Google görsellere girip de ‘’Edu İstanbul’da’’ yazınca, ‘’sadece’’ yukarıdaki fotoğraf çıkıyor karşımıza. Sessiz sedasız gidenler çok oldu ama 2-3 poz vermeden, isminin yazılı olduğu forma ya da atkıyı açmadan direkt kalacağı otel odasına yerleşen yabancı çok nadirdir 4 büyüklerde. Hoş, geldiği güne ait olduğundan emin olmamızı sağlayacak bir emare de yok bu fotoğrafta. (Arkadaki abiler İstanbul’un yerlisi diyen varsa, önünde saygıyla eğilirim) Özetle, ben İstanbul’a nasıl iniyorsam, Edu’da öyle indi. Belki Havaş servislerini bile kullanmıştır…
Forma yarışına gireceği yıldızlar kadar, bir de isim olarak beklentileri karşılayamayan transferlerin, bir numaralı belalısı konumundaki önyargılar vardı yıkmak zorunda olduğu. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, ‘’geçici çözüm olarak getirilen bir forvet’’ üzerinden, dünyanın hiçbir yerinde bu kadar yaygara koparılmaz.
İsim olarak beklentilerin uzağında olsa da, Beşiktaş’ın ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirildiğinde ‘’ne gereği vardı?’’ denilip de, daha havaalanında vurulacak bir adam değildi. Almeida ve Pektemek’in merkezdeki varlığı, kenar için düşünülen Bebe’nin sakatlığı, Simao ve Quaresma’nın istikrarsızlığı… Tüm bunlar tesadüf değildi ve Edu sırf transfer yapmış olmak için alınmamıştı. Santrafor, uzak forvet, biraz da ikinci forvet. Hepsinden vardı bir şeyler ve iki kenara birden çözüm yaratması, bitiricilikteki sıkıntılarının da biraz olsun görmezden gelinmesini sağlayacaktı. (Gerçi biz tam aksine –ama bitiremiyor yaa- kısmındayız hala..)
Uzak forvetlerin Simao ve Quaresma olduğu bir ortamda ‘’onların yokluğunda Edu…’’ diye söze girmek ilk günler için fazlasıyla tahrikkar olsa da , gelinen noktada Edu ‘’sahiplenilmesi’’ gerektiğini çok net ortaya koydu. Bir kere ağır olduğu falan bildiğin şehir efsanesi; aksine seri ve top taşıma özelliği de öyle yabana atılacak seviyede değil, bana kalırsa yeterli de, sürekli oyunun içinde, ama asıl ön plana çıkarılması gereken yönü, kesinlikle oyun görüşü ve zekası. Kafası ciddi anlamda iyi çalışıyor ve çoğu hareket ve tercihleri bilinçli.
Eksikleri yok mu ? Var elbette, mesela son vuruşlardaki yetersizliği, ama alternatif bir uzak forvet için öncelikli aranan da hiçbir zaman bu olmamıştır. Zaten ‘sırf gol kaçırıyor’ diye bir adamı tefe koyup çalmayı da oldum olası anlamamışımdır. Ankaragücü ve Eskişehir maçlarında kaleden bu kadar uzak olmasına rağmen Almeida’dan fazla tehlikeli olması da ‘’işini doğru yapan’’ bir kenar forvet olduğunun en somut işaretiydi aslında.
Ankaragücü maçında girdiği gol pozisyonunda, topla ilk buluştuğu(ilk fotoğraf) andaki yerleşime bakıldığı vakit o topun 2 pasla kale önünde mutlak pozisyona dönüşmesi pek olası gözükmüyor, ama Ernst’e verdiği bir ‘doğru pas’ ve ‘doğru koşusuyla’ savunmayı oyundan düşürüp, maçtaki sınırlı mutlak pozisyonlardan birini ‘’yaratıyor.’’ Skor can sıkıcı evet, ama kendi zekasıyla şu pozisyonu yaratan adama da hakkı bir şekilde teslim edilmeli. Bugün kaçırır, yarın atar. Önemli olan doğruyu düşünüp, uygulayabilmesi. Hani ille de kıyas yapılacaksa, takım içindeki dilediğiniz bir hücumcuyu aynı pozisyonda hayal edip, ne şekilde top kullanacağını kafanızda canlandırabilirsiniz.

Eskişehir maçındaki sağdan devam ettirdiği topsuz koşu ve sezileriyle bir anda kendini pozisyona sokması da en beğendiğim pozisyonların başında geliyor. İlk fotoğrafta ekranın sağında kadraja sadece sol kramponu girmiş (sonra bu adam nereden fırladı demeyin) top daha Fernandes’e gelmeden, bizimki pozisyona uyanıyor ve ağır(!) Edu, koşusunun devamında rakip beki de arkasına alarak, kaleciyle burun buruna geliyor. Tıpkı Ankaragücü maçındaki gibi rakip sahada 2 pasla bu pozisyonların yakalanmasındaki aslan payı hep Edu’nun .

Hafızalardaki tazeliğini koruduğu için son 3 lig maçından (Karabük-Eskişehir-Ankaragücü) birkaç pozisyonu kesip, ön plana çıkarmak istedim. Yukarıda bahsettiğim özelliklerini destekler nitelikte pozisyonlar bunlar.
* Bazı resimler net değil, halka içindekiler Edu (görseller tıklayınca büyür)









Bu pozisyonlardan, Eskişehir maçındaki asist öncesi pas dışında hiçbiri golle sonuçlanmadı, ne girdiği pozisyonlar, ne hazırlamış olduğu pozisyonlar, ne de asist öncesi pası dediğimiz, pozisyon hazırlayıcı paslar… Ama Veli ve Ekrem’in kale sahasından kaçırdığı gollerde, Almeida’nın karşı karşıya değerlendiremediklerinde, sağdan ve soldan taşıdığı toplarda, Hilbert ve İsmail’in bindirmelerindeki alternatif pas kanallarına rağmen doğru tercih ve zamanlamalarıyla hep bir şeyler gösterdi Edu (ki bunların ikisi de sonradan oyuna dahil olduğu maçlar)
Şunun şurasında 3-4 ay daha burada. ‘’Bu adam ne iş yapar!?!’’ diye sorgulanacak kadar da boş bir adam kesinlikle değil. Ekstra bir desteğe gerek yok, anlayalım, sevelim yeter. Zaten sürekli olarak 11′de yer bulduğu da yok, o yüzden bu hoşnutsuz, 7/24 memnuniyetsiz, hiçbir şeyi beğenmeyen, peşin hükümlü profilin de, sanki 3 yıldır katlanıp, sabrediyormuş gibi agresifleşmesini de ne yalan söyleyeyim anlayabilmiş değilim.