Derbi futbolun en güzel tarafı… Sebebi aynı şehrin, aynı sokakların insanlarının bir stadyuma toplanıp iki ayrı takımı desteklemesi ve arkasından yine kendi sokaklarına dönmesi… Bu derbi dediğin şeyin içinde bu unsur olmayınca maç dönüşüyor… Bu dönüşüm de hiç bir zaman iyiye doğru olmuyor…

Açıkçası uzun uzun yazılacak çok konu var, ama twitter ve bu şike soruşturması alışkanlıkları değiştirdiğinden daha kısa kısa notlar halinde geçeceğim…

Öncelikle stadda “Galatasaray taraftarı yoktu” derlerse inanmayın. Bir tanesi kaşkolunu takmış, yanımda oturuyordu. Üstelik Quaresma vurduğunda ve top içeri girmediğinde bana dönüp, “Noooldu, gol olmadı mıı?” da dedi… Evet, Galatasaray taraftarı ufaklık 9 yaşındaki kız çocuğunu babası bir ümit Beşiktaşlı yaparım diye maça getirdi, ama olmadı…

Fabian Ernst’in dahil olduğu herhangi bir pozisyonda penaltı çalınması için bir uzvunun vücudundan ayrılması gerekiyor… Bu derbilerde çoğu zaman faullere de uygulanabilir genel geçer bir kural. Başka açıklaması yok… Büyüksün Fabian, o sahada çoğu zaman onursuzca seni tahrik etmeye çalışan rakiplerine aldanmadığın için büyüksün.

Hilbert’in 80′li dakikalarda yaptığı bir koşu var… Yanımda maça makinamı götürmediğime pişman oldum. Takım ileri çıktı, Hilbert de desteğe gitti; ama o top kaptırıldı ve Riera’nın önüne geldi… Hilbert bitmeyen ciğeriyle geriye doğru hayatımda gördüğüm en etkileyici deparlardan birini attı ve Riera’ya yetişti… Fakat o deparı atarken vücudunun limitlerini zorlaması, hemen ardından bir ikili mücadelede cansiperane şekilde kendini rakiplerin önüne atışı inanılmazdı… Bunları Boateng yapınca Milano yıkılıyor Kevin Prince Boateng diye. Üstelik bütün tribünlerde Prince formalı insanlar geziyor… O yüzden, Hilbert’i bidon ilan edenler suratlarına maske takmadan sokağa adım atmasınlar. Ayıp…

Veli – Ernst orta sahası arkalarında Aurelio varken ve normal bir maç temposundayken bu ligde ve hatta Avrupa Ligi’nde Beşiktaş’ı kolay lokma etmezler. Veli’nin Ernst’in yanında yaptığı öldürücü pres Galatasaray’ı adeta bitirdi. Sabri’nin sakatlığı sonrası maç iyice çözülecekken Necip de sakatlandı ve işler dengeleniverdi…

Necip’in sakatlandığı pozisyonda Ufajljsujli topa vurmak istiyordu gördüğüm kadarıyla, acaba yanıldım mı? Yanıldımsa o pozisyon penaltı mı?

Ayhan ve Melo ikilisi benim 20 yıllık canlı derbi izleme tarihimin en kötü Galatasaraylarından birini koydular sahaya ilk yarıda. Eboue de ilk yarıda perişan oldu. Benim bu gördüğüm 90 dakikalık Galatasaray ise şanslı bir Fenerbahçe’den ilk fırsatta beş yer…

Muslera’ya yine neyse de, Eboue’nin yaptığı zaman geçirme çabaları gerçekten küçük ve zavallıcaydı. Derbiyi derbi yapan en güzel şey, gerginliklere rağmen kazanma isteğidir. Fenerbahçe İnönü’de son saniyede kalenin önüne gelip o topu içeri sokmaya çalışırken, ya da Beşiktaş 90 artı bilmemnede o topla kaleyi zorlarken derbinin hakkını veriyor.  Bu bir eleme maçı değil, o kazandığın bir puan da seni şampiyon falan yapmıyor. O yüzden kimse kendini “derbide alınan bir puanın psikolojik önemi” falan anlatıp kandırmasın, Galatasaray benim izlediğim ve kaybettiği bir çok maç da dahil olmak üzere hiç bu kadar küçük düşürülmemişti.

Tribünlerin bu denli “yabancı madde bağımlısı” olması beni hayrete düşürdü. Ayhan’a, Sabri’ye ya da ne bileyim korner atmak için adeta tribünün içinden topu çekip alan Riera’ya bir şey yapılmazken, gelmeyen gol dolayısıyla Konyaspor’dan beter zaman geçiren Eboue reaksiyonu çekiverdi… Ona da eyvallah da, benim hiç görmediğim kadar malzeme atıldı sahaya… En son benzerini Muhittin Boşat – Beşiktaş maçında yine Kapalı’nın önünde görmüştük. Tasvip etmiyorum ama benim de delirdiğim o maçta artık kendini tamamen kaybeden taraftar, maçı çığırından çıkaran Boşat’ın Ceyhun’a kırmızı kart göstermesine sebep olmuştu… Yarabbim ne saçmalıktı o… Neyse, dün olanlar da fazlaydı. Kusura bakmayın kardeşim Eboue üç abarttıysa hareketi, bizim o yabancı madde hikayesi de üç kat fazla yapıldı. Atmayacaksın, o eline geçeni gerekirse yere vuracaksın ama sahaya atmayacaksın. Bu kadar…

Cüneyt Çakır’ın maç başı çaldığı faul vs. Beşiktaş maçlarında çaldığı faul ve herhangi bir UEFA hakeminin maç başı çaldığı faul vs. Beşiktaş maçlarında çaldığı faul rakamlarını karşılaştırmak istiyoruum. Cüneyt Çakır kötü niyetli bir hakem…

Her pozisyonu geçtim, ikinci yarıda kaleye giderken Galatasaraylılar tarafınan kurtarılan ve dışarı giden topta aut diyen o trionun maç yönetme ehliyetini paramparça etmek gerekiyor…

Almeida’yı beğendim genel olarak. Hemen her topu indirdi, arkadaşlarına alan açtı… Quaresma ise her gün daha kötü…

Numaralı’da uzuuun yıllardır ilk defa maç izledim. alt katın tek bir çıkışı olmasını kim akıl ettiyse helal olsun… Aferin size, sayenizde 15 dakika boyunca tribün içinde yürümek zorunda kaldık.

Maçtan önce semtte görülen “N.Ç. ağladığında” pankartı maçın içinde ya da dışında olan her şeyden güzeldi…

Aklıma birşeyler gelirse devam ederim artık…