29 Ocak günü Akşam gazetesinde bir röportaj yayımlandı. Yıldırım Demirören “Kulüpler Birliği Başkanı” sıfatıyla İsmail Küçükkaya’ya bazı açıklamalarda bulundu.

Okuduğum andaki mide bulantım geçer mi, hazmeder miyim diye bekledim ama üzerinden 48 saatten fazla geçti, benim iğrenmem geçmedi.

O röportajdan neden herkesin “YILDIRIM DEMİRÖREN YETER” demesi gerektiğini açıkça gösteren bir pasajı aktarıyorum. Tüm röportajı buradan okuyabilirsiniz.

- Gelinen noktada, doğru olan nedir, tam yetkili olsanız ne yapardınız?
En doğrusu, mahkeme sürecini beklemektir. İdeal olan bu. Mahkeme karar versin, boynumuz kıldan ince.
- Yapılabilir mi? 5-6 yıllık bir takvimden bahsediyoruz. Futbolda kanaatle karar verme uygulaması var…
Önce Türk futbolunu kurtaralım. Gerekirse 1-2 yıl fedakarlık yapalım.
- Nasıl yani… UEFA hiçbir Türk takımını Avrupa’ya almayabilir…
Mücadele yöntemini belirleriz. Genel kurulda karar alırız. Gerekirse hiçbirimiz Avrupa’ya gitmeyiz.

3 Temmuzdan bu güne sürekli “Ligimizin marka değeri” teranesi ağızlarda sakız. Başta Yıldırım Demirören olmak üzere şu an ip üzerinde cambazlık yapan tüm isimler bize kişisel çıkarların, küçük olsun bizim olsun mentalitesinin en güzel örneğini sunuyor.

Sırf kendi paçalarını (küçük imparatorluklarını da diyebiliriz) kurtarmak için başta Beşiktaş olmak üzere bunca futbol kulübünün prestijlerini ayaklar altına almayı göze alabilen, ne var gitmeyiverelim Avrupa’ya, UEFA ile ilişkilerimizi askıya alıveririz diyebilecek kadar şuurunu yitirmişlere bir önerim var. Gidin kendinize bir lig kurun. Kendi takımlarınıza isim seçin (Beşiktaş olmasın içinde, tavsiyem marka değerinizi artırmak için “MİLANGAZSPOR” güzel isim) ve kendi kendinize takılın. Ama bu pisliğe BEŞİKTAŞ’ı bulaştırmayın.

İkinci talebim de Beşiktaş taraftarına. Şimdi yetmiyorsa ne zaman yetecek?

“YETER YILDIRIM DEMİRÖREN YETER”

Not: Bu arada bu hokkabazlığın ana sebebinin UEFA ile ilişkileri askıya alıp yürürlüğe girecek UEFA kriterleriniden kaçmak olduğu gibi bir şüphem var açıkçası. Kulübü kendine borçlandırarak UEFA krakeri haline getiren Yıldırım Demirören’in de daha dahiyane bir çözüm bulmasını beklemiyordum.

Yiğit Özgür‘ün bir karikatürünü de paylaşayım arada.