Carvalhal, Quaresma, Fernandes & Hilbert, Ernst, Koch!
13:59 | yuki the zorba |Ara 9
Beşiktaş futbol takımında saha içinde ve saha kenarında genel anlamda öne çıkan iki ekol olduğu konuşuluyor epeydir… Nitekim, sahada Ernst ve Hilbert Alman ekolünü ortaya koyarken, kenarda Koch hepimize güven veriyor… Sezon başında zaten hepimiz Roland Koch’u Daum’dan koparıp getirebilmenin öneminden bahsetmiştik… İşin öteki tarafında Quaresma, Fernandes ikilisini saha içi oyun konusunda diğer arkadaşlarından ayırıyorum. Yanlarında ise onlarla aynı ekolden yetişen Carvalhal, Simao ve Almeida var…
Birbirine net şekilde tezat olduğu düşünülen bu iki ekolün içerisinde Portekiz tarafına haksızlık edildiğini düşünüyorum. Benfica ya da Porto’yu izlediğinizde, ki bizim topçularımızın hepsinin yolu bu takımlardan geçmiş, dönem dönem tam bir Alman takımı gibi oynadıklarını da görüyorsunuz. Örneğin Salı akşamı Porto Zenit karşısında oynarken, oyuncular maç boyu pozisyonlarına ve savunma rollerine sadık kaldılar ve kaybederken de adeta bir Alman takımı gibi kaybettiler. Oyun disiplini, hiç bir zaman duygusal şekilde takımın kendini kaybetmesine yol açmadı… Quaresma ve Fernandes’i milli takımdaki diğer arkadaşlarıyla aynı seviyede oynamaktan koparan faktör zaten bu disipline sahip olmamaları. Bu oyuncuları çok özel yapan da bu, bazen onları tahammül edilmez kılan da bu…
Carvalhal’in tabii ki Koch desteğinde başardığı şey örneğin dün akşam maç 3-1′ken ya da Galatasaray karşısında 0-0′da takım ileride top kaybettiğinde hemen ortaya çıkıveriyor. Bu maç trafiğine rağmen takımın çok büyük bölümü top kaybedildiği anda limitlerini zorlayıp hemen savunma pozisyonunu almaya çalışıyor. Bilgisayar oyunlarında pozisyonunuzu koruduğunuz ölçüde puan aldığınız oyun modları vardır, Beşiktaş takım halinde bu oyunda tam puanı alabilecek kadar iyi pozisyon alıyor… Dünkü pozisyon örneğin Beşiktaş’ın sol kanadında gelişirken, orta sahada Veli, Necip ve sanırım Mustafa hepsi ayrı ayrı delicesine deparlar atıp, pozisyonlarını aldılar ve İsmail’in kanadında kademe oluşturdular… Bunu dönemin Chelsea’si ya da önceki hafta canlı izleme şansı yakaladığım Barcelona hücum oyununun içine çok daha dengeli şekilde yedirip, oyunu karşı tarafa yıkarken; Beşiktaş ise bir İtalyan takımı, örneğin bugünlerin Milan’ı gibi, gruplar halinde ve rakibin etkili olduğu bölgelerde bunu başarıp, hücumu yetenekli hücumcularına bırakıyor…
Tabii Beşiktaş’ın bunu yaptığı oyuncu seviyesi Beşiktaş’ın boyunun ne kadar uzayabileceğinin de göstergesi… Quaresma ya da Simao ileride formda olduğunda, Fernandes bu oyuna katkı yaptığında ve Almeida ofansif anlamda top indirip dağıtmakta üşengeçliğini kırdığında Beşiktaş Şampiyonlar Ligi seviyesinde dahi diş kırabilecek bir futbol oynamaya başlıyor… Bu çarklardan bir tanesi teklediğinde takım kırılganlaşıyor ve seviye aşağılara düşüyor… Milan benzer sayıda ve farklı rollerde hücümcularda Almeida yerine İbrahimoviç, Quaresma yerine Robinho/Pato, Fernandes’in yerine ise Boateng’i koyuyor… İbrahimoviç’in varlığı diğer iki hücuma dönük oyuncu o gün kötü bile olsa onların üst seviye maçları kazanmasını sağlıyor… Quaresma’nın Robinho&Pato ikilisinden daha verimsiz olduğunu söylemek zor. Fernandes ise takıma girdiği günden bu yana Beşiktaş’ın Boateng usulü X factörüne dönüşüverdi. Bu verimde oynarsa takımın ilerleyen dönemi çıkarmasını da kolaylaştıracaktır…
Arka tarafa bakınca ise, Veli’nin, Ernst’in, Sivok’un ve Hilbert’in başını çektiği, akılcı direnç oyunu Egemen’in, İsmail’in ve zaman zaman da Toraman’ın ayak uydurabildiği ölçüde takımı izlenebilir kılıyor… Şu ana kadar takımda sadece üç tane Türk futbolunda büyümüş futbolcu saymamız da işin trajik yanı zaten… Hepsi milli futbolcu olan bu arkadaşlar, İsmail ve Egemen’in insanüstü çabalarına rağmen, bir Ernst & Hilbert ya da Quaresma & Fernandes blokları gibi takımı üst seviyeye çıkaracak akılcı & patlayıcı unsurlar olamıyorlar. Zaten senelerdir kontrollü sınırsız yabancı diye söylenip durmamın sebebi de bu… Egemen’i Toraman, İsmail’i ters kademesinde Ekrem’le oynattığımızda Beşiktaş bambaşka bir takım oluyor. Oysa Egemen’in yerinde Toraman olduğunda kıyamet kopmuyor… Burada benim, sanırım herkesin katılacağı şahsi kanaatim, Hilbert, Sivok ve Ernst sahada olduğu sürece Beşiktaş’ın kolay kolay rakibe teslim olmayacağı.
Benim bu takımdan beklentim ve tabii ki sezondan beklentim çok daha düşük seviyelerdeydi… Şimdi takımı izledikçe, çarkların dönmesi, galibiyetlerin gelmesiyle birlikte bu beklentileri azaltan unsurlar, Quaresma ve Fernandes’in artan iştahlarını gördükçe, daha fazlasını ister noktaya geliyorum… Nitekim çok değil bir ay önce Quaresma’nın takım arkadaşlarının emeklerini çoğunlukla haddinden fazla boşa çıkardığını düşünüyordum… Umalım ki sessiz ve derinden gelip ligin zirvesine, Avrupa’da ise ikinci tur kapısına dayanan takım bu istek ve disiplinini sürdürsün ve önümüzdeki üç aylık yoğun periyodu atlatsın…













2 yorum
pamukk | 09/12/2011 | 14:43 |
hşşşşşşşş sessiz ol tahtaya vur. :|
WiLdHoney | 09/12/2011 | 16:05 |
Kötü haber, Q7 3-4 hafta sahalardan uzak kalacakmış, işte Beşiktaşlı olmak böyle bişey, herşey iyi giderken biranda bir aksilik olmazsa olmaz..
Yorum yapmak için lütfengiriş yapın