Futbolcularımızın uzun zamandır paralarını alamadığını biliyoruz. Onlar çok para kazanıyor, takım aşkı için vs. beylik laflar. Kendisine taahhüt edilen parayı alamayan ve ne zaman alacağı hakkında fikri olmayan bir insan, özellikle futbol gibi yüksek konsantrasyon isteyen bir oyunun parçasıysa, etkilenmemesi mümkün değil. Bütün başarılı kulüpler ödemelerinde sorun yaşanmayan kulüplerdir. Manchester United futbolcularına kulübün önemini ve ağırlığını hissettirdikten sonra “parayı da bir ara alırsınız canım, Manu oyuncususunuz” demiyordur.

Bu şartlarda “her şeyimiz düzgün olsun, yönetim başarılı olsun; futbolcu da 2 ay sabretsin canım” demek bir taraftara yakışmaz. Beşiktaş taraftarı kulübünün saygınlığı ve Beşiktaş formasını sırtına geçiren adamlar için o ödenmeyen paraları sorgulamakla da mükelleftir. Yaptığımız her eleştiride bu gerçeği de göz önünde bulundurmak, kendi adıma vicdan meselesidir.

Ben maddi sıkıntıları sahaya yansıtan futbolcuların derdini anlamaya çalışıyorum. Onlardan Ernst kadar, Egemen, Sivok, Fernandes, Hilbert, Cenk ve aklıma gelmeyen bir çok adam kadar yüksek erdemlerle donanmış olmasını da beklemiyorum. Olsalar onları da kalbimizin baş köşesine çivileriz zaten. Sadece yaşadıkları sıkıntıları anlıyorum. Ama artık bu adamların ve bir kaç ek ismin Beşiktaş’ın üzerinde manevi bir yük oluşturdukları belli oluyor. Demirören yönetimini özetleyen esintilerin ve Mendez etkisinin bu takımdan artık silinmesi gerekiyor. Bu yüzden kişisel olarak çok sevdiğim Almeida, Quaresma artık Beşiktaş’ta kalmamalı. Sahada yürüdüğü, kafasına göre kırmızı kart gördüğü için değil. Bir dönemi üzerimizden silkeleyip atmak için. Çok eleştirdiğimiz Galatasaray maçında 2 gol attırdı, nerdeyse 3 de yapıyordu Quaresma. O giderse üretkenlikte sorun yaşayabiliriz, farketmez. Fernandes dahil olmak üzere, başta Portekizli’ler, bir çok oyuncu “o dönemin” havasını taşıyor bu takımda. Fernandes dahi manevi bir yük artık.

Hem kadroya, hem taraftara yeni dönemin heyecanı ve ışığını vermek için geçmişin manevi yüklerinden kurtulması gerek yeni yönetimin. Maaşlarda düzenlemeye gitmenin de yolu burdan geçiyor ayrıca. Ve iyi bir yönetim gelirse yapacağı ilk iş bu olacaktır diye tahmin ediyorum. Çünkü yeni yönetim önce mali ve yönetimsel olarak kulübü düzlüğe çıkarmakla, tribünleri ve stadı derleyip-toparlamakla ve kaybolan hevesleri şeffaf ve anlaşılır bir dille yeşertmekle yükümlü. Bunlar gerçekleşirse “kısa vadede” puan tablosunda Fenerbahçe ve Galatasaray’la didişemeyiz ama sezon sonuna geldiğimizde puan tablosundaki durum şimdikinden de farklı olmaz.

En büyük korkum ise şimdiki yapıyı, boş söylemlerle ve imzalarla devam ettirmeye çalışacak bir yönetimdir. Kısa vadede coşkusu dahi sönük ve kendine güvenmeyen bir taraftar profili yaratıp, takımın geleceğini daha da karartmaktan başka bir sonuç vermez böyle bir tutum.

EkşiBeşiktaş’tan Jessie’nin bir sözü vardı, mantığı doğru ama öznesi yanlış ve provokatif olduğu için değer kazanmadı çoğu kişinin gözünde. “Beşiktaş Holosko’dur” demişti. Evet, Beşiktaş Quaresma değildir. Beşiktaş Simao değildir. Ama Beşiktaş Giunti’dir, Ernst’tir. Elimizde gerçek kimliğimize dönmemizi sağlayacak fazlasıyla futbolcu var. Mali olarak da düzlüğe çıkmak için gelirler var ve ikna edip, inandırabilirseniz sabretmeye hazır bir taraftar var. Yeter ki “kısa vadede büyük işler başaracağız, hemen şampiyon olup adımızı müzeye yazdıracağız” demesin ve gerçekten iyi birer Beşiktaşlı gibi davransın yönetim. İşte o zaman adlarını belki müzeye değil ama tarihe yazacakları kesindir.