Yıllardır; düzenleme yoksunu, orkestrasyon zaafiyetinden bebek kanalı müziklerine benzeyen marşları yazıp yazıp önümüze koyuyor Beşiktaş yönetimleri. Eserlerin bestecilerine, yazarlarına saygısızlık etmek istemiyorum. Onlar da yıllardır bu tip işlerin rica minnetle, hatırla ve pek tabi takım aşkıyla yapılacağını düşünen yönetimlerin verdiği ekmek kadar köfte yapıyor.

Bir takımın marşı önemlidir. Önemini anlatmaya kalkmak dahi aslında, komiktir. Coşkusu yüksek bir partisyondan anladığı sadece elektro gitarla marşın melodisini çalmak olan insanların Beşiktaş gibi bir kulübe marş yapabileceğini beklemekse boş heves…

Aslında beklenen çok fazla şey değil. Yeni güfte, yeni müzikler değil beklediğimiz. Beşiktaş taraftarının yaptığı tezahüratlar yeterince marşa uyarlanabilir durumda. Onları düzgün, üzerinde çalışılmış, ama gerçekten çalışılmış orkestrasyonlarla sunsun Beşiktaş Yönetimi, yeter de artar.

Marşı özel kılan duygusudur, yüksek tempoyla çalınması ve söylenmesi değil. Açın Suavi’nin Tükenme’sini, dinleyin. Orta tempoda gider. Ama coşkuludur, hislidir. Bunu sağlayan düzenlemesi, Suavi’nin vokal icrasıdır. O şarkıy temposunu yükselterek çalarsanız, ruhunu kaybeder. Tıpkı Beşiktaş taraftarının uyarlama tezahüratını marşa çeviren ve şu anda stadda çalanların yaptığı gibi… İyi bir müzisyenin ellerinde o sözlerle, o marş ağlatırdı bizi. Şimdiyse kötü bir taklit, tribün taklidi.

Artık Beşiktaş taraftarı bu konuda maillerle, fakslarla harekete geçmelidir. ‘Bir Gün Değil, Her gün Beşiktaş’ tezahüratını, ‘Gücüne Güç Katmaya Geldik’ tezahüratını alıp; iyi bir müzisyenin ellerine teslim edip, zengin altyapıyla, uygun tempoda, senfonik bir üslupla (tribün gibi LAYLAYLAY değil, onu biz yapıyoruz zaten, iyi de yapıyoruz) düzenlenmesi gerekiyor. Bir takımın marşının olmamasından daha utanç verici değil eli yüzü düzgün bir marşı 2011 yılında yapmak.

Ve en önemlisi ‘hadi takım aşkına, Beşiktaş aşkına goygoyuyla değil, sanatçıya emeğinin ve hakkının maddi karşılığı verilerek yapılmalı bu iş.