım olmanın bilincine varmış oyunculardan kurulu dürüst bir şekilde sahada mücadelesini verip kolektif anlayışla mücadele eden bir takım, takımına sahip çıkan ve her zaman hak edene hak ettiği değeri veren bir taraftar ve tüm bunların farkında olup kulübü o doğrultuda yöneten bir yönetim anlayışıdır. Tüm bunları bir kenara bırakın, sevdiğiniz takımın formasını giymiş oyuncuların yeşil çimlerde verdiği emek ve mücadeleyi izlerken tribünlerde sevginizi haykırmak bile yeterli değil midir?

Beşiktaş taraftarı özelinde bu piyasacı neoliberal anlayışın hayatımıza etkilerini şöyle bir özetlemeye çalışayım : Açıklanan kombine
bilet fiyatlarına bir bakın; artık tribünde istenen şey zamanını ve emeğini hiçbir çıkar gözetmeden sadece sevdiği için takımına veren taraftar değil, parayı basıp kombinesini alan, orjinal formasını giyen, takımının parayı basıp aldığı yıldız oyuncularla caka satan, numarası belli koltuğunda stadta önüne sunulanı tüketip “tribünde takılmayı” bir etiket olarak belleyen bir taraftarlık anlayışı oturtulmak isteniyor. Dün Akaretler semtini adım adım halktan soyutlayıp burjuva mekanı yapan, semtin gençlerinin asla oturtulmayacağı kafelerle donatan, asla giyinemeyeceğimiz italyan markalarıyla süsleyen, kaldırımları parselleyip park yerine dönüştüren zihniyet bugün de açıkça ”paran yoksa tribünden de defol” diyor. Serdar Bilgililerin, İsmail Ünalların Beşiktaş ismini kullanarak nerden nereye geldiğini, bu isim sayesinde nasıl kişisel çıkarlar elde ettiklerini şöyle bir düşünün.

Sonuç olarak bugün hemen hepimiz ülke futbolunun yozlaşmasının ete kemiğe bürünmüş halleri olan Aziz Yıldırım’ ın, Şekip Mosturoğlu’ nun, Bülent Uygun’ un düştüğü hali uzaktan zevkle izliyoruz ama bu isimlerin yerlerini Sinan Engin, Ergun Gürsoy, Faruk Süren, Yurdeşen Karahasan, Mehmet Ali Yılmaz alsaydı hangimiz şaşırırdık? Şu bir gerçek ki hakim zihniyet değişmedikçe bu adamların yerini başkaları alır, yıllar sonra bir de bakmışsınız ki taraftar arasındaki rekabet ”siz daha çok küme düşürüldünüz” e dönmüş, pisliğin, ahlaksızlığın, ikiyüzlülüğün toz bulutunda debelenip dururuz. Onun için her şey önce bu kurtlar sofrasından kalkmakla, çarka çomak sokmakla başlayacak.

Bursaspor – Beşiktaş / STSL

İlhan Mansız, Beşiktaş’ ta oynadığı dönemde ve sonrasında hem oyunculuğu hem de tarzıyla tüm taraftarlar için bir fenomendi. Beşiktaş’ a gelişi, Beşiktaş’ tan gidişi, Ankaragücü’ nde oynarken takımımıza attığı golden sonra sevinmemesi, Chelsea ve Gençler maçları yıllarca konuşulacak türdendi. Şu anda futboldan apayrı bir alanda yeni hedefler peşinde ve bu hedefler için de sürekli çalışmakta. Bu yoğun tempo arasında kendisine e mail aracılığıyla gönderdiğimiz sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Kendisine bir kez de buradan teşekkür etmek boynumuzun borcu…

- Seni neredeyse bütün Beşiktaşlılar sürekli takip ediyor ama, şu an nerdesin, ne yapiyorsun, zamanini nasil geciriyorsun kendin anlatir misin? Futbolu biraktiktan
sonra oyunculuk ve buz patenine merak sardin ve bildigimiz kadariyla ozellikle buz pateni konusunda onemli yol katettin. 2014 hedefin nedir?
Yaklaşık 10 aydır yoğun bir şekilde 2014 Projesi icin günde 2-3 idman / Haftada 6 gün çesitli ülkelerde ama genelde Almanya olmak üzere çalışıyorum. Hedef 2014′ te Kış Olimpiyatlari’ na gitmek.

- Buz pateni senin için yeni bir çevre oldu kuşkusuz, insanlarin sana yaklaşımı nasıldı? Kimlerle çalışıyorsun?
İlk başlarda “ya futbolcu kayamaz, ne işi var?” gibi davrananlar oldu. Geçen sene hocamız  Alex König’ ti.



- İlerde tekrar futbolun içinde olmayı düşünmüyor musun? Almanya’ da mı Türkiye’ de mi yaşamayı düşünüyorsun?
Bu projeyi inşallah başarıyla tamamlayıp tekrar futbolun içinde olmak istiyorum, sportif direktör olarak.

- Biraz geçmişten söz edelim, meşhur Gençlerbirliği maçı… Biz hala o günü kaybedilmiş değil, kazanılmış olarak hatırlıyoruz; soyunma odasında siz kendinizi nasil hissettiniz?
Sonuçta inanılmaz mücadele sonucu mağlup olmaktan kurtulamadık ama en azından mücadale nasıl edilir onu gösterdik…

- Geldiğin sene, Galatasaray’la da sözleşme imzalama noktasına geldiğin biliniyordu, doğru mu? O sözleşmeyi imzalama sebebin gerçekten Ümit Karan mıydı, yoksa başka
anlaşmazlıklar mı vardı?
Geldiğim sene GS’ ye ön protokol imzaladık, daha sonra Ümit bana telefonda anlaştığı rakamı söyledi. Aramızda çok büyük fark vardı. Ben de bir sonraki toplantıda bu farkın kapatılmasını talep ettim. “Hallederiz” denildi ama değişen birşey olmayınca ve GS’ nin Samsunspor’ a hiçbir yaklaşımı gerçekleşmeyince (hedefim Samsun’ a para kazandırmaktı) Sinan Engin “biz bonservisini öderiz” diyerek teklif sundu.

- Tümer’le görüşüyor musunuz? O dönem ikiniz bir arada geldiğinizden, iki arkadaş gibi anıldınız. Fenerbahçe’ye gidişi hakkında ne düşünüyorsun? Bunu herkes yapar diyebilir miyiz? Alışmalı mıyız? Sen de onun durumunda ayrılır mıydın?
Tümer’ le yaklaşık 3 senedir görüşmüyorum, üç büyüklerde kulüp değiştiren tek futbolcu degil fakat transfer öncesi yaptığı açıklama çok talihsizdi.

- 101. yılda ki çöküşün sebebi sana göre neydi? Bu konuda çok söylentiler vardı, sence her şey saha içiyle mi sınırlıydı?
Ben ayrıldıktan sonra her ne kadar 8 puan fark olsa da, takımın oturmuş sistemi bozuldu. Sonuçta tek forvet oynuyorduk ve benim oyun anlayışıma yakın bir oyuncu kadroda yoktu.

- Japonya’ya gidişini yönetim mi, teknik kadro mu, yoksa sen mi talep etmiştin? Sence bu transfer kariyerini nasıl etkiledi?
Japonya transferini benim isteme şansım olmadı. 28 yaşında Avrupa’ ya gitmeyi arzulardım. Sonuçta futbol kariyerimi geçirdiğim sakatlıklar daha çok engelledi.

- Almanya’da büyüyen, yetişen gençler artık Türkiye’ye gelmek istemiyorlar… Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Türkiye’de yaşarken seni en çok ne zorladı?
Almanya’ da yaşayan Türkler sadece işlerini yapıyorlar ve Türkiye’ deki şartlara ayak uyduramıyorlar. Benim geldiğim dönemde gurbetçi olarak dışlanıyorduk. Yabancılar bizden sayılırken biz sanki yabancı gibi duruyorduk.

- Bir ara Beşiktaş’ ın forvet hattı Mansız – Nouma – Pancu – A.Dursun şeklindeydi ve bence Avrupa’ daki sayılı forvetlerden biriydi. Sence uyumunuz nasıldı?
Özellikle Ahmet Dursun’ la ilk sene çok uyumlu maclar çıkardık ama Daum genelde tek forvet oynattığı için hücumda yalnız kalıyordum.

- Hiddink’in Milli Takım seçimlerini nasıl buluyorsun?
Hiddink mi yoksa Oğuz Çetin mi seçiyor bilemiyorum ama cok doğru bulmuyorum, özellikle burda oynayan gençler ilgi beklerkenm kulüplerinde oynamayan ama herhalde diyaloğu iyi olan oyuncular geçmis senelerde Milli Takim’ a tercih ediliyordu. Euro 2008′ de sakat ve kulüplerinde oynamayan oyuncular çogunluktaydı; bu sene GS küme düşecek nerdeyse ve Milli Takım’ a 6 oyuncu veriyor.

- Beşiktaş’ın hayatındaki yeri nedir? Daha doğrusu şu anda Beşiktaş’la ilişkin ne durumda?
İdmanlardan vakit kaldığı süre icinde herzaman Beşiktaş’ ı takip ediyorum. Seyahatlerim çok olduğu için maçları izleme şansım az ama umarım yeni sezonda tribünden izleme şansım olur.



Beşiktaş futbol oynadığım dönem ne kadar önemli ise şimdi de öyle. Bu hayatımın sonuna kadar devam edecek…

Oyunuyla taraftarların beğenisini toplayan, erkek basketbol takımımızın Avustralyalı pivotu A.J. Ogilvy’le e mail aracılığıyla bir röportaj yapma fırsatını bulduk, üşenmedi ve  sorularımızı yanıtladı :

- Ilk olarak, Ataman ve Bıyıktay dönemlerini karşılaştırdığımızda her anlamda büyük bir fark görüyoruz, sence bunun en önemli nedeni ne? Bu fark koç etkisi mi yoksa yeni oyuncuların takıma katılmasıyla mı gerçekleşti? Sence iki teknik adamın oynu felsefelerinde büyük bir  fark var mı?

Bence takım olarak çok iyi oynamaya başladık. Yeni oyuncuların katılması takımda gözle görülür bir etki yarattı ve çok etkililer, takımın gelişimine çok yardımcı oldular. Ama bence en önemli neden Ataman’ ın sisteminin oyunculara çok daha fazla uyması. İki teknik direktörün tarzları arasında kesinlikle büyük bir fark var.

- Iverson’ ın dönüşü hakkında çeşitli söylentiler var, eğer dönerse sence bu takımı nasıl etkiler, pozitif mi, negatif mi? Takımın gerçekten Iverson’a ihtiyacı var mı?

Iverson’ın dönüşü hakkındaki söylentileri ben de duydum ama bildiğim kadarıyla kesin bir şey yok. Bence takım üzerinde büyük etkisi olacaktır, Iverson kalibresindeki bir oyuncu oynadığı her takıma büyük katkı sağlar. Takım şu an gerçekten iyi oynuyor ama eminim ki Iverson’ ın yetenekleri takımın başarısını artıracaktır.

- Özellikle Efes ve Fenerbahçe Ülker’ le karşılaştırdığında, takımın şampiyonluk şansını nasıl değerlendiriyorsun?

Görünen o ki play off’larda durumu takımların o andaki halleri belirleyecek. Ama bizim şu anki formumuzla final oynamamızın mümkün olduğunu düşünüyorum. Finalde ne olacağını kim bilebilir?

- Sence güçlü ya da zayıf yönlerin neler? Yeteneklerini geliştirmek için ekstra çalışmalar yapıyor musun?

Güçlü yanlarım; hızım ve çok çeşitli şekillerde sayı bulabilmem. Oyunu geliştirmek için bir hayli çalışıyorum ve olabildiğim en iyi oyuncu olmak için uğraşıyorum.

- Beşiktaş’ ı tercih etmende neler etkili oldu? Aldığın en iyi teklif bu muydu? Buraya gelmeden önce kulüp ve ülke hakkında neler biliyordun?

Çok iyi bir teklifti ve çok iyi bir kulüp olduğunu duymuştum. Buraya gelmeden önce Brad Newley’le görüştüm ve bana oynamak için harika bir yer olduğunu söyledi. Ülkeyiyse pek tanımıyordum.

- Önemli bir maç ya da zorlu bir antrenman dönemi öncesi kendini nasıl motive ediyorsun?

Antrenmanları bir sonraki maça hazırlık olarak görüyorum ve o şekilde motive oluyorum. Maçlar ise haftanın en iyi bölümü. Kendimi motive etmek için özel bir şeye ihtiyacım yok. Çok rekabetçi biri olduğum için her maçta en iyisini yapmaya çalışıyorum.

- Bir maçtan sonra Twitter aracılığıyla takım ve oyunla ilgili şikayetlerini dile getirmiştin ve basın bunun üstüne çok gitti. Sosyal medyayla ve oyuncuların onu kullanmasıyla ilgili ne düşüyorsun? Sence kulüpler bunu tamamen serbest mi bırakmalı ya da oyuncular otokontrol uygulamalılar mı?

Sosyal medya, özellikle de Twitter, oyuncuların taraftarla iletişimi için harika bir yol. Ancak bazen söyledikleriniz saptırılabiliyor. Bu yüzden bu tip iletişim araçlarını kullanan oyuncular söylemek istedikleri konusunda tamamen net olmalılar.

- Beşiktaş’ ın futbol maçlarına gittin mi? Atmosferi ve taraftarları nasıl buldun?

Tek maça gittim, atmosfer ve taraftar harikaydı. Çok eğlendim.

- Henüz kariyerinin başındasın ama şu ana kadar unutamadığın bir maç var mı?

Tabii ki bir kaç maç var ama Fenerbahçe karşısında kazandığımız maç şimdiye kadar en fazla hatırladığım maç oldu.

- Evdeki zamanını nasıl geçiriyorsun? Takım arkadaşın Kemp gibi Playstation oynuyor musun? Görünüşe göre Kemp ve Javalle McGee Call of Duty Black Ops oynarken epey eğleniyorlar. Sen de bu tayfaya dahil misin?

Açıkçası Playstation’ım yok. Evde daha çok film ya da tv izliyorum.

- Ne tür müzikler dinliyorsun? Sürekli gittiğin gece kulüpleri var mı?

Dışarı pek çıkmıyorum. Çoğu müziği seviyorum ama genelde rock dinliyorum.

- En sevdiğin 5 filmi sayar mısın?

Love and Basketball, Wedding Crashers, Romeo and Juliet, Peter Pan, Aladdin.

- NBA’ de özellikle sempati duyduğun bir takım var mı? Eğer seçme şansın olsa hangisinde oynamak isterdin? NCAA March Madness’ i takip ediyor musun? Orda tuttupun bir takım var mı?

NBA maçlarını izlemeyi gerçekten seviyorum ama favori bir takımım yok. Genelde Avustralyalı oyuncuların oynadığı takımları takip ediyorum. Pau Gasol ve Tim Duncan’ı izlemeyi özellikle seviyorum ama her yetenekli uzun oyuncuyu izlemeyi severim.
March Madness’ı da takip ediyorum ama kolej takımım elendi ve başka sempati duyduğum bir takım yok.

- Son olarak, taraftara ve okuyuculara bir mesajın var mı?

Bu seneki desteklerinden dolayı tüm taraftarlara ve okuyanlara teşekkür ediyorum ve umarım bizi desteklemeye play offlarda da devam ederler. Sorular için çok teşekkürler, çok eğlenceliydi.

Baba Hakkı’ yla Taci

maç başladı çocuklar, saatime baktım beş dakka on dakka gol yok… dayanamadım / kalkıp bağırdım: “baba hakkııı!…” topu kesti, döndü, tribünlere baktı…

seni orada bulmak tacettin / bir pazartesi, dinlemek teneffüste, dünkü maçın mühim anlarını/ nasıl olsa yine baba hakkı’ya attıracaksın bütün golleri… bir an göz gözeyiz, bütün stad sus pus/ elimi saatime götürüp dedim: “hani be baba hakkı, gol nerede?” başını eğdi, “geliyor tacicim” der gibi yaptı / topu aldı bi çalım, iki çalım, şut ve gol!/ herkes ona koşarken, döndü, tribünlere/ beni hafifçe selamladı…

seni orada bulmak tacettin, sen ki en yoksuluydun sınıfın, arka sıralarda, dalgın gözlerle/ çıta gibi zayıf/ kambur/ konuşurken kekelerdin, en utangacı / sanki sen yalnızca baba hakkı’yı anlatırken yaşadın… ve maç bitti, omzuma alıcam / “dur!” diyor bana; “taci yapma allaşkına!” / “olur mu?” dedim / “olur mu be baba hakkı!”/ almışım onu orada omzuma… iki tur… o ve ben… baba hakkı!

işte seni oradan almak/ dolmabahçe’de bir akşam üstü/ ağaçlı yolda yürürken sarmaş dolaş/ ikinizi bir bayrağın desenlerine koymak/ “bu bizim bayrağımız” demek sonra onlara / “çıkmaz sokaklardan çıkardık aşka”/ yaşadık… bunlar hayatlarımız/ ve içinde hiç bir şey yok… öykülerimizden başka!”

“fenomenim” dedim ona “fenomenim! git selam söyle kartallara gökyüzünün maviliğini yırtarak! tamam mı fenomenim tamam mı?”

ŞİİR : HAKAN SAVLI, ALINTI : HAKAN DİLEK

Türkiye Kupası Çeyrek Finali’ nde Kayseri’ de oynanan maçta Efes Pilsen’ i 57-55 yenen Beşiktaş, adını yarı finale yazdırdı. Beşiktaş’ ta AJ Ogilvy 19 sayı 11 ribauntla oynarken yaklaşık 7 dakikada 5 faul alan Mustafa Abi ilginç bir istatistiğe imza attı.

11 Şubat Cuma günü Medical Park Trabzonspor’ la karşılacak takımımız bu maçı da kazanırsa Olin Edirne – Galatasaray galibiyle Fenerbahçe – Banvit galibi arasında oynanacak maçın sonucuna göre rakibini bekleyecek.

4 Yıldır Hrant Yok

bir kaldırım ortasında yatıyor
yarasından yalanınız sızıyor
hrant kalkıyor hesap soruyor
güneş güneş yine doğuyor

Mustafa Hoca Haklıymış Beyler

İstanbul’ un en sevmedigim iki semti Bahçesehir ve Ataşehir kardeşler. Yerlerden ziyade bu iki yerde oturanlarla, onlarin insanlık profilleriyle sorunum var. Genellemek istemem ve öyle olmayanları tenzih ederim ama bu kitleyi en iyi tanımlayan sözcükler ‘sonradan görme’ ve ‘şark kurnazı’… Kendileriyle ilgili bir izlenim edinmek isterseniz arabayla aralarına şöyle bir katılmaniz yeterli. Tabii psikolojinizin elverdiği ölçüde. Kimsenin birbirine yol vermediği, başkasının hakkını yemenin olağan hatta pozitif karşılandığı, kendini elit ve medeni sanan vandaldan hallice bir güruh…

Yukaridaki satırlardan sonra Batuhan hakkında uzun uzadıya bi şeyler yazmanın çok gerekli olduğunu sanmıyorum. Hatta dürüst olmak gerekirse onla ilgili harcanan herhangi bir çaba/emek/zaman da gereksiz bence.  ’Naber lan Guti’ den sonra Raul’a yaptigi saygısızlık, verdiği roportaj ve demeçler tam kendisine yaraşır cinsten. İşin trajikomik yani bu adam Antep’e son dakika golu attiginda 3 puandan cok ‘Batuhan atti’ diye sevinen, ona formayi giydirip ondan birseyler bekleyen Besiktaslilar arasinda olmam.

"Qanqa espriyi patlattım yine zaaaaa xD"

Yürü be Batuhan kim tutar seni; devir senin gibilerin devri nasıl olsa, Lig TV’ ye bol bol röportaj verip kendini kameralar önündeki görevlerine şimdiden hazırla, yarın öbür gün benzerin abilerinle bol bol futbol yorumu yapar, kamyonla para kazanırsın.

Spanoulis’ e Pembe Tezkere

Bugün 12 Ocak Çarşamba. Klişe tabirle Yunanistan nefesini tutmuş Panathinaikos – Olympiakos maçını bekliyor. Yunanistan’ ın en popüler spor dalındaki en büyük derbisi olduğunu düşünürsek durum gayet normal, ancak bu kez maçı daha da farklı kılan bir durum var: 600.000 Euro’ luk fark için sembolleştiği yeşil beyazlı takıma veda ederek Pire ekibiyle anlaşan milli oyuncu Vassilis Spanoulis’ in ‘baba evi’ ne geri dönecek olması. Durum öyle bir hal almış durumda ki Spanoulis maça zırh ve kaskla çıkmak istediğinden söz ediyor. Pao taraftarlarının söyledikleri ise bizlere pek yabancı değil, az çok hepiniz tahmin edersiniz.

"Spanoulis ortaya üçlü çektir Pao' ya!"

Spor dünyası saygı yerine parayı tercih eden oyuncularla dolu. Kendi açılarından haklı oldukları noktalar olabilir ancak o renge gönül vermişler için bu anlaşılamaz bir durum. Beşiktaş’ a baktığımızda da yakın tarihimizde bile bir çırpıda sayılabilecek örnekler var.

Alpay’ ın Fenerbahçe’ ye imza attığı yaz biraz da şans eseri Seba Başkan’ ın transfer pazarlıkları sürerken Ayvalık’ ta kaldığı otelde kalmıştık. Başkan’ ın arkadaşı olan otel sahibinin anlattığına göre, yeni evlendiği Cansel’ le Cunda’ da kalan Alpay’ ı görüşmek için çağıran Seba, Alpay sözünü tutmayıp görüşmeye gelmeyince tek kelime etmeden İstanbul’ a dönmüş ve Alpay için Beşiktaş, Beşiktaş için de Alpay defterleri orada kapanmış. Sonrası malum, kendisine yapılan onlarca beste (ki bir çoğu bizim tribüne yakışmayan bestelerdi), Fenerbahçe Stadı’ nda takımının attığı gollerden sonra tribünümüzün önündeki kaleye girip filelere tutunup kale direklerini sarsana kadar havale geçiren Alpay, İnönü’ de formasını sahaya bırakması…


İnönü’ ye dönüşü iple çekilen bir başka isim de Ayhan’ dı kuşkusuz ki hala her maç tepkilerden nasibini alıyor. Kendisinin  transferiyle ilgili unutamadığım şey ise, o yıl Fulya’ daki ilk antrenmandır. Ayhan GS’ ye gitmiş, karşılığında Ahmet  Yıldırım ve Mehmet Aksu bize gelmişti. Sırayla iki oyuncuyu da tribünlere çağıran Beşiktaşlılar daha sonra “iyi ki gittin  Ayhan” diye transferi kutlamışlardı. Zaten öncesinde de taraftarla yıldızının pek barıştığı söylenemezdi Ayhan’ ın. Yine  Daum’lu sezon bir antrenmanda arka arkaya çektiği 18 şutta da kaleyi bulamayan (küsurat verince attığım sanılmasın,  gerçekten saymıştım şutları) ve tercüman Murat Kuş’ tan “Ayhancığım kaleyi bulsun yeter!” uyarısını alan Ayhan’ a tribünden bir ufaklık “hadi lan pamuk prenses” diye seslenmiş, o da tepki verince ortalık karışmıştı. Araya Ali Eren girip ortamı yumuşatmıştı da Shorunmu’ nun “Rahim Hojaaa” seslenmelerine güldüğümüz antrenman devam edebilmişti.

Şu an Spanoulis’ le aynı havayı soluyan Tümer de hepinizin malumu, biz Beşiktaşlıların çoğunu üzen ve şaşırtan bir transfere imza atmıştı. Öyle ki daha bir kaç hafta öncesinde aleyhinde yapılan sinkaflı bestelere eşlik ettiği Fenerbahçe’ ye gitmekte sakınca görmemiş, askerlik tehlikesine karşı yeni başkanının ve paşaların arkasına saklanmıştı. Gerisi belli, burada uzun uzun değinmeye de gerek yok. Merak ettiğim konu bizdeyken sürekli “kitap okuyan entelektüel futbolcu” imajını pekiştiren kitabını Fener’ e gittiğinde bitirip bitirmediği. Ha bir de askerlik mevzuu var tabii, o uğurda daha ne kadar Larissa’ da top tepecek bilmiyorum.

Kısacası “Judas” lar tarihin her döneminde var oldukları gibi sporda da çoklar. Kendilerini kendilerinden başka kim gerçekten sever, kim onlara saygı duyar, kendilerini hangi camiaya ait hissederler ya da Nikopolidis Panathinaikos kaptanlığınından kaç paraya feragat eder kendi bilecekleri iş ama Spanoulis yarın 15 bin Pao’ lunun önüne çıkmadan önce Sergen Yalçın gibi top toplayıcı çocukların eline “Selam, ben Vassilis Spanoulis, sorularınızı alayım” diye bir pankartla çıkıp sempati toplamaya çalışsa kendi adına iyi eder.