Yazar Arşivi

Bir Hayalin Devamı: Lamar Odom

30 Haziran 2011 tarihinde, NBA’de ki mevcut  toplu iş sözleşmesinin sona ermesi, tüm Dünya’da basketbol adına yeni bir dönemin başlangıcı oldu.  Lokavt süresinde oyuncuların kontratlarının geçerli olmaması, teknik olarak tüm oyuncuların serbest olduğu anlamına geliyordu. Ancak FIBA’da oynayabilmek için, oyuncuların temiz kağıdı (letter of clearance) alma zorunluğunun bulunması, oyuncuların Avrupa’da oynayıp oynayamayacağı  adına en büyük soru işaretiydi. İşte Beşiktaş bu noktada kumar oynamaya karar verdi.  Hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği, NBA’in Chris Paul ile beraber en iyi 2 oyun kurucusundan biri olan Deron Williams’ın Beşiktaş ile sözleşme imzalaması, oyuncular adına yeni bir kapının açılması demekti. Bu noktada Beşiktaş’ın açtığı kapı, Rudy Fernandez, Tony Parker, Nicolas Batum ve Andrei Krilenko gibi bir çok NBA yıldızının Avrupa’ya gelmesini sağladı.

Kendi adıma, oynanan Deron Williams kumarından başlangıçta hiç memnun olmadığımı itiraf etmeliyim. Lokavtın en fazla 2 ay süreceğini düşünmemden dolayı, yapılan hamlenin bütün bir sezonu çöpe atmak olduğunu düşünüyordum. Ancak NBA’de toplu iş sözleşmesinin bir türlü imzalanamamış olması ve son olarak oyuncular birliğinin kendini fesih etmesinin ardından sezonun oynanma ihtimali oldukça düştü. Bu durumdan Avrupa’da belki de en karlı çıkan takım oldu Beşiktaş.

Semih Erden’in sakatlanmasının ardından pota altına takviye yapması zorunluluk haline gelen Beşiktaş ismi, kısa süre içerisinde bir çok farklı oyuncuyla  birlikte anıldı. Deron Williams’ın ve Allen Iverson’ın olumlu referansları yardımıyla Amerika basınında geniş yer bulan Beşiktaş, menajerlerin de gözdesi konumuna geldi.  Bu oyuncular içerisinde Beşiktaş’ın ciddi şekilde ilgilendiği isimler öncelik sırasına göre Kevin Love, Brook Lopez, Lamar Odom ve Marcin Gortat’tı. Transferi bir an önce bitirmek isteyen Beşiktaş’ın teklifini, NBA sezonunun  oynanıp oynanmayacağının henüz kesinleşmemesi dolayısıyla Kevin Love reddetti.  Daha sonra Deron Williams’ın takım arkadaşı Brook Lopez ile kısa bir süre görüşülse de anlaşma sağlanamadı. Bu noktada anlaşılması en zor isim olduğunu düşündüğüm Lamar Odom ile anlaşılması ise benim için harika bir sürpriz oldu.

Öncelikle Lamar Odom’un maliyetinden başlayalım. Lamar Odom tüm sezon oynaması durumunda Beşiktaş’tan yaklaşık 700 bin dolar alacak. Bu derece önemli bir oyuncu için maliyetinin çok da fazla olmadığını düşünenlerdenim.  32 yaşındaki oyuncu son 7 yıldır Los Angeles Lakers’da oynuyor. 2009 ve 2010 yıllarında alınan şampiyonlukta takımın en önemli parçalarında biri durumundaydı. Ayrıca geçen yıl ülkemizde düzenlenen Dünya Basketbol Şampiyonası’nda altın madalya kazanan ve 2004 Atina Olimpiyatları’nda Bronz madalya kazanan ABD takımına da ciddi katkılar yapmıştı.

NBA’de 3 ve 4 numaralı pozisyonlarda oynayabilen Odom, geçen yıl Coach K’in tercih ettiği gibi 5 numaralı pozisyonda da oynayabiliyor. Ancak onu sadece 5 numara olarak düşünmek  çok da mantıklı değil. Ergin Ataman’ın da onu 5 numaralı pozisyondan çok Zoran Erceg’in yerine 4 numaralı pozisyonda tercih edeceğini tahmin ediyorum.  Zoran Erceg-Erwin Dudley-Lamar Odom üçlüsü Semih Erden sakatlıktan dönene kadar 4 ve 5 numaralı pozisyonları paylaşacaklardır.

Topla oldukça iyi oynayan bir uzun olması, yarı sahayı hızlı geçmesi, doğru zamanda doğru oyuncuyu bulmak konusundaki kararları onu Beşiktaş adına harika bir transfer yapıyor. Ayrıca sene başından beri yaşadığımız ribaund probleminin de, olağanüstü bir ribaundçu olan Odom yardımıyla çözüleceğini düşünüyorum.

Lakers’da kenardan gelerek 14.4 sayı – 8.7 ribaund – 3 asist yaptığı geçen sezonda en iyi altıncı adam ödülünü kazanan Odom tam bir istikrar örneği. Son 2 sezonda  maç kaçırmayarak 82 maçlık normal sezonunu tamamlamış olması onun bir diğer önemli özelliği.

Sonuç olarak Lamar Odom transferi Beşiktaş’ı bir adım yukarıya çıkarabilecek akıllıca bir hamle. Eğer NBA sezonunun iptali kesinleşirse, oldukça korkutucu bir takım olduğumuz kesin.

http://twitter.com/mumtazdemirci

Beşiktaş Milangaz (Son Gelişmeler)

Uzun zamandır Beşiktaş basketbol takımı adına bir şeyler yazmıyordum. Günü kurtarmak adına her sene yeniden kurulan takım, Bekir Yarangüme-Cüneyt Erden-Serhat Çetin üçlüsüne yapılanlar, sansasyon yaratmak adına yapılan Deron Williams,Kobe Bryant transferi haberleri vb. gibi bir çok sebepten dolayı Beşiktaş’tan ciddi şekilde soğudumu itiraf etmeliyim. Bununla birlikte NBA’de lokavt bittiği zaman büyük ölçüde dağılacak bir takım üzerine bir değerlendirme yapmakta oldukça anlamsız geliyordu bana. NBA’de lokavtın bütün bir sezona yayılabileceği gerçeğinin ortaya çıkmasıyla yeniden kendimi kandırmaya karar verdim. Bu takımın bir sene sonra tamamen dağılacağı gerçeğini düşünmemeye, sezon ortasında oyunculara paralarının ödenmemesi durumunda sinirlenmemeye ve her türlü Yıldırım Demirören saçmalağını görmezden gelmeye kendimi inandırarak yazıyorum bu satırları.

Kısaca sezon başlangıcına bakacak olursak, Dexia Mons karşısında yaşanan şok takımı bir araya getirmiş gibi görünüyor. Belçika’da yaşanan mağlubiyetten sonra takım ardı ardına 10 maç kazanmış durumda. Bu galibiyet serisi içerisinde zirvenin önemli adaylarından Fenerbahçe, Türk Telekom, Pınar Karşıyaka ve Banvit’in olması ilerisi oldukça umut verici. Takımın yakaladığı bu pozitif ivmede Avrupa Basketbolu’na alışmakta zorluk çekmeyen Deron Williams önemli bir rol oynuyor.

Takımdaki artılara kısaca bakacak olursak:

* Deron Williams’ın her geçen maç yükselen performansı Beşiktaş’ın en büyük artısı.  Kendi blogunda yazdıklarına bakılacak olursa, Türkiye’de olmaktan oldukça mutlu görünen Deron Williams, Beşiktaş’ın akıcı hücum etmesindeki en önemli etken.

* Marcelus Kemp geçen sene yakaladığı yüksek şut yüzdesini bu sene de koruyor. Zaman zaman yaptığı anlamsız şut tercihlerinin de azalmasıyla, Kemp Beşiktaş hücumlarının aranan ismi durumunda.

* David Hawkins takımdaki joker gibi. Hem savunmada hem hücumda takıma getirdiği dinamizm onu çok özel kılıyor.  Takımın zaman zaman yaşadığı ribaund probleminin çözümü adına onu daha fazla kullanmak oldukça mantıklı.

* Bir numarada Deron Williams’ın savunmadaki zaaflarını  oldukça iyi kapatan ve hücumda ceza şutlarını oldukça yüzdeli değerlendiren Can Akın takımdaki bir diğer artı. Deron Williams ile uyumu kendi kariyeri adına da oldukça sevindirici. Mete Aktaş’ın deyimiyle, ileride “John Acken” adıyla NBA neden olmasın :)

* Basketbolcu olarak korkutucu bir fiziğe sahip olan Semih Erden’in NBA’de geçirdiği bir yılın ardından kat ettiği aşamada oldukça önemli. Shaquille O’Neal,Kevin Garnett, Jermaine O’Neal gibi NBA’in saygın uzunlarıyla antrenman yapmak bu gelişimin arkasındaki temel sebep gibi. Daha önce yaşadığı mental problemleri de çözmesiyle Beşiktaş’ın pota altındaki en büyük kozu durumunda.

* Cevher Özer’in yıllardır sürdürdüğü şut atabilen bir dört numara rolünü Zoran Erceg mükemmel şekilde oynuyor. Fiziksel olarak çok yeterli olmaması sebebiyle savunmada problem yaşasa da hücumda verdiği katkı çok önemli.

Takımdaki eksilere gelecek olursak:

* Savunmayı bütünüyle ikinci plana atan bir takım görünümündeyiz. Kaç sayı yersek yiyelim daha fazlasını atarız görüşü  hakim gibi takımda.

* Takımdaki pota altı rotasyonu oldukça dar. Semih Erden, Zoran Erceg, Ersin Dağlı üçlüsünün bütün bir sezonu aynı tempoda oynayabileceğini düşünmek hayalcilik olur.

* Türk oyuncuların beklenen katkıyı verememesinden dolayı rotasyonun oldukça dar olması bir diğer problem.

Şu noktada takımı bir adım daha ileri götürecek hamle 4-5 oynayabilen sağlam bir uzun transferi bana göre. Kulislerde iyiden iyiye konuşulan  Luol Deng sansasyonel bir transfer olsa da çok iyi bir hava yakalayan takımın ihtiyacının o olup olmadığı konusunda emin değilim. Tek yabancı hakkının kaldığı bir ortamda Luol Deng Beşiktaş için fazlasıyla lüks gibi. Kesinlikle inanılmaz bir oyuncu Luol Deng. Büyük Britanya takımında gördüğümüz üzere, tek başına bir takımı sırtlayıp götürebilecek bir potansiyele sahip. Ancak sadece şov yapmak adına, oyun stili oldukça benzer David Hawkins’i görmezden gelip Luol Deng’in transferini düşünmek kulağa mantıklı gelmiyor hiç.

Bu noktada adı geçen bir diğer oyuncu Kevin Love Beşiktaş için mükemmel bir transfer gibi. Stili Avrupa basketboluna oldukça yatkın olan Love, takımın zaman zaman yaşadığı ribaund probleminin çözümü adına da harika bir hamle olacaktır. Ayrıca şutların girmediği maçlarda içeriden bulacağı sayılarla takımı ayakta tutabilecek bir güç olması, takımdaki en önemli eksikliği ortadan kaldıracaktır.

Gelecek günlerde neler olur bilinmez ancak lokavtın bitmemesi durumunda oldukça renkli bir takımı izlemeye devam edeceğiz gibi görünüyor.

https://twitter.com/mumtazdemirci

Psikoloji ve Savunma Ribaundları

Hemen hemen her yazıda belirttiğim, artık kronikleşmiş bir hastalık haline gelen savunma problemimiz, her geçen gün biraz daha canımızı yakıyor. Ergin Ataman döneminde kazandığımız maçların tamamına yakınını, belirli bölümlerde gösterdiğimiz savunma direncine borçlu olsak da, maçın bütününe yayılan bir savunma konsantrasyonumuzun olmayışından dolayı istikrarlı bir takım olamıyoruz. Yaşadığımız bu problemler, rakibin iyi yüzdeyle şut kullandığı, ya da bizim olağanüstü yüzdeyle şut kullanamadığımız günlerde hiç de istemediğimiz sonuçları ortaya çıkarıyor.

Temel problemimiz, hücumda bize çok farklı opsiyonlar yaratan Chatman ve Ogilvy ikilisinin, savunmada oldukça yumuşak kalıyor olması. Hücumda kesinlikle olağanüstü bir oyuncu olan  Mire Chatman’in savunmada rakibinin karşısında duramayışı, her maçta rakibin oyun kurucusuna, hücumdaki en verimli günlerinden birini yaşatıyor. Bununla birlikte, hızlı ayaklarıyla hücumda hemen hemen her oyuncuya eşleşme problemi yaşatan Ogilvy, içeri penetre eden kısaları savunmak konusunda da, rakibin uzununu durdurmak konusunda da oldukça yetersiz kalıyor. Takım savunmasının en kritik 2 pozisyonundan beklediği katkıları alamayan her takımda olduğu gibi, bizde istediklerimizi sahaya yansıtamıyoruz. Her ne kadar sakatlıktan döndükten sonra form tutmakta güçlük çekse de,Likholitov sadece pozisyon bilgisiyle bile savunmamızı bir kademe yukarı çıkartıyor. Onun ilerleyen maçlarda ritim kazanmasıyla, içeride yaşadığımız savunma problemi bir nebze de olsa çözülebilir gibi.

Savunmamızın belirli bir istikrara kavuşamamasının bir başka sebebide ribaundlarda yaşadığımız problemler. Maç içerisinde zaman zaman rakibi çok iyi durdurduğumuz anlarda, savunma ribaundlarını alamamız, takımı psikolojik açıdan oldukça yıpratıyor. Pınar Karşıyaka maçında Furkan(8) özelinde rakibe verilen 15 hücum ribaundu, maçın kaybedilmesindeki ana sebepti belki de. Ribaund problemini yalnızca oyuncuların yeteneklerine bakıp çözmek de oldukça güç. Ogilvy’nin oyunda olduğu bölümde, rakibin hücum ribaundlarında çok daha etkili olması tesadüf değil. Özellikle bu bölümde Cevher Özer’in ribaundlarda çok daha aktif olması gerekiyor. Hiç bir takım rakibe bu kadar fazla ikici top şansı vererek maç kazanamaz.

Takımda çözülmesi gereken bir başka problemde Kemp’in organizasyondan uzak oyunu. Kesinlikle öldürücü bir skorer olsa da, doğru şutu kullanmak konusunda başarılı olmadığını düşünenlerdenim. İnsiyatif almaktan hiç çekinmemesini takdir etsem de, belirli bölümlerde arkadaşlarını oyundan soğutuyor olması, hücumdaki akışkanlığı ortadan kaldırıyor. Pınar Karşıyaka maçında 16 sayı geriden gelmemizdeki en büyük pay sahiplerinden biri olan Kemp’in, son topu çok daha akıllıca oynaması, bütün herkesin dileği. İlerleyen maçlarda, umarım bu tarz son topları çok daha mantıklı kullanır.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen takımın olumlu yönleride yok değil. Takımın kazanmak konusundaki kendine güveni oldukça takdir edilesi. Ne kadar geriye düşersek düşelim maçtan kopmuyoruz. Çok kısa bir süre içerisinde maçı kendi lehimize döndürebileceğimize, hem oyuncular, hem de seyirciler inanıyor. Bu özelliğimiz ilerisi için oldukça umut verici. Bununla birlikte Serkan Erdoğan tam bir lider gibi oynuyor. Takımın ihtiyacına göre hem skor bulan hem de arkadaşlarını oynatan Serkan Erdoğan, özellikle Chatman’in oyundan koptuğu anlarda takımı çok iyi idare ediyor. Onun bu tarz performanslarına, play-off’larda sıkça ihtiyaç duyacağız.

Sonuç olarak, hızlı yükselişimiz ne yazık ki savunma kaynaklı problemler sebebiyle son buldu. Olumlu anlamda geliştirdiğimiz yönlerimiz olsa da, çözmemiz gereken daha bir çok sorun var. Bu sorunları çözme konusunda, Ergin Ataman kesinlikle doğru insan. Kısa zamanda, daha iyi basketbol oynamamız dileğiyle..

Savunma mı dedin? Hadi canım sen de!

Basketbolda savunmanın önemini en güzel anlatan insandır belki de James A. Gels. Basketbolla ilgilenen hemen hemen herkes duymuştur “İyi hücum maç kazandırır, iyi savunma şampiyonluk getirir.” sözünü. Bu sözü en güzel örnekleyen iki takımın “San Antonio Spurs” ve “Phoenix Suns” olduğunu düşünmüşümdür hep. Bir tarafta Burak Bıyıktay döneminde oynamaya çalıştığımız “run and gun” tarzı basketbolun gelmiş geçmiş en keyif veren takımı olan “Phoenix Suns” ile diğer tarafta, yaptığı savunmayla istikrarlı bir şekilde NBA’in en iyi takımlarından biri olmayı başaran “San Antonio Spurs”. Bu iki takımın playoff’larda karşılaşması, her zaman ilgi çekici olmuştur benim için. Özellikle 2005 yılında, normal sezonunun en fazla maç kazanan takımı olan Phoenix Suns’ın, batı finalinde San Antonio Spurs karşısında süpürülmesi, doğru hücumun aslında savunmada başladığını çok güzel örnekler.İstikrarlı bir biçimde yüksek yüzdeyle şut atamayabilirsiniz belki ama istediğiniz her an oldukça başarılı bir şekilde rakibinizi savunabilirsiniz, bu güzel oyunda.

Bütün bunlara Beşiktaş penceresinden baktığımızda ise, ne yazık ki durum pek de parlak değil. Maçların belirli bölümlerinde, iyi savunma yapsak da, belirli bir savunma karakterimizin bulunmaması oldukça can sıkıcı bir durum. Savunmada gösterdiğimiz direnç, bütünüyle maça ne kadar konsantre olduğumuzla alakalı. Maç içerisinde yüksek tempoda oldukça akıcı bir oyun oynuyoruz çoğu zaman. Hem savunmada hem de hücumda verimliliğimizin zirve yaptığı bu dönemde, rakibe üstünlük sağlamak konusunda pek de zorlanmıyoruz. Ancak maç içerisinde yakaladığımız bu avantajları, oyunun ilerleyen bölümlerinde çok kolay kaybediyoruz. Maç içerisinde inişli çıkışlı bir grafik çizmemizin, bana göre bir çok farklı sebebi var.

  • Takımın gücünü efektif olarak kullanamaması, bence yaşadığımız iniş çıkışların temel sebebi. Maç sonlarında diri kalamamamızın sonucu olarak, hem savunmada hem de hücumda pasif bir görüntü çiziyoruz.
  • Sistemin işlemesi adına en önemli parça olan Chatman’i ne yazık ki yeterince dinlendiremiyoruz. Ciddi anlamda bir yedek oyun kurucu problememiz var.

  • Kemp oldukça başarılı bir skorer olsa da, zaman zaman organizasyondan oldukça uzak şut tercihlerinde bulunuyor. Oldukça riskli bu atışların girmemesi durumunda, takım halinde oyundan kopuyoruz.
  • Dış şutların cazibesine çok çabuk kapılıyoruz. Tempoyu kontrol edebilmek adına, içeriden hücum etmeyi daha fazla tercih etmeliyiz. Maçın belirli dönemlerinde, içeriden çok kolay sayılar bulabilen Likholitov’u kullanmamız  akıllıca bir tercih olabilir.

Takımın kısa sürede yaptığı büyük sıçramadan sonra, buna benzer bir düşüş yaşamasının, her şeye rağmen normal olduğunu düşünenlerdenim.Kaybettiğimiz Olin Edirne ve kazandığımız Antalya BŞB maçları, ayaklarımızın daha sağlam yere basması adına önemli sebepler sundu bizlere. Savunmada daha konsantre olmamız dileğiyle..

2 Perdelik 2 Oyun

Basketbolun sonucu  kolay tahmin edilebilen bir spor dalı olduğunu düşünmüşümdür hep. Belirgin bir şekilde hücum ya da defans yapan bir tarafın olmaması, oynanan oyundaki güç dengesini çok daha net olarak gösterir bizlere. Basketbol bir süreçtir, bir alışkanlıktır çoğu zaman. İlk bakışta, taraflar arasında belirgin bir güç farkının olması, sürprizlerin yaşanmayacağını düşündürebilir, ancak takımın bir bütün halinde hareketini sağlayan konsantrasyon faktörüdür, sürprizleri yaratan.

Geçen hafta Fenerbahçe Ülker maçını kazanmamızın arkasındaki görünmeyen kahramandı motivasyon. Sahanın her noktasında, bütün halinde hareket eden bir takım vardı sahada. Filmi 1 hafta ileriye sardığımızda, göreceğimiz manzara oldukça merak konusuydu benim adıma. Kendi evinde yüksek skorlar bulan Trabzon’a karşı göstereceğimiz savunma performansı, yıl içerisindeki önemli savunma parametrelerinden biri olacaktı.

Maçın kendisine gelince ise, türü birbirinden tamamen farklı, 2 perdeli bir oyun izledik. İlk yarıda akılalmaz bir dış şut yüzdesiyle oynayan Trabzon karşısında, aklı geçen haftaki galibiyette takılı kalan, birbirinden tamamen kopuk bir oyuncu topluluğu vardı sahada. Özellikle ikinci periyotta, alan savunmasına dönerek oyunu kendi lehine çevirmeyi düşünen Beşiktaş, bulduğu her şutu başarıyla değerlendiren bir Trabzon buldu karşısında. Bu periyotta Trabzon’un, yayın gerisinden, çoğu el üstü olmak üzere 6 üçlük isabeti bulması, Beşiktaş’ın savunmadaki konsantrasyonunu paramparça etti. Serkan Erdoğan’ın ikili oyunlardaki üstün performansı olmasa, çok daha trajik bir sonuç çıkabilirdi ilk yarıda. İkinci yarıda ise, uzun süredir görmek istediğimiz savunma sertliğini ortaya koyan bir Beşiktaş vardı sahada. Periyot başlar başlamaz, rakibin üzerinde baskısını hissettiren Beşiktaş, Serkan ve Ignerski ikilisinin başarılı oyunuyla, kısa sürede maça ortak oldu. İlk yarının tersine, Trabzon’un baskılı savunmaya karşı gerekli reaksiyonu gösterememesi, hücumdaki performansımızı da arttırdı. Bu sayede ilk yarısında oldukça kötü oynadığımız bir maçı, oldukça iyi bir geri dönüşle kazanmayı bildik. Maçla ilgili dikkat çeken detaylara gelince:

  • Sezonun ilk yarısında oynadığımız Tofaş(59 sayı) maçından sonra, en fazla sayı yediğimiz ilk yarı oldu. Bu kadar fazla sayı yememizde, yaptığımız kötü savunmayla beraber, Trabzon’un yakaladığı oldukça yüksek dış şut yüzdesi(9/14) de bu sonuçta etkili oldu.
  • İstediğimiz zaman iyi savunma yapabileceğimizi bir kez daha gördük. İlk yarı boyunca Trabzon’u 5 top kaybına zorlayan Beşiktaş savunması, ikinci yarının ilk 4 dakikasında yaptığı baskılı savunmayla bu rakama ulaştı.
  • Ignerski bi kez daha, ihtiyaç duyulduğunda anahtar rolünü üstlenebileceğini gösterdi. Hem kazandığı toplarla, hem de attığı üçlüklerle, takımın geri dönüşünde çok önemli bir rol oynadı.

  • Takımın yaptığı 24 asistten 12‘sine imza atan Serkan Erdoğan, uzun süredir göremediğimiz oyun kuruculuk yeteneklerini bize gösterdi. Özellikle Chatman’in oyuna kötü başladığı bir günde, takımın geçmişte olduğu gibi tamamen oyundan kopmasına engel oldu.
  • 1/8 gibi felaket bir yüzdeyle geçirilen ilk yarıdan sonra, 8/12 gibi olağaüstü bir yüzdeyle ikinci yarıyı oynamak, mental açıdan gösterdiğimiz ilerlemenin de somut bir kanıtıydı.

  • Ergin Ataman döneminin genelinde olduğu gibi, bir kez daha skor takım içerisinde dengeli dağıldı. Takımda 5 oyuncu, 12 ve üzerinde skor üretti.

Sonuç olarak, iki yarıda, iki farklı oyunun oynandığı bu zor deplasmanda, önemli bir direnç göstererek galip gelmeyi başardık. İstediğimiz zaman ne kadar baş belası bir savunma yapabileceğimizi gördük. Her maç bize bilmediğimiz yönlerini göstermeye devam eden takım, bu kez de ne kadar geriye düşürse düşsün maçı çevirebileceğini gösterdi. Gelişimin sürmesi dileğiyle..

Görünmez Kahraman: Motivasyon

Daha önceki yazımda, Ergin Ataman’la gelen pozitif değişimi anlatmaya çalışmıştım. Türkiye Kupası’ndan itibaren takıma katılan, Serkan Erdoğan ve Marcelus Kemp, kupada zaman zaman oldukça iyi basketbol oynasalar da, tam olarak alışamamalarından dolayı istikrarsız bir görüntü içerisindeydiler. Ancak bu ikili oynadıkları her maç, takıma daha fazla adapte olmalarının da etkisiyle, performanslarını yukarıya taşıdılar. Likholitov’un da sakatlığının geçmesi ve yavaş yavaş form tutmasıyla, takımdaki tüm parçalar bir araya gelmiş oldu. Bütün bu pozitif gelişmeler yardımıyla Fenerbahçe Ülker maçına kadar olan bölümde, çok da güçlü olmayan rakiplere karşı farklı galibiyetler aldık. Bu bölümde takımın göze oldukça hoş gelen bir  basketbol oynaması, ilerisi için umut verici olduysa da, ne kadar ilerlediğimizi görebilmek adına Fenerbahçe Ülker maçı oldukça önemliydi. Bu maçta sert Fenerbahçe savunmasına karşı göstereceğimiz hücum performansı, bizim için önemli bir test verisi olacaktı.

Maç öncesinde bizim tarafımızda bunlar yaşanırken, Fenerbahçe Ülker cephesinde Mirsad Türkcan ve Tarence Kinsey’in olmayışı önemli eksiklikler olarak görünüyordu. Ligde son dönemde, kötü oynadıkları maçları bile bir şekilde kazanmalarının da etkisiyle, aşırı bir güven duygusu hakimdi Fenerbahçe Ülker’de. Bütün bunlarla birlikte, Beşiktaş’ın daha önce basketbolda hiç görmediğim şekilde, maç öncesi kampa girmesi, maça ne kadar önem verdiğini göstermek adına önemli bir detaydı, bana göre.

Maçın kendisine gelince, konsantre olan takımın maç boyunca dominant bir oyun oynayarak kazandığı, görsel açıdan heyecanı yüksek bir derbi oldu. Maçla ilgili dikkat çeken ayrıntılar ise:

  • Beşiktaş attığı basketlerin çok büyük bir bölümünü(29/21) asistler üzerinden buldu. Bu noktada fark yaratan isim, Ergin Ataman döneminde oyuna tamamen hükmetmeye başlayan Mire Chatman’di. Attığı 16 sayının yanında, verdiği 10 sayı pasıyla maçın en iyilerinden biriydi.
  • Ogilvy, her maçta olduğu gibi bu maçta da, Beşiktaş’ın içeriden skor bulması adına, çok önemli bir rol üstlendi. İkili oyunları bitirmek konusundaki başarısı, onu takım için vazgeçilmez kılıyor. Attığı 22 sayı sayının yanında aldığı 9 ribaund,  maç içerisindeki kilit performanslardan bir diğeriydi.
  • Beşiktaş’ın oldukça akıcı bir oyun oynaması, doğru zamanda atılan doğru şutlarıda beraberinde getirdi. Hücumların çok büyük bir bölümünün 15 saniyenin altında bir sürede yapılması, rakibin dengesini tamamen bozdu. Bütün bunların da etkisiyle ortaya oldukça başarılı bir üçlük performansı çıktı. Çoğu doğru şut olan 25 üçlükten 14 isabet çıkarılması maç içerisindeki bir başka önemli ayrıntıydı.
  • Oyuna giren her oyuncudan hücumda veya savunmada katkı almayı başardık. 14 ve üzerinde sayı bulan 5 oyuncunun olması, topun ne kadar iyi paylaşıldığını gösteren bir diğer kritik göstergeydi.

  • Rakibin savunmadaki konsantrasyonun tavan yaptığı üçüncü periyotta, Serkan Erdoğan’ın oyunu, Kerem Tunçeri’den beri özlem duyduğumuz türk lider oyuncu performansıydı. İlk çeyrekte ulaştığı 3 faule rağmen, oyundan düşmeyip, kritik anlarda bulduğu üçlüklerle, takımı ayakta tutmayı başardı.
  • Mustafa Abi’nin savunmada yaptığı katkı ilerisi için oldukça umut vericiydi. Ukic’e yaptığı savunmayla, Fenerbahçe Ülker’in hücumda istediği oyunu bir türlü oynayamamasını sağladı.

  • Fenerbahçe Ülker  gibi savunmasıyla bilinen bir takıma, ilk yarıda atılan 51 sayı, takımın hücum potansiyelinin sınırlarını keşfedebilmek adına önemli bir ayrıntıydı.

Sonuç olarak, Ergin Ataman dönemindeki en iyi oyununu, karşılaştığı en zor rakibe karşı oynadı Beşiktaş. Her maç üzerine birşeyler koyarak ilerleyen, bize farkedemediğimiz yönlerinin olduğunu gösteren bir takım var karşımızda. Bu noktada motivasyon, belki de görünmeyen kahraman. Kısa vadede Trabzon maçı da önemli bir test olacak bizim adımıza. Kendi evinde yüksek skorlar bulan Trabzon’a karşı göstereceğimiz savunma performansı, savunmadaki limitlerimizi görebilmek adına önemli bir gösterge olacak. Motivasyonumuzu hiç kaybetmemek dileğiyle..

Ergin Ataman’la Gelen Değişim

Öncelikle davetlerinden ötürü, siteyi oluşturanlara teşekkür ediyorum . Bundan böyle ben de, Beşiktaş özelinde basketbol yazılarıyla burada olacağım. İlk yazımın konusu, başlıktan da anlaşılacağı üzere Ergin Ataman döneminde yaşadığımız değişim.

Takım sporları içerisinde, koçun sonuca en fazla etki ettiği dalın basketbol olduğunu düşünmüşümdür hep. Stratejinin sürekli karşılıklı hamlelere bağlı olarak değiştiği bu oyunda, koçun maç içerisinde bir satranç oyuncusu gibi kendi kafasında, olası senaryoların hepsini analiz etmesi gerekir çoğu zaman. Hızlı reaksiyon gösterme, doğru hamleyi doğru zamanda yapma, sahip olduğu oyuncuların neler yapabileceğinin farkında olma, bir basketbol koçunda olmazsa olmazlardır belki de. Basketbolda başarı isteyen bir takımın ilk yapması gerekendir, oyuncularının inanabileceği, taraftarın arkasında durabileceği ve en önemlisi kendine yeterince güvenen bir koç bulmak. Olaya Beşiktaş penceresinden bakacak olursak, oldukça şanslı bir konumdayız an itibariyle. Ergin Ataman, inişli çıkışlı bir kariyere sahip olsa da, yukarıdaki tüm özellikleri taşıyan bir koç bana göre.

Yaklaşık 2 aylık döneme baktığımızda oldukça olumlu bir tablo çıkıyor karşımıza.  Bu periyodun özelinde, ilk görünen detay takımın savunma direncindeki gözle görülür artış. Burak Bıyıktay döneminde pozitif olarak göze çarpan hızlı basketbol, Ergin Ataman döneminde de uygulanmakla birlikte, savunmadaki direncin yardımıyla çok daha etkili görünüyor. Doğru zamanda doğru tempoda oynamanın da yardımıyla, maç sonlarında çok daha iyi görünen bir takım var karşımızda. Ergin Ataman döneminde yapılan Marcelus Kemp, Serkan Erdoğan ve Hüseyin Beşok takviyelerinin de takıma çabuk adapte olmasının, ilerisi için umut veren bir diğer detay olduğu söylenebilir.

BESIKTAS COLA TURKA - FENERBAHCE ULKER MACI

Her ne kadar çok mantıklı görünmese de, Iverson’ın bu dönemde takımda olmayışının da hızlı değişimdeki rolü oldukça büyük. İşin sporcu psikolojisi tarafında Chatman, Iverson’ın kariyeri altında eziliyor izlenimi yaratıyordu çoğu zaman. Iverson’ın sakatlığından sonra Chatman’in kafa olarak rahatlaması, o eski triple-double’a yakın performanslarını yeniden görmemizi sağladı. Bu dönemdeki yükselişin en önemli sebebiydi  belki de Chatman’in bu yükselen formu.

Sezon içerisinde yapılan transferlerin, takıma adapte olmasının zaman aldığı herkesçe kabul edilen bir gerçek. Ancak kadrodaki eksiklikleri kapatabilmek adına Beşiktaş’ın bu riski alması kaçınılmazdı. Şanslıyız ki, alınan risklerin hepsinin etkisi pozitif yönde oldu. Kısa rotasyonuna yapılan Serkan Erdoğan ve Marcelus Kemp trasferleri, takıma hücum anlamında oldukça çeşitlilik kazandırdı. Serkan’ın özlenen şut ritmini Beşiktaş’ta bulması, Kemp’in uzun zamandan beri oynamamasından oluşan basketbol açlığını Beşiktaş’ta dindirmesi, yapılan transferlerin oldukça doğru seçimler olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda uzun rotasyonuna yapılan Hüseyin Beşok takviyesi de takımın opsiyonlarının artması adına oldukça önem taşıyor. Son sezonlarda hep dış atış odaklı oynayan Hüseyin’in, Beşiktaş’ta pota altını daha fazla kullanıyor olması da altı çizilmesi gereken başka bir detay.

Yapılan transferlerin haricinde, takımdaki yabancı oyuncuların performansındaki gözle görülür artış, oynanan pozitif basketbolun bir diğer sebebi. Potansiyel anlamında, oldukça iyi görünen Ogilvy ve Ignerski, bu dönemde aldıkları rollerle önemli katkılar yaptılar. Özellikle Ogilvy üzerinden oynanan ikili oyunlar takımın önemli bir hücum silahı haline geldi. Henüz bütün maç boyunca istikrarını koruyamıyor olsa da, maçların belli bölümlerinde rakip için durdurulması güç  bir problem olarak görünüyor, Ogilvy. Aynı şekilde Ignerski’de ikinci Ergin Ataman dönemindeki, en önemli sistem parçalarından biri. Shumpert’te olduğu gibi, rakibe oldukça sorun çıkaran  bir oyuncu olması ve ritmini bulduğunda durdurulması güç bir skorer olması onu çok özel kılıyor.

Kısa zamanda katedilen bunca yola rağmen, takım hakkında bazı soru işaretleride yok değil. Özellikle Iverson konusunda net bir belirsizlik olması oldukça önemli bir problem. Şu an gözlemlenen, Ergin Ataman’ın takımı o olmayacakmış gibi kurduğu yönünde olsa da, her an herşeyin değişme ihtimali de oldukça yüksek. Kişisel görüşüm, her ne kadar onu Beşiktaş forması içerisinde izlemek büyük bir zevk olsa da, sezonun sonuna doğru takıma tekrar katılmasının, negatif bir etki yaratacağı yönünde. Takımdaki bir diğer soru işareti de, artık klasikleşen maddi problemlerin yaşanıp yaşanmayacağı. Yakalanan olumlu havanın bozulmaması adına, bu tür problemlerin yaşanmaması Beşiktaş’ın ligde nereye kadar gidebileceğini belirleyecek.

Sonuç olarak Ergin Ataman, kısa zamanda ilerisi için umut veren bir takım yarattı. Gerçekçi bir adamın penceresinden hala şampiyonluk şansımız çok düşük görünse de, yarışın içerisindeki güçlü oyunculardan biri olduğumuzu bilmek bile değerli bizim için..