Biraz geç bir yazı oluyor farkındayım ama Eskişehir maçı benim için bahsi edilmeden geçilecek alelade bir maç, sıradan bir galibiyet değildi.

Sıradan bir maç olarak görmüyorum çünkü, şu zamanlarda izlediğimiz Beşiktaş son yılların en efektif ve ‘güçlü’ Beşiktaş’ı. Sitemizden Yuki the Zorba’ya göre de Lucescu döneminin çoğu maçından dahi iyi durumda takım. Eskişehir maçı ışığından yürümeye devam edersek yine; kazanmak istediği, hırslı oynadığı bir maça sakin başladı Beşiktaş. Bu çok önemli bir kriter; normalde kazanmak isteyen ve hırslı olan Beşiktaş maça da fişek gibi girmesi gerektiğini düşünür; kendini paralar, tekmeye kafa sokar; ama sonuç alamaz, oyun dengelenir, ve serseri bir mayınla gol yemezse maçı kazanırdı. Eskişehir maçındaysa ilk 15-20 dakika hatlarını belirledi takım, Eskişehir’in tavrına göre dakikalar geçtikçe daha kendinden emin ve rakibe göre oynamayan ama rakibin durumuna göre tavrını ve şablonunu belirleyen bir takım haline dönüştü.

Türkiye Ligi gibi çoğu takımın sistemsiz olduğu bir platformda, oyuncu kalitesi de iyi olunca; kendini çok yoruyor gibi gözükmeden rakibinizle aranıza uçurum gibi koyabiliyorsunuz. İşte Eskişehir maçında rakibin gardını sakin hamlelerle düşüren Beşiktaş, Türkiye’nin şu an en iyi 3-4 takımından birine karşı, güle oynaya, normalde 5 maçta yakalayacağı kadar çok pozisyonu tek devrede yakalıyor. Çok uzun yıllardır görmediğimiz kadar kendinden emin, gücünü öne geçtikten sonraki belli bir dönem hariç tüm maça yayan ve efektif durumda takım. Cehaletle kurulmuş bir cümle olacaksa mazur görün; bu haliyle Manchester United’ı anımsatıyor bana Beşiktaş.

Tabi öne geçtikten sonra frene basıldığı gerçeği var. Özellikle sitemizden Replanigre ve EkşiBeşiktaş’tan Exavier Mcdaniel’in şikayetçi olduğu bir durum. Ama bu kadar yoğun programda frene basılmasını ben çaresizlik değil, elzem olarak görüyorum. Kondüsyon konusunda uzman iki isim, Koch ve Carvalhal ordayken neden tempo düşürülüyor deme hakkını ben kendimde görmüyorum. Nitekim Eskişehir maçında o frene bastık denilen dakikalardan en az 4 pozisyon, 1 gol çıkardık.

Bu takımın rakibin gardını düşürmüş halinde Quaresma’nın patlayıcı ve takımı sürükleyen ve pozisyon yaratabilen özelliği gelince geleceği nokta bizim beklediğimizin de ötesinde olacak diye tahmin ediyorum.

Şu an iki problem var; aslında takımın çok pozisyona girmesinde baş aktörlerden olan, Almeida’nın gol yapmadaki sıkıntısı ve Hilbert’in sakatlığı. Umarım Hilbert’siz dönemi en hasarsız şekilde atlatır, onun dönüşünden sonra da bir şey kaybetmemiş olarak devam edebiliriz.

Son olarak da; Efes maçındaydım geçen hafta. Pota arkasında 19-20 yaşlarında, sesleri gök gürültüsü kadar kuvvetli, kondüsyonları da Hilbert kadar güçlü gençler vardı. Semtte yetişmiş, semtten gelen bir taraftar profili. Hem de düzgün, adam gibi Beşiktaşlı’lar. Bunların çoğu Kapalı’ya gelemiyor bu sene. Yeni Açık, Eski Açık’mış çoğunun bileti, kombinesi. Eğer uygun fiyatlar olsa, o çocuklar o yaşta abilerinin ilk gençliğinde yapabildiği gibi Kapalı’ya gelebilse, bu tribün bu hale düşmezdi. Şu an Kapalı kan ağlıyor. Gelenler bağırmak istese bile bağırmayı da, tribünü de bilmeyenler.

Kısacası şu kulüpte iyi giden tek şey şu an futbol takımı sanırım. En azından onun tadını çıkaralım.