Yeter ki Onursuz Olmasın Derbi…
2:30 | yuki the zorba |Kas 22
Derbi futbolun en güzel tarafı… Sebebi aynı şehrin, aynı sokakların insanlarının bir stadyuma toplanıp iki ayrı takımı desteklemesi ve arkasından yine kendi sokaklarına dönmesi… Bu derbi dediğin şeyin içinde bu unsur olmayınca maç dönüşüyor… Bu dönüşüm de hiç bir zaman iyiye doğru olmuyor…
Açıkçası uzun uzun yazılacak çok konu var, ama twitter ve bu şike soruşturması alışkanlıkları değiştirdiğinden daha kısa kısa notlar halinde geçeceğim…
Öncelikle stadda “Galatasaray taraftarı yoktu” derlerse inanmayın. Bir tanesi kaşkolunu takmış, yanımda oturuyordu. Üstelik Quaresma vurduğunda ve top içeri girmediğinde bana dönüp, “Noooldu, gol olmadı mıı?” da dedi… Evet, Galatasaray taraftarı ufaklık 9 yaşındaki kız çocuğunu babası bir ümit Beşiktaşlı yaparım diye maça getirdi, ama olmadı…
Fabian Ernst’in dahil olduğu herhangi bir pozisyonda penaltı çalınması için bir uzvunun vücudundan ayrılması gerekiyor… Bu derbilerde çoğu zaman faullere de uygulanabilir genel geçer bir kural. Başka açıklaması yok… Büyüksün Fabian, o sahada çoğu zaman onursuzca seni tahrik etmeye çalışan rakiplerine aldanmadığın için büyüksün.
Hilbert’in 80′li dakikalarda yaptığı bir koşu var… Yanımda maça makinamı götürmediğime pişman oldum. Takım ileri çıktı, Hilbert de desteğe gitti; ama o top kaptırıldı ve Riera’nın önüne geldi… Hilbert bitmeyen ciğeriyle geriye doğru hayatımda gördüğüm en etkileyici deparlardan birini attı ve Riera’ya yetişti… Fakat o deparı atarken vücudunun limitlerini zorlaması, hemen ardından bir ikili mücadelede cansiperane şekilde kendini rakiplerin önüne atışı inanılmazdı… Bunları Boateng yapınca Milano yıkılıyor Kevin Prince Boateng diye. Üstelik bütün tribünlerde Prince formalı insanlar geziyor… O yüzden, Hilbert’i bidon ilan edenler suratlarına maske takmadan sokağa adım atmasınlar. Ayıp…
Veli – Ernst orta sahası arkalarında Aurelio varken ve normal bir maç temposundayken bu ligde ve hatta Avrupa Ligi’nde Beşiktaş’ı kolay lokma etmezler. Veli’nin Ernst’in yanında yaptığı öldürücü pres Galatasaray’ı adeta bitirdi. Sabri’nin sakatlığı sonrası maç iyice çözülecekken Necip de sakatlandı ve işler dengeleniverdi…
Necip’in sakatlandığı pozisyonda Ufajljsujli topa vurmak istiyordu gördüğüm kadarıyla, acaba yanıldım mı? Yanıldımsa o pozisyon penaltı mı?
Ayhan ve Melo ikilisi benim 20 yıllık canlı derbi izleme tarihimin en kötü Galatasaraylarından birini koydular sahaya ilk yarıda. Eboue de ilk yarıda perişan oldu. Benim bu gördüğüm 90 dakikalık Galatasaray ise şanslı bir Fenerbahçe’den ilk fırsatta beş yer…
Muslera’ya yine neyse de, Eboue’nin yaptığı zaman geçirme çabaları gerçekten küçük ve zavallıcaydı. Derbiyi derbi yapan en güzel şey, gerginliklere rağmen kazanma isteğidir. Fenerbahçe İnönü’de son saniyede kalenin önüne gelip o topu içeri sokmaya çalışırken, ya da Beşiktaş 90 artı bilmemnede o topla kaleyi zorlarken derbinin hakkını veriyor. Bu bir eleme maçı değil, o kazandığın bir puan da seni şampiyon falan yapmıyor. O yüzden kimse kendini “derbide alınan bir puanın psikolojik önemi” falan anlatıp kandırmasın, Galatasaray benim izlediğim ve kaybettiği bir çok maç da dahil olmak üzere hiç bu kadar küçük düşürülmemişti.
Tribünlerin bu denli “yabancı madde bağımlısı” olması beni hayrete düşürdü. Ayhan’a, Sabri’ye ya da ne bileyim korner atmak için adeta tribünün içinden topu çekip alan Riera’ya bir şey yapılmazken, gelmeyen gol dolayısıyla Konyaspor’dan beter zaman geçiren Eboue reaksiyonu çekiverdi… Ona da eyvallah da, benim hiç görmediğim kadar malzeme atıldı sahaya… En son benzerini Muhittin Boşat – Beşiktaş maçında yine Kapalı’nın önünde görmüştük. Tasvip etmiyorum ama benim de delirdiğim o maçta artık kendini tamamen kaybeden taraftar, maçı çığırından çıkaran Boşat’ın Ceyhun’a kırmızı kart göstermesine sebep olmuştu… Yarabbim ne saçmalıktı o… Neyse, dün olanlar da fazlaydı. Kusura bakmayın kardeşim Eboue üç abarttıysa hareketi, bizim o yabancı madde hikayesi de üç kat fazla yapıldı. Atmayacaksın, o eline geçeni gerekirse yere vuracaksın ama sahaya atmayacaksın. Bu kadar…
Cüneyt Çakır’ın maç başı çaldığı faul vs. Beşiktaş maçlarında çaldığı faul ve herhangi bir UEFA hakeminin maç başı çaldığı faul vs. Beşiktaş maçlarında çaldığı faul rakamlarını karşılaştırmak istiyoruum. Cüneyt Çakır kötü niyetli bir hakem…
Her pozisyonu geçtim, ikinci yarıda kaleye giderken Galatasaraylılar tarafınan kurtarılan ve dışarı giden topta aut diyen o trionun maç yönetme ehliyetini paramparça etmek gerekiyor…
Almeida’yı beğendim genel olarak. Hemen her topu indirdi, arkadaşlarına alan açtı… Quaresma ise her gün daha kötü…
Numaralı’da uzuuun yıllardır ilk defa maç izledim. alt katın tek bir çıkışı olmasını kim akıl ettiyse helal olsun… Aferin size, sayenizde 15 dakika boyunca tribün içinde yürümek zorunda kaldık.
Maçtan önce semtte görülen “N.Ç. ağladığında” pankartı maçın içinde ya da dışında olan her şeyden güzeldi…
Aklıma birşeyler gelirse devam ederim artık…













4 yorum
Senollar_Birollar_Gider_Yusuflar_Sanlilar_Gelir | 22/11/2011 | 13:15 |
Mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir; maç öncesi kapalı, takım ısınmak için sahaya çıktığında önce Fabian Ernst’i, ardından da Roberto Hilberti tribüne çağırdı. Yeni açık da aynı sırayı takip etti. Her ne kadar belirttiğiniz gibi Hilbert’i dudak bükerek değerlendiren kişiler olsa da, genel anlamda seyircimiz bir şeylerin farkında diye düşünüyorum.
maui | 22/11/2011 | 13:53 |
Bence bu Cüneyt Çakır tam bir sahtekardır…
Dışarıda TFF’nin gazıyla maç alabilmek için FB medyasına yanaşmanın bin bir türlü yolunu buluyor. Nitekim, Aziz Yıldırım kasetinde de olay gayet net anlaşıldı.
Geçen yılki FB maçında Lugano-Ferrari sürtüşmesi damgasını vurmuştu. Oysa Cüneyt Efendi, 45′inci dakikada sol tarafta 3′e 1 yakaladığımız pozisyonu kesmişti. Hem de topun bizde kalıp 3′e 1 gittiğimiz gördüğü ana kadar düdük çalmamıştı.
Ernst’in bahsettiğin pozisyonu bence penaltı değil. Ama bu penaltı değilse Pektemek bu Ulfa…bilmemneye nasıl faul yapmış Cüneyt onu da açıklasın.
Sahaya birşey atmayı çoğu zaman acizlik olarak görürüm. Yakalanmayacağını bilip, sürünün içinde atarsın. Hani sahaya girip koşuşturanlar bile daha cesaretli ya da hakeme/futbolcuya girişenler…
Bunları onayladığımı düşünmeyin. 32 yıldır inönüye gidiyorum sahaya attığım tek şey konfeti niyetine aldığımız yazarkasa fişiydi.
ama kapalı sahaya taş/çakmak/şişe atarken maç devam ediyordu. Bu sürede engin denen itin milleti düelloya çağırmasına bir hakemin seyirci kalması tam bir skandaldır. Sevinç için tribüne koşarsan sarı kart görüyorsun, ama düello daveti yaparsan, tribün suçlu. Biz sahaya attığımız maddelerin cezasını çekeceğiz tamam ama bu itler yaptıklarından neden kurtuluyor.
Hakemin sorumluluğu futbolcunun cezasını vermektir. Melo, maç sonu o hareketi tam Cüneyt Efendi’nin önünde yaparken niye uyarı almadı.
Bunlar sen yaptın ben masumum hede hödöleri olarak algılanabilir.
Ama birkez daha anladım ki bizim Çarşı’nın taraftarlık notu net bir şekilde sıfırdır.
Bence Türkiye’nin en kuvvetli reflekselere sahip/etkili/duygulu/insancıl/sosyal sivil toplum örgütü olabilir. Ama taraftar kimliği hakikaten çok zayıf. Son yıllarda yaştan/çocuk nedeniyle maç izleme işini Kapalı’nın karşı tarafına taşımış biri olarak şunu söyleyebilirim ki hakemi ve rakip takımı en rahat etkileyebilecek noktada hiçbir şey yapılmıyor.
Maçın en kritik anlarında bir bakmışsınız bizimkiler lay lay lomlu marşlar, tezahüratlar. Hakem hatalı karar verir, marşa devam, rakip atakta marşa devam top bizde marşa devam…
Hasbel kader dünyanın önemli stadlarında maç izleme şansı buldum. İnanın hem futbolda hem de taraftarlıkta çok geriyiz. Türkiye’de bu işi en iyi Fener taraftarı beceriyor. O stadda derbi öncesi hakemin kafası yarıldı maç hem oynandı hem de hakem efendi aslan (fener açısından) gibi yönetti.
Derbiler dahil o stadda fenerlilere çıkmayan kartları bir düşünün başta Emre iti olmak üzere, bir de rakiplerin hakemler tarafından nasıl doğrandığına bakın.
Konu 55 bin kişi falan değil. onların stadında da çizgiler tribüne yakın bizde de. Konu takıma sahiplenmek ve karşı tarafı etkilemek.
Rakip takım oyuncuları bizim taraftarı öve öve bitiremiyormuş.
Gazeteci: “Şokşosvski taraftarı nasıl buldun?”
Futbolcu: “Harika, çok etkileyici”
Yorum: Falanca takım oyuncuları atmosferden büyülendiklerini söyledi.
Böyle soran olursa böyle cevap alınır.
Bu işler tamamen mastürbasyon. Kapalı ve ortası kendi mastürbasyonunu yapıyor maçta. Ne çok bağırıyoruz, ne çok gürültü yapıyoruz aman ne sosyaliz…
Eee, tamam da bir kez de hakemi etki altına alalım be gözüm.
Dediğin gibi bir Boşat vakası var bir de galiba Trabzon maçında bir olay oldu.
Onun dışında FB ve GS derbilerinde nedense İnönü’de habire dayak yiyen, şikayet eden biz olduk.
Tekrar ediyorum, Türkiye’deki Çarşı dışındaki sivil toplum örgütleri, Çarşı’nın gösterdiği tepkilerin yarısını gösterse farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
Burada kimse ellerine su dökemez ta ki başlama düdüğüne kadar…
akaang | 23/11/2011 | 12:21 |
@maui
Abi gerçekten çok güzel noktalara değinmişsin, katılmamak elde değil. fakat ben de kendimce bir şeyler eklemek istiyorum
öncelikle geçen seneki cüneyt çakır’ın son dakika kararı başta olmak üzere hakemlerle ilgili kısımların hepsine katılıyorum. ama abi şöyle bir şeyi de atlamamak lazım o da yönetimin etkisizliği. abi bazı şeyleri gündeme taşıyacak o şeyleri gündemde tutacak olan yönetimdir. bizimkiler 4-5 tane çakmak atıyo 2 gündür her yerde ebue, adamlar hakemn kafasını yarıyo 3 gün sonra unutulup gidiyo. veyahut aldığımız cezalar, kadıköy’de ibrahim toraman’a edilen toplu küfürün haddi hesabı yok bizim geçen sene ettiğimiz federasyon aleyhindeki küfürden her maça sonra kapatma cezası. demiyorum ki küfür edelim çakmak atalım aksine, maçta kapalıda ebue’ya çakmak atılan yerin üst taraflarındaydım bas basbağardık atmayın diye. yani bu tarz kurumsal hadiselerde tabi ki taraftarın da dikkat çekmesi gerekir ama bu ve devamı bana göre asıl yönetimin işidir.
Bi diğer hadise çarşı’nın veya beşiktaş taraftarının pompalanması. abi yine kesinlikle ve kesinlikle katııyorum. gerçekten çok abartılıyoruz ve rakibi etki altına almakda da kesinlkle yetersiziz. hea istersek bunu yapabiliyoruz bunu da bana göre dinamo kiev maçında çok güzel yaptık. o iermalenko’nun basın toplantısında dediği bir şey vardı hafif bir faul yaptım çok fazla tepki aldım tarzı. ponpalanma konusunda bana göre bizim en çok dikkat etmemiz gereken şey şokovski örneginde olduğu gibi medyanın boş doldurmalarıdır. ama burda da şurda katılmıyorum abi sana, çarşı bana göre taraftarlık olarak sıfır değil. tamam medyanın pompaladığı kadar üst düzey de değil ve sık sık bunun gazına geliyoruz. ama bu zaten medyanın sadece bize yaptığı bir şey de değil. farklı bir şey gördümü önce zirveye çıkarır en ufak yanlışında yerin dibine sokar.biz de şuan için o farklı olan kısımdayız. yani sadece bizim bunu bilen insanlar olarak bu tarz gazlamalara kolay kolay gelmememiz lazım kanımca.
şöyle bir şey de varki futbol asla sadece futbol değildir diyosak rakibi hakemi etki altına almak her şey de değildir ve bizde bunun dışındaki şeylerde fena değiliz gibi. en azından gibi :D
helldoradotcom | 23/11/2011 | 12:45 |
soylediklerine katiliyorum. ben de mactaydim, yeni aciktan uzak kaledeki pozisyonlari pek suzemesem de kornere giden ve aut verilen topu gorebildim. Hakem’in kotu niyetli ve/veya basiretsiz biri oldugu seneler once kart istemeyen Degado’yu atisinda tescillenmisti zaten. Yere dusene faul vermek kolaya kacmaktir. Elbet avrupa maclarinda da foyasi ortaya cikacaktir. O gunun geleceginden adim gibi eminim. Takim olarak GS’den cok daha iyiydik orasi kesin. Q7 konusunda takimin kanserli hucresi diyebilirim. Almeida ve Simao ise bence halen iyiler.. Sadece Q7 yuzunden az is gorebiliyorlar.. Ilk yarida Almeida’nin indirip de Simao’nun yandan disari vurdugu atak bence superdi!
Yorum yapmak için lütfengiriş yapın